Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Olay Haber
Olay E-Gazete
İlhan Ateş
İlhan Ateş

İtalya

Köşe Yazısını Dinle

Alman edebiyatının büyük ismi Johann Wofgang von Goethe, gençlik dönemini anlattığı anılarının bir yerinde, “Babam bir gün bana ‘İtalya’yı görmeyen dünyayı gördüğünü söylemesin!’ demişti” diye anlatır. Bu sözün doğru olduğunu 27 Haziran-05 Temmuz 2026 arasında yaptığımız sekiz günlük gezide test ettik ve o sözün doğru olduğunu gözlemledik. Üç tarafı denizlerle çevrili, haritada görünümü çizmeye benzeyen, yüzölçümü Türkiye’nin yarısı kadar, kişi başına milli geliri kırk altı bin dolar civarında bir ülke İtalya. Ülkenin kuzeyinde Alp dağlarının uzantısı, Cenova taraflarındaysa Apenin dağları var. Po nehri ve ovası başta üzüm, zeytin olmak üzere ekili alanlarla dolu. Şarap ve zeytincilikte Fransa ile yarışıyor. Dağlık alanlar ormanlarla kaplı ve son derece yeşil bir ülke. Geziye İstanbul’dan Slovenya’nın başkenti Lyubliana’ya uçakla gidip, orda bir gece kaldıktan sonra otobüsle Trieste’den İtalya’ya giriş yaparak başladık. Kırk yedi kişilik grubumuzda ezici çoğunluk otuz yediye on kadınlardaydı. Sekiz günde Venedik, Verona, Milano, Cenova, Pisa, Floransa, Siena, Roma ve Napoli olmak üzere dokuz şehri ve Floransa’ya bağlı Montecatini kasabasını gezdik. Tur organizatörü emekli Tarih öğretmeni Güler Yılmaz, rehber ise kırk sekiz yıldır Paris’te yaşayan Turgay Çevik idi.

64515dab 8866 49e5 a925 ce4154bdf615

“Kuzeyden güneye bu dokuz şehrin ortak bir özelliği var mı?” diye sorulsa verilecek yanıt “Evet, derece farkıyla da olsa hepsinin çok turist çekmesi” olurdu. “Her taraf turist kaynıyor… Ana baba günü, yürümek çok zor… Sanki miting kalabalığı var, fotoğraf çekmek bile mesele!” gibi cümleler o turist kalabalığını anlatmaya yeter. Rehberimiz Turgay Çevik, “Şu kafelerdeki, restoranlardaki, caddelerdeki yüz insandan sekseni turisttir” dedi bir keresinde. Turizm İtalya için çok önemli bir gelir kaynağı. Pizza ve spaghetti İtalyan mutfağının iki gözdesi. Her gittiğimiz yerde bu ikili kendini dayattı durdu ama onları iki kereden fazla yemek bize fazla geldi, daha zengin bir mutfağa sahip Türk yemeklerini aradık durduk, bulamayınca ne yapacağımızı şaşırdık, salata, sandviç, bisküvi, kraker gibi şeylerden medet umduk. Eminim ki her gün ortalama on beş bin, bazen de yirmi bin üstü adım atan grup üyelerinin tur sonunda kilo verdikleri ortaya çıkacaktır. Bir başka sıkıntı da havanın çok sıcak olmasıydı. Grubumuzdan bir kadın “Aynen Adana Mersin sıcağı bu, yapış yapış!” dedi, ki kesinlikle doğruydu…

6dcbdffd f733 4b28 ac26 0befdd822caf

Biraz da şehirlerin özelliğinden bahsedelim. Venedik Binaları su altına çakılmış binlerce ahşap kazıkla desteklenen taş temeller üzerine inşa edilmiş, çevresinde yüzü aşkın adanın olduğu, San Marko meydanı ve San Marko katedralinin şehrin merkezini oluşturduğu, binalar arasındaki kanalda gondol gezintisinin zihinlerde romantik bir görüntü uyandırdığı bir şehir. Verona dünyanın en iyi mermer yataklarına sahip. Ortasından Adige adlı geniş bir nehir akıyor. Tarihi arena, surlar, Erbe Meydanı, Dükler Sarayı, Dante Meydanı yakınındaki Romeo Jüliet evi turistlerin ilgi odağı yerler. Milano İtalya’nın en zengin şehri. Paris ile birlikte modanın başkenti. San Siro stadyumu merkeze çok yakın, dıştan güzel bir görüntü sunuyor gözlere. Altı yüz yılda tamamlanan gotik tarzı Milano katedrali çok etkileyici. Hemen yakınında cam tavanı resimlerle kaplı bir alışveriş merkezinde Prada, Louis Vuitton ve başka dünyaca ünlü markaların olduğu mağazalar var. Cenova deniz kenarında, Kristof Kolomb’un yoksul evi insanı gülümsetiyor. Yollar bol virajlı, iniş çıkışlı, yukarıda kalan semtler ile aşağıda kalan semtler şehirde birbirinden kopuk bölgeler oluşturmuş. Ortaçağdan kalma binaların olduğu Caruggi’deki bazı yedi sekiz katlı karşılıklı binalar arasındaki mesafe ancak bir otomobilin geçebileceği genişlikte. Yani bir sporcu bir binadan karşı binaya rahatlıkla atlayabilir. Cenova’dan Livorna yönünde giderken bir saat boyunca otobüs her dört yüz-beş yüz metrede bir kısalı uzunlu yüzlerce tünelden geçti. Pisa küçük bir şehir. Gerçekten de yana yatık, devrilecekmiş gibi duran Pisa kulesi büyük turist kafilelerini kendine çekiyor. Büyük vaftizhane ve Pisa Katