Dedem Korkut gelip şadılık çaldı; boy boyladı, soy soyladı…
Her toplumun kendisini ayakta tutan, geçmişten geleceğe aktardığı ortak değerleri vardır. Bu değerler bazen bir destanda, bazen bir türküde, bazen de nesilden nesile anlatılan hikâyelerde yaşar. Nasıl ki bir Yunan için Odysseus, bir Alman için Faust yalnızca edebi bir kahraman değil aynı zamanda bir medeniyetin hafızasını temsil ediyorsa; Türk Milleti için de Bilge Ata “Dede Korkut” aynı anlamı taşır. Yüzyıllar önce sözlü gelenekte şekillenerek günümüze ulaşan “Dede Korkut Hikâyeleri” de, yalnızca edebî bir miras değil; aynı zamanda Türk toplumunun karakterini, yaşam anlayışını, ahlakını ve kültürel kimliğini yansıtan güçlü bir kaynaktır.

Bugün teknolojinin hızla geliştiği, bireyselliğin ön plana çıktığı ve kültürel değerlerin zaman zaman geri planda kaldığı bir dönemde yaşıyoruz. Ancak toplumları güçlü yapan yalnızca ekonomik kalkınma ya da teknolojik ilerleme değildir. Asıl güç; dürüstlük, adalet, aile sevgisi, dayanışma, merhamet ve sorumluluk gibi ortak değerlerin yaşatılmasından gelir. İşte Dede Korkut Hikâyeleri, bu değerleri canlı örneklerle anlatan ve her dönemde okunmayı hak eden eserlerin başında gelir.
Dede Korkut Hikâyeleri’nin en dikkat çekici yönlerinden biri “kahramanlık” anlayışıdır. Günümüzde kahramanlık çoğu zaman fiziksel güçle veya savaş kazanmakla ilişkilendirilmektedir. Oysa hikâyelerde gerçek kahraman; cesur olmasının yanında dürüst, sözünün eri, merhametli ve adaletli olan kişidir. Güç, tek başına bir üstünlük ölçüsü değildir. Güç ancak doğrulukla birleştiğinde anlam kazanır. Bu nedenle hikâyelerde yiğitler yalnızca düşmanlarını yenerek değil, mazlumu koruyarak ve toplumsal düzeni sağlayarak saygı kazanırlar.
İşte böyle bir durumda, Oğuz’ların başına gelen “Tepegöz” felaketinde yeni bir kahraman sahneye çıkar. “Basat…” Sadece kendi onuru için değil, bütün halkının geleceği için savaşır. Tepegöz’ü yenmesi bir kahramanın kişisel gücünü toplumun iyiliği için nasıl kullanması gerektiğini bizlere gösteren muhteşem bir örnektir. Böylece Basat’ın hikâyesinde, “güçlü olmanın başkalarına hükmetmekten değil onları koruyabilmekten geçtiğini” görürüz… Kahramanın öncülüğünde toplum; ortak geleceğe, ortak iyiliğe, ortak insanlığa değer verir… Bugün yardım ettiğimiz kişi, toplum, halk yarın bizi hatırlamasa bile, dünya bizim nasıl insanlar olduğumuzu daima hatırlayacaktır…

Türk kültüründe “söz namustur” anlayışı Dede Korkut Hikâyeleri’nin temel taşlarından biridir. Kahramanlar verdikleri sözü yerine getirmek için büyük fedakârlıklar yaparlar. “Çünkü güvenin temelinde dürüstlük vardır.” Günümüzde insanlar arasındaki en büyük sorunlardan biri güven eksikliği olarak görülmektedir. İş hayatında, sosyal ilişkilerde ve aile içinde verilen sözlerin tutulmaması birçok problemi beraberinde getirmektedir. Dede Korkut ise yüzyıllar öncesinden bize güvenilir insan olmanın toplum için vazgeçilmez olduğunu hatırlatmaktadır. Birbirimizin rakibi olmadığımızı, ortak geleceği paylaşan dostlar, yoldaşlar olduğumuzu, birimizin kaybının hepimizin kaybı olduğunu hatırlatır.
Bamsı Beyrek ve Banı Çiçek’in hikâyesinde bunu görürüz. Beyrek 16 yıl Bayburt Hisarı’nda esir kalmasına rağmen, kalenin kızının yardımıyla kaçması, bir ozan kılığında düğüne gelmesi, ok atma, kopuz çalma gibi maharetleriyle kendini kanıtlamasıyla Banı Çiçek’e kavuşur ve vuslat gerçekleşir. Beyrek’in hikâyesi, zaman zaman karşımızda türlü zorluklar olabileceğini, ancak bizim hazırlıklı bir toplum olduğumuzu hatırlatır. Bugün bize güç ve güven veren bu zorlukların büyüklüğü değil, onları aşabilecek tecrübeye sahip oluşumuzdur.
Hikâyelerde “aile kurumu” büyük önem taşır. Anne ve baba yalnızca çocuklarını büyüten kişiler değildir; aynı zamanda onların karakterini şekillendiren ilk öğretmenlerdir. Evlatlar ise ailelerinin onurunu korumak, büyüklerine saygı göstermek ve onların duasını almak için çaba gösterirler.
Begil Oğlu Emren’in hikâyesinde olduğu gibi… Sınır beyi Begil, ava çıktığında atından düşüp ayağını kırar. Onun yatağa bağlı ve savunmasız kaldığını duyan düşman krallığı bunu fırsat bilip hemen obaya saldırır. Begil çaresizlik içindeyken, bıyığı yeni terlemiş oğlu Emren öne çıkar. Babasının zırhını giyip atına atlar; başta tecrübesizliğinden dolayı zorlansa da Allah’a sığınarak düşmana korkusuzca saldırır. Savaş meydanında gösterdiği bu büyük cesaretle düşman kralını alt eder, onu vergiye bağlar ve hem babasının onurunu hem de yurdunu kurtarır. Böylece babasının hanına olan kırgınlığı da biter ve oba eski gücüne kavuşur.
Günümüzde yoğun iş temposu, dijital yaşam ve bireysel hedefler nedeniyle aile bireyleri aynı evde yaşamalarına rağmen birbirlerinden uzaklaşabilmektedir. Oysa Dede Korkut’un anlattığı aile modeli, sevginin, saygının ve karşılıklı sorumluluğun üzerine kuruludur. “Aidiyet” duygusu ön plandadır. Biz aynı topluluğun üyeleriyiz. Bununla gurur duyuyoruz ve bu yolda emek vermeliyiz… Tıpkı büyük Türk Milleti’nin Orta Asya’dan Balkanlara uzanan büyük bir aile olması gibi…
“Anne figürü hikâyelerde sevginin ve fedakârlığın sembolüdür.” Boğaç Han’ın annesi oğlunun yaşaması için büyük çaba gösterir. Yaralı oğlunu arar, onun iyileşmesi için uğraşır ve şefkatini gösterir. Türk kültüründeki anne sevgisi ve fedakârlığın sembolü haline gelir.
Yine Kan Turalı Selcen Hatun hikâyesinde, Kan Turalı zor duruma düştüğünde, Selcen Hatun’un atına binip, kılıç kuşanıp, eşini kurtardığını görürüz… Eşlerin birbirine ve aileye desteği üzerine en çarpıcı hikâyelerden birisidir.
Bu yaklaşım, Türk aile yapısının tarih boyunca neden güçlü kaldığını anlamamıza da yardımcı olmaktadır. Zira bu yapı merhamet, empati ve sorumluluk üretmiştir… Acı çeken insanlara karşı kayıtsız kalmamış, kendini onların yerine koymuş, sorumluluk almış ve çözümler üretmiştir.
