“Para yokken yoksul da yoktu zaten.”
Latife Tekin, son romanında kahramanının ağzından böyle söylüyor.
Para icat edildiğinden beri, insanlığın büyük bir derdi olmuştur.
Bugün yeryüzündeki insanların günlük konuşmaları içinde en çok hangi sözcük geçiyor diye bir kayıt yapılsa, hiç şüphe yok, ilk sırada “para” çıkacaktır.
İnsanın kişiliğini, onurunu iki şey yok ediyor; Savaş ve Para!.. Bunu geçmişten de bugün de sayısız örneğine tanık oluyoruz ne yazık ki.

Evrensel gazetesinin 26 Nisan günlü yayınında Anıl Mert Özsoy Latife Tekin’le yaptığı söyleşide, “Dijital Çağ’da paraya ulaşmanın çok yakın, çok kolay, hatta hemenceciğini hissettirmeye dair yanıltsama gücü… Her kuşaktan yoksulun iyi bildiği üç şey vardır, hani şu, bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm dediğimiz. Bu üç kavramın en sert deneyiminden geçer yoksullar.”

Yazar, dijital çağın yarattığı gürültü üzerine kurmuş romanının konusunu.
Paranın bir ses değil, bir baskı rejimi olduğu çağımıza yazılmış yakıcı bir roman olarak belirtiyor kitabın arka kapak yazısında.
Hisse senedi, fon, borsa, coın, tahvil, altın, gümüş, dolar, euro…

Radyolar, gazeteler, televizyonlar bunlarla başlıyor güne ve gün boyu sürüyor yayınlar.
Finansçılar, ekonomistler, piyasa analistleri hepsi birden sadece paradan söz ediyorlar. Öyle çok çıkıyor ki sesleri; “sıcak para”, “kırılgan piyasa”, “sert yükseliş”, daha bir sürü laf…
Gümbür gümbür çıkıyor her birinin sesi.
Gürültüye boğuyorlar ortalığı.
Romanın kahramanı Kikobaki.
Hayali ressam olmak… Ancak koşullar onu meslek lisesinden okumaya zorluyor; muhasebeci oluyor. Sonra da sosyal medyadan küçük ve acemi yatırımcıları, korumak için piyasa yorumculuğuna soyunuyor.
Küçük yatırımcılara özellikle borsadan ve coinden uzak durmaları önerisini hep tekrarlıyor Kikobaki. O piyasanın insanları nasıl soyup ellerindeki varlıklarını hiç ettiklerine örnekler veriyor. Yayınlarında hikayeler anlatıyor, felsefi laflar etmekten de geri kalmıyor.
Para üzerine söylediği şu yorum sanırım insanın bilmesi gereken bir gerçeğin çok güzel, anlaşılabilir bir örneği: “Paranın kendine ait bir sınır hattı var arkadaşlar, o sınır hattı kimi içeri alıp kimi dışarı atacağını kendi kurallarıyla belirliyor…”
Günümüzde yaşadıklarımız, okuduklarımız tam da böyle değil mi?
Sanırım çoğumuz paranın sınır dışı ettiği bireyleriz.
Bir acımasızlık örneği olarak da şu satırların altını çizmişim kitaptan: “İnsan kendi türüne tuzak kuran bir canlı, sebepsiz kötülük çağına girmedik arkadaşlar.”
İnsanın kafası karışıyor ister istemez.
Yaşadığımız günlere ne ad verelim?
Bilgi, bilişim çağı mı?

Yoksa tüm bu olup bitenler farkında olmadan içinde olduğumuz kötülük çağı mı?
Fakir yatıp, zengin kalkma hayali…
Ezelden beri hayal kurmayı seven bir toplumuz. Her sınıftan insanımızın gerçekleşmesi imkânsız sayısız hayalleri vardır. Belki de bize en çok hayal satanları bu yüzden seçiyoruz yönetici olarak. Piyango, loto yasal ya da yasal olmayan bahis oyunlarının toplumda bu kadar çok rağbet görmesi biraz da hayalin peşinde koşmanın göstergesi değil mi?
Bu hayalcilere de bir sözü var, kahramanımızın: “Az parayla çok hayal kurarsan düşürürler seni tuzağa” diyor.

