Yurtsuz yuvasız kalmak nedir onlara sorun. Anasız babasız kalmanın ne demek olduğunu onlar bilir. Eşsiz çocuksuz kalmanın dayanılmaz acısını onlar tattı. Bir çoğu depremde birden fazla yakınını kaybetti.
Depremzede yurttaşlarımız bir kısmı temelli, bazısı geçici olarak Anadolu’nun dört bir yanına dağıldı, şimdi oralarda yeni bir yaşam kurmaya başladılar.
Fakat, doğup büyüdüğün topraklardan, baba ocağından ayrılıp başka illerde yurt edinmenin çok da içe sinmediğini düşünüyoruz.
Yaşanan acılar, yıkımlar kendilerini buna mecbur kıldı.
Şimdi ülkemizin dört bir yanında deprem bölgesinden gelen yurttaşlarımıza hem devlet hem de millet sahip çıkıyor.
Devlet, ‘Evim Yuvan Olsun’ kampanyası ile evlerini depremzedelere açacak vatandaşını teşvik ediyor. Kira bedellerini ve faturaları kaymakamlıklar ödeyecek. Belediyelerimiz il ve ilçelerine gelen depremzedeler için de seferber oldular. Onların gıda, giysi, hijyen malzemesi gibi ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli olan malzemeleri açtıkları sevgi marketlerden karşılıyorlar. Bursa’nın hemen tüm ilçelerinde de depremzedeler yerleşti. Onların her türlü iaşelerini ilçe belediyelerimiz temin ediyor. Keza, büyükşehir belediyeleri, ‘Kardeş Kart’ uygulamasıyla deprem bölgelerinden gelen yurttaşlarımızı toplu taşıma araçlarına ücretsiz bindiriyorlar. Su ve kanalizasyon idareleri afetzedelerden güvence bedeli almıyor.
Görüldüğü gibi Türkiye, asrın felaketinde evsiz yurtsuz kalan vatandaşlarını yaşadıkları kabusu çabuk atlatabilmeleri ve hayata yeniden karışabilmeleri için ayağa kalkmış durumda.
İnşallah, devlet millet dayanışması, yurtdışındaki dost ve kardeşlerimizin, gurbetçilerimizin de desteğiyle 11 ilimizi vuran depremin acılarını en kısa zamanda atlatacağız. Kalıcı konutlar bittiğinde onlar baba topraklarına, memleketlerine geri dönecekler.
İşte o vakte kadar hepsi bizim kardeşimiz, misafirimiz.
Onlara sahip çıkıp, acılarını dindirmek için hepimize sorumluluk düşüyor. Bu ülke savaştan kaçan milyonlarca komşu ülke vatandaşlarını, göçmenleri yıllardır barındırıyor.
Dara düşmüş kendi vatandaşına da seve seve sahip çıkar.
Acılar paylaşınca azalır, ekmek bölüşünce çoğalır.
Şimdi, vakit afetzede yurttaşımızı bağrımıza basma vakti.
11 ili yeniden inşaa etmek
Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremlerde 50 bine yakın vatandaşımızı yitirdik. On binlerce yaralımız var. 11 ili etkileyen depremde yüzbinlerce insanımız kendi ülkesinde başka kentlere göçmek zorunda kaldı.
Drone görüntülerini izledikçe 11 şehirdeki o enkaz yığınları nasıl kalkar, yan yatan, yerle bir olan devasa beton kütleler nasıl şehirlerin dışına taşınır diye düşünüyor insan.
Oysa, devlet en ince ayrıntısına kadar düşünüyor.
Yüzlerce insana mezar olan binalardan tüm hukuki materyalleri topladı. Devletin iş makineleri, kamyonları enkazları şehirlerden uzaklaştırıyor. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı illerin yeni yerleşim bölgelerini fay hatlarından uzak ve daha sağlam zeminlere taşımak için kolları sıvadı. Hatta, depremin üzerinden 15 gün dahi geçmeden kimilerinin inşaatlarına başladı. Hangi ülke bunu kısa sürede başlatabilir? Devlet kırsaldaki vatandaşının evlerini de yenilemeyi planladı.
Elbette hepsi hemen olmayacak.
Zaman gerekecek. Bir yıl deniyor ama 2-3 yıl da büyük başarıdır.
Yıkılan tarihi yapıları yeniden rölevesine uygun olarak inşaa etmeye de geçilecek.
Birden çok medeniyete ve dinlere yurt olan o topraklarımızı, illerimizi, köylerimizi ayağa kaldırmak için Türkiye büyük bir hamle yapıyor.
Allah’ın izniyle hepsi dimdik ayağa kalktığında Türkiye’nin büyüklüğü, vatandaşının dayanışması tüm dünyadan takdir görecek.
11 ilimiz kaybettiklerini acısını yüreğine gömerek yeniden bu ülkenin en güzel yerleşimleri olarak coğrafyamızdaki yerini alacak.
Bundan en ufak bir şüphemiz yok.
Yeter ki, aramıza nifak tohumları sokulmasın.
Kentleri yönetenlerin ve yönetmeye talip olanların ibret alacağı acı tablo
Depremin hemen ardından TV ekranlarını akademisyenlerimiz, tecrübeli mühendislerimiz, binaları yıkılmayan müteahhitlerimiz doldurmaya başladı.
11 ilimizde gerçekten kent yöneticilerimizin ve adaylarının ibret alacağı acı bir tablo var ortada.
Hem de nerde yanlış yaptığımızı düşündürecek türden.
Deprem değil çürük bina öldürür deyişini çıplak biçimde ortaya koyan örnekler var afet illerinde.
Bir şeyleri atladık, eksik yaptık, göz yumduk, bize bir şey olmaz deyip küçümsedik ve şimdi ağır ve acı bir tablo ile karşı karşıya kaldık.
Hepimize barınak olan binaların sağlamlığını, zeminini konuşmaya başladık. Fakat ağır bir kayıp ve zaiyat verdik.
Basit, yapılması gerekeni önemsemedik. Bilimin tavsiye ettiği kuralları hiçe saydık. Gözümüze bürüyen imar rantının esiri olduk. İnsanların binbir zahmetle biriktirip borç, kredi alıp, güvenip aldıkları binaları kendilerine mezar ettik.
Artık en azından bundan sonrası için yapılacaklarda tavizsiz olunmalı.
Şehirleri yönetenler, seçimleri değil gelecek nesilleri, oy ve seçim kaybetmeyi de göze alarak sağlam yapılar da kararlı davranmalı.
11 ilimizdeki acılarla dolu vahim tablo hepimize yeterince ders veriyor.
Şehirlerin imar planlarını, imar yasa ve yönetmeliklerini babalarının oğulları için bile tavizsiz uygulanacağı, delinmeyeceği, belediye meclis kararlarıyla esnetilmeyeceği yeni bir döneme girilmeli.
Aksi halde, benzer ağır tabloları başka kentlerde de yaşamaya devam ederiz.

Flipboard