Niyazi Pakyürek
Niyazi Pakyürek

Dünyayı imrendiren eski Türk Adliyesi

Köşe Yazısını Dinle

Bugünkü İngiliz hâkimlerinin ceplerinde devletin verdiği birer çek vardır. Bu sayede hâkim, fevkalade bir ihtiyacı olduğu zaman resmi ödeneğinden ayrı olarak istediği kadar para çekmek yetkisinden istifade etmediğini göstermiştir!

Doğruluğun bu derecesi bir çeşit meleklik demektir. Eski Türk örneğine göre kurulmuş olan İngiliz adaleti işte böyle insan şeklindeki meleklerin elindedir.

Gerileme devrimizden önceki Türk hâkimleri de her melekliği gölgede bırakmış insanlardır. Baş hâkim durumunda bulunan ilk Şeyhülislamlar Osmanlı tarihinde nurlu bir silsile gibi sıralanır. Koçi Bey in izahına göre azamet devrimizdeki şeyhülislamlar” kaydı hayat” ile tayin edilir ve ancak istifa ile yerlerinden çekilirdi. İlmi eserleri ve tertemiz şahsiyetleriyle milletin hürmet ve emniyetini kazanarak o büyük ve sarsılmaz mevkiye çıkan bu çok kıymetli ve yüksek karakterli ilim adamları en heybetli padişahlar üzerinde bile nüfuz ve tesir sahibi oldukları için, icabında onlara bile doğru yolu göstermekten çekinmemişlerdir.

İçlerinde her ne şekil ve surette olursa olsun hak yemeğe tenezzül etmiş pek yoktur. İlk Osmanlı Şeyhülislamı Molla Fenari Bursa kadısı iken Yıldırım Bayezid’ın mahkeme huzurundaki şahitliğini reddetmiştir. Üçüncü Şeyhülislam Molla Fahreddin İkinci Murad’ın yapmak istediği tahsisat zammını “israf” diye kabul etmemiştir. Dördüncü Şehülislam Molla Hüsrev’i, Fatih Sultan Mehmed İamam-ı Azam’a benzetmiştir.  Beşinci Şeyhülislam Molla Gürani, Fatih’in teklif ettiği vezirlik makamını reddettikten başka, o şanlı talebesini daima sert sözlerle ikaz etmekle ve doğruyu göstermiş olmakla meşhurdur.

Dokuzuncu Şeyhülislam Zembilli Ali Efendi II. Beyazid, Yavuz ve Kanuni gibi padişahları titretmiş, Sultan Beyazid’in bir mülakat isteğini reddetmiş ve bilhassa Yavuz devrinde pervasız müdahaleleri ile yüzlerce insanı idamdan kurtarmıştır. Yine Yavuz Sultan Selim, Mısıra Seferinde onuncu Şeyhülislam İbn-i Kemal’in atının ayağından sıçrayan çamurlara bulanmış kaftanının, öldükten sonra türbesindeki sandukasına örtülmesini vasiyet etmiştir.

Kanuni ve İkinci Selim devirlerindeki Onbeşinci Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin şanlı adı yüzyıllarca halk ağzında nurani bir ilim ve adalet sembolü şeklinde yaşamıştır.

İşte bu muhteşem silsilenin vücuda getirdiği Türk Adliyesi, İngiliz yazarlarından Downey’in izahına göre nihayet Sekizinci Henri devrinde İngiliz Adliyesi ıslah edilirken örnek ittihaz edilmiştir. Birçok Batı kaynaklarında o eski Türk Adliyesi’nden hep hayranlıkla ve hürmetle bahsedilir.

 

Suyun marifeti

Hem şair, hem bestekâr ve aynı zamanda nüktedan olan Sultan Abdüaz’in mabeyncilerinden birinin şiddetli sel altında kalan köşkü birden bire yıkılıvermiş, eşyasıyla kitapları harap olmuş, hatıraları mahvolup gitmiş; adamcağız çok perişan; Sultan Aziz onun bu halini görünce teselli vermek için felaketini şöyle izah etmiş:

Kendini üzme, boş yere canını sıkıyorsun. Su denilen şey hem el yıkar, hem ev yıkar!

ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİĞER YAZARLAR

TÜMÜ

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X