Dede Korkut Hikâyeleri’nde “dayanışma ve mücadele ruhu” da son derece güçlüdür. Bir kişinin yaşadığı sıkıntı yalnızca onun sorunu olarak görülmez. Obanın bütün bireyleri gerektiğinde birlikte hareket eder, yardımlaşır ve birbirlerinin yanında olur. Eğrek ve Seğrek’in hikâyesinde görürüz ki; Büyük kardeş Eğrek, bir baskında esir düşüp kaleye kapatılmıştır. Yıllar sonra gerçeği öğrenen küçük kardeş Seğrek, annesi ve babasının tüm engellemelerine, önüne çıkardıkları evlilik gibi bahanelere rağmen abisini kurtarmak için yola çıkar. Yolda savaşmaktan yorgun düşüp bir ağaç altında uyuyakaldığında, düşmanlar uyanıklık yapıp onu öldürmesi için zindandaki abisi Eğrek’i gönderir. İki kardeş birbirini tanımadan kapışacakken, eldeki kopuz ve söyledikleri maniler sayesinde öz kardeş olduklarını anlarlar. Zindanda geçen yılları unutturan bu kucaklaşmanın ardından sırt sırta verir ve kaleyi darmadağın ederek eve dönerler.
Bugün doğal afetler, ekonomik krizler veya toplumsal sorunlar yaşandığında insanların birbirlerine destek olmalarının ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Toplum olmanın anlamı yalnızca aynı coğrafyada yaşamak değil, zor zamanlarda omuz omuza verebilmektir. Zorluklara rağmen hedeften vazgeçilmez!
“Adalet” kavramı hikâyelerde sürekli vurgulanır. Haksızlık yapan kişinin kim olduğuna bakılmaksızın yanlış davranış eleştirilir. Güçlü olanın değil, haklı olanın yanında durmak esastır. Toplumun düzeni ancak adaletle sağlanabilir. Kırk namerdin iftiraları sonucu Dirse Han oğlu Boğaç Han’ı vurur. Ancak gerçek ortaya çıkınca haksızlık anlaşılır ve adalet yerini bulur. Bugün de hukuk sistemlerinin temel amacı aynı ilkeye, “adaletli karar vermenin önemine” dayanır. İnsanlar adaletin var olduğuna inandıkları sürece toplumsal güven güçlenir. Bir haksızlık varsa bu düzeltilmelidir ve eşit, adil biçimde düzeltileceğine dair umut daima tazedir… Zira toplumda öfkeye yer yok, adalet ve umuda inanç vardır!
Hikâyelerde “doğaya duyulan saygı” da dikkat çekmektedir. İnsan ile doğa arasında güçlü bir bağ vardır. At yalnızca bir ulaşım aracı değil, dosttur. Su, ağaç, dağ ve bozkır yaşamın ayrılmaz parçalarıdır. Modern dünyada çevre sorunlarının giderek arttığı düşünüldüğünde, doğayla uyum içinde yaşama anlayışının ne kadar değerli olduğu daha iyi anlaşılmaktadır.
“Kadınların hikâyelerdeki yeri de oldukça önemlidir.” Kadınlar yalnızca ev işleriyle ilgilenen kişiler olarak gösterilmez; gerektiğinde cesaret gösteren, akıl veren, ailesini koruyan ve toplum içinde saygın bir yere sahip bireylerdir. Bu yönüyle Dede Korkut Hikâyeleri, Türk kültüründe kadının tarihsel konumuna ilişkin önemli ipuçları sunmaktadır. “Zira İbn Fadlan Seyahatnameleri” gibi tarihsel örneklerde her nedense Arap seyyahların Türk toplumunda en çok yadırgadıklarını ifade ettikleri durum kadınların toplumdaki eşit konumu olmuştur.”
