Tefekkürden maksat ilmimizi, imanımızı artırmak, görüp yaşadıklarımızdan ibret alabilmektir. Bu nedenle peygamber efendimiz (s.a.v) “Bir saat tefekkür, bir yıllık ibadetten daha hayırlıdır”
Tefekkür konusuna girerken, tefekkür etmede en önemli hususun, Allah-ü Teâlâ’nın zatını değil, yarattıklarını tefekkür etmek olduğunu bilmeliyiz. Allah-ü Teâlâ’yı zâtıyla bilemeyiz, isim ve sıfatları ile bilebiliriz. İslam âlimleri şu ortak görüşte birleşmişlerdir. Allah cc’ yi kul zâtıyla bilemez, Allah-u Zülcelâli yine Allah-u Teâlâ hakkıyla bilir ve Allah-u Teâlâ hiçbir şeye benzemez, hiçbir şey de O’ na benzemez.
Gözümüzün görüp, kulağımızın işittiği ve tenimizin hissettiği her şeyi Allah cc yaratmıştır.* Yaratılan her şey, her zerre kendi lisanıyla Allah’ı tesbih etmektedirler. Ve yüce yaratıcının ilmi sonsuzdur. *Kef sûresi-109′ da buyruluyor ki, “Habibim deki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa, Rabbinin sözleri bitmeden denizler biter”.*
Allah-ü Teâlâ’ nın kudretinin sonsuzluğunu, hayvanlarda, bitkilerde, dağlarda, taşlarda, denizlerde, gökyüzünde, hülasa her yerde görebiliriz.
Bir tek basit bir misal verirsek; Karıncaya bak, topladığı buğdayları ikiye bölmeden depolarsa çürüyeceğini biliyor, onun için ikiye bölerek depo ediyor. Arıya bak, kovanını bir mimar gibi örüyor. Her bir peteğini altıgen yapıyor ve kendisi içine hiç boşluk bırakmadan tam sığıyor. Bu ilimleri karınca ve arıya kim öğretti…!
Gökyüzündeki yıldızların her birisinin hareketlerinin bir hikmeti vardır. Güneş bazen dünyaya yakın, bazen uzak, bazen eğik geçer. Böylece mevsimler günler, geceler meydana gelir. Kur’ân-ı Kerim’ de buyruluyor ki: “Göklerin ve yerin yaratılmasında gece ve gündüzün bir biri ardından gelmesinde, elbetteki akıl sahipleri için ayetler vardır”.
Sayın okurlarım, yazılarımda, ilk defa çok üzüldüğüm bu sosyal konuyu anlatmak istiyorum.
YUNUS EMREYİ SEVİYORUZ
BİZİM YUNUS DİYORUZ… AMA BİR BİRİMİZE YUNUS GİBİ DAVRANMIYORUZ..!
Mübarek Anadolumuz, erenler, evliyalar beldesidir. Şehirlerimizde, köylerimizde hayatımız sevgi, saygı, muhabbet ve merhamet üzerine kurulmuştur..
Ben gelmedim dava için
Benim işim sevgi için
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldim
Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz
Ak sakallı bir koca
Bilmezki hali nice
Emek vermesin Hac’ca
Bir gönül kırdı ise
Yunus emre bir derviş, Hacı Bektaş Veliden, Mevlanadan, Tabduk Emreden almış, öğrenmiş sevmeyi, sevilmeyi gönül yapmayı!
Bu sene üniversitelerimize giriş imtihanlarında, imtihan saatine 1 dakika 2 dakika geç kaldı diye, kapıların öğrencilerin yüzlerine çok acımasız, sevgisiz, sert bir şekilde kapatılması çok incitici ve üzücü olmuştur.
Sene 1960, her fakültenin imtihanına ayrı ayrı giriliyor. İstanbul Tıp Fakültesi’ne müracatımı yaptım, imtihana gireceğim yeride bir gün evvelden öğrendim… Eczacılık Fakültesi amfisinde imtihana gireceğim.
İmtihan günü Dolapdere’de 91 Nolu belediye otobüsüne saat 08.00’de bindim, otobüs dura kalka 09.30’da Aksaray’a vardı, ben şoför beyin yanına gittim.
* Şoför amca benim saat 10.00’da imtihanım var biraz hızlı gidersen sevinirim dedim.. Hızlandılar, Beyazıt meydanında indim, koşa koşa imtihan salonuna geldim ki, kapılar kapatılmış, içerisi görünüyor, imtihan kağıtlarını dağıtıyorlar. Kapı kapalı. Cebimden madeni bozuk para çıkardım, kapının camını tıklatıyorum. Ama bakan yok… Sağ elim yoruldu sol elime aldım, vurmaya devam ediyorum… 10-15 dakika vurmaya devam ettim… İmtihan heyeti bir araya geldiler, içlerinden birisi gelerek kapıyı açtı. Gir bakalım dedi… Bana da imtihan evrakını verdiler… Şükürler olsun çok başarılı oldum… 1966 yılında Tıp fakültesinden mezun oldum. Doktor olarak tayinimi yaptırmak için Ankara’da Sağlık Bakanlığı’na gittim.
Bir çok kasabada doktor yokmuş… Giresun’un Dereli kasabasına tayinimi yaptırdım…. Kasabamızın ve köylerinin tek sağlık görevlisiydim… Gece gündüz demeden, Yunus’casına çalıştık.. Gelemeyene gittik, vefa verdik, sevdik, sevildik hizmet ettik.
Gençlerimize, öğrencilerimize sahip çıkalım… Onlar bizim geleceğimiz. İmtihan kağıtları dağıtılıncaya kadar, 10-15 dakika, öğrencilerimize yardım edilse, imkan tanınsa, Yunus’ca bir davranış olmazmı…!