Hayat pahalılığını yıllardır çözememiş bir ülkede yaşıyoruz. Atadan, babadan miras gibi devrediyor yeni kuşaklara pahalılık. Basit, sade bir yaşamı sürdürmenin bedelini ağır ödüyor insanımız.
En iyi ben çözerim diyen politikacıyı seçiyor bu halk, ama her şeyin fiyatı yine de artıyor. Dedim ya atadan kalma bir miras bize, öyle kabullenmişiz artık.
Neden?
“Bugünün fiyatı, dünün işitilmemiş çığlıdır.”
Çok güzel bir yanıt değil mi?
Kulaklarını tıkamış, çığlıklara aldırış etmeyen bir toplum, kaçınılmaz olarak yaşıyor bunu.
Toplumun büyük bir kısmı fiyatların yüksekliğinden şikayet ededursun, küçük bir azınlığın gündemine bakalım şimdi:
“Altın düşer, coin yükselir.
Ama yönünü bilmeyen altınla da Coin’le de kaybeder.
Kalkıp bakın nereye gidiyor bu dünya
Zenginler zamanı hızlandırmak istiyor
Çünkü hızlı akan zaman onlar için fırsat demek
Biraz daha kod, biraz daha veri, birkaç saniye önce gelen bir sinyal.
Geleceği erkenden satın alıp bizi geleceğe sokmayacaklar!
Zamanı öne çekiyorlar kendilerine doğru
Zenginler geleceği gasp ederken biz yoksullar ne yapıyoruz peki?”
Kikobaki’nin, kendisini en çok eleştiren, çocukluk arkadaşı ve en yakın dostu Ramini’ye verdiği yanıt: “Zenginler oyun sahasında değil, oyun sahasında olanlar zenginleri yoksullardan korumakla görevlendirilmiş aracılar, biz bize benzeyenlerle karşı karşıyayız Ramini!”
Bu cümleyi okuyup bitirdiğimde, nedense aklıma Ankara’da madencilerin eylemi geldi gözlerimin önüne… Polislerle işçilerin karşı karşıya durduğu fotoğraf…

Bir de, 12 yıl önce 13 Mayıs 2014’de Soma’da meydana gelen maden faciasında ölen 301 madencinin savunmalarını üstlenen, Çağdaş Hukukçular Derneği Onursal Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı ile Hatay Milletvekili Can Atalay geliyor.

Neyi ve kimi koruyordu polisler, işçilerden?
Bu kavga ya da anlaşmazlık ne zaman başlamış insanlar arasında?
Şöyle yazıyor Latife Tekin: “Eski zamanları düşünelim peki, dünyanın her yerinde bir grup insan böyle bir para sisteminin kurulmasına karşı çıkıyor ve ta o vakitler yeniliyorlar, yetki ötekilerin eline geçiyor, tüm topluluklarda yönetim dışı kalıyorlar, ta o vakitlerden beri yönetim paracıların elinde.”
Latife Tekin’in kitabının yazım tekniğine, kurgusuna ve edebi metnine ilişkin düşüncelerimi bilerek yazmadım. Hem yazıyı uzatmış olurdum hem de konusunun yakıcılığını etkilemekten çekindim.
Çünkü, günümüzün en can yakıcı sorununa dair içerdiği mesajlar çok daha önemliydi.
“Ey insanlık senin yolculuğun nereye?” diye sorduruyor yazar romanının kahramanına.
Bu soruya kitabın sonlarında veriyor yanıtı. Ben de bu yazıyı o yanıtla bitiriyorum…
“Yeni bir kölelik çağına yuvarlayacaklar insanlığı.”
Dilerim insanlığın sesi, paranın gürültüsünü boğar.
Sözü edilen yeni bir kölelik çağı hiç gelmez…