“Gençlerin Yetiştirilmesi” de hikâyelerin temel konularındandır. Bir gencin yalnızca güçlü olması yeterli görülmez. Saygılı, dürüst, çalışkan ve sorumluluk sahibi olması beklenir. Çünkü geleceğin liderleri bugünün gençleridir. Günümüzde eğitim sistemlerinin temel amacı da yalnızca bilgi vermek değil; aynı zamanda iyi insan yetiştirmektir. Bu bakımdan Dede Korkut’un verdiği mesajlar hâlâ güncelliğini korumaktadır. Yine “Gururlu Türk Gençleri” yetiştirmeyi amaçlar. Kazan Bey’in Oğlu Uruz Bey’i’ eğitip, yetiştirmesi sürecinde olduğu gibi. Çünkü Dede Korkut da bilir ki; gerçekten güçlü milletler yalnızca zengin olanlar değil, her çocuğuna fırsat sunabilen milletlerdir. Bugünkü modern anlamıyla demokrasilerde yer alan temel “fırsat eşitliği” yaklaşımını görürüz.
Bir başka ve çok önemli değer ise “vatan sevgisi”dir. Hikâyelerde yaşanılan topraklar sadece üzerinde yaşanılan bir yer değildir; uğruna mücadele edilen, korunan ve gelecek nesillere emanet edilen kutsal bir değerdir. Vatan sevgisi bireysel çıkarların önünde tutulur. Salur Kazan esir düştüğünde Oğlu Uruz’un boy çıkartıp, savaşarak babasını ve Oğuz beylerini kurtarması, Oğuz birliğinin korunmasında olduğu gibi… Bu anlayış, tarih boyunca Türk milletinin karşılaştığı zorlukları aşmasında önemli rol oynamıştır. Büyük Türk Milleti’nin bir ferdi olarak bununla gurur duyup, bu ulusu emek vererek geleceğe taşıma ideali vardır.
Ve en nihayetinde Dede Korkut’un kendisi ise hikâyelerin en “bilge ata” karakteridir. O yalnızca olayları anlatan biri değildir; gerektiğinde anlaşmazlıkları çözen, birlik ve düzeni pekiştiren, doğru yolu gösteren ve insanlara öğüt veren bir rehberdir. Bilgeliğin yaştan çok tecrübeyle kazanıldığını gösterir. Oğuz töresini ve değerlerini gelecek nesillere aktarır. Günümüzde bilgiye ulaşmak kolaylaşmıştır; ancak bilgeliğe ulaşmak hâlâ zordur. Çünkü bilgelik yalnızca bilgi sahibi olmak değil, doğru zamanda doğru kararı verebilmektir. Ve bilge Dede Korkut bilir ki; bir dervişin inandığı tek bir öğrencisi, gün gelir koca bir ülkenin kaderini değiştirebilir!
İşte dostlar, elbette her çağ kendi şartlarını, kendi sorunlarını ve kendi ihtiyaçlarını beraberinde getirir. Bugünün dünyası, Dede Korkut’un yaşadığı dönemden çok farklıdır. Teknoloji değişmiş, devlet yapıları dönüşmüş, toplumlar küreselleşmiş, mücadele alanları farklılaşmıştır. Ancak insanı insan, milleti millet yapan temel değerler değişmez. Adalet, dürüstlük, dayanışma, merhamet, aile, bağımsızlık ve ortak aidiyet duygusu; hangi çağda yaşanırsa yaşansın güçlü toplumların temelini oluşturmaya devam eder.
Tam da bu nedenle, Dede Korkut Hikâyeleri yalnızca geçmişin hatırası olarak okunmamalıdır. Bu hikâyeler, geleceği inşa ederken başvurabileceğiniz güçlü bir değerler hazinesidir. Bugün yeni bir toplumsal vizyon oluşturmak istiyorsak, bunu yalnızca başka coğrafyaların fikirlerini kopyalayarak değil, kendi tarihimizin ve kültürel hafızamızın üzerine inşa etmek zorundayız. Çünkü kökü olmayan hiçbir düşünce uzun ömürlü olamaz.
“Dede Korkut’un anlattığı “bağımsızlık ruhu ve Oğuz ilinin bağımsızlığının korunması”, bugün emperyalizmin her türlüsüne karşı milletin kendi iradesini savunabilen bir “özgürlükçü/anti-emperyalist” anlayışa ilham verebilir. Hikâyelerdeki “dayanışma ve obanın birlikte hareket etmesi” kültürü, yalnızca bireysel kazancı değil, toplumun ortak yararını gözeten “kamucu” bir yaklaşımın önemini hatırlatabilir. “Adalet, töre ve hak anlayışı”, hukuk karşısında herkesin eşit olduğu “cumhuriyetçi ve adil” bir hukuk devleti idealini güçlendirebilir. Burla Hatun’un, Banı Çiçek’in ve Selcen Hatun’un cesareti ile toplum içindeki saygın konumu, kadınların hayatın her alanında eşit hak ve fırsatlara sahip olması gerektiğini gösteren “anti-cinsiyetçi” tarihi bir miras olarak değerlendirilebilir. Atı, suyu, dağı ve bozkırı yaşamın ayrılmaz parçası olarak gören “ekolojik duyarlılık anlayışı” ise, doğayı tüketilecek bir kaynak değil, gelecek nesillere bırakılacak bir emanet olarak gören “ekolojist” bir bilinci besleyebilir. Oğuz ilinin milli birliğini ve yurdunu koruma düşüncesi de, ortak tarih, ortak kültür ve ortak gelecek etrafında birleşen kapsayıcı bir “milliyetçi” anlayışa ilham verebilir.
Ve Bilge Dede Korkut bize hatırlatır ki; ortak akla dayanan, adaleti esas alan ve yöneticiyi millete karşı sorumlu gören, bugünkü ifadesiyle “demokratik yurttaşlık ve akla dayalı yönetim anlayışı”, güçlü devletin en sağlam temelidir.
“Dede Korkut Hikâyeleri bugün yeniden okunduğunda şunu görürüz. Onun günün koşulları için anlattığı ancak yenilenerek bugüne ulaştırdığımız (bağımsızlıkçılık, kamuculuk, adaletçilik, cumhuriyetçilik, demokratlık, eşitlikçilik, ekolojicilik, milliyetçilik) “yeni bir siyasi pusula, doktrin ya da ilkeler seti olabilecek bu sekiz ilke/kut”, tek bir bütünün parçalarıdır. Çağın ihtiyaçlarına göre yeniden yorumlandığında, bürokrasiden, siyasete, kültürden milli eğitime, bugünün Türkiye’si için güçlü bir ahlaki ve ‘toplumsal hedef’ oluşturabilir. Çünkü milletleri ayakta tutan yalnızca ekonomik güç ya da askeri kudret değildir; ortak idealler etrafında kenetlenebilme iradesidir.”
Bugün kendimize sormamız gereken en önemli sorular şunlardır: En alt kurumdan en üst devlet kurumuna, eğitim sisteminden, siyasete, ekonomiden kültür politikalarına kadar hangi ortak değerler etrafında birleşiyoruz? Bizi aynı millet yapan temel ilkeler nelerdir? Eğer bu sorulara kendi tarihimizden ve kültürümüzden hareketle güçlü cevaplar verebilirsek, yalnızca geçmişimize sahip çıkmakla kalmamış, geleceğimizi de sağlam temeller üzerine inşa etmiş oluruz…
Dedem Korkut gelip şadılık çaldı… Bu Oğuznameyi düzdü… Ulu Tanrı seni namerde muhtaç etmesin! Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun! Amin deyenler Tanrı’yı görsün!
Şimdi sıra, bu kut’lu mirası geleceğe taşıyacak yeni bir boy yazmakta… Boy boylayacak, soy soylayacak olan biziz…
Bağımsızlık Ruhuyla!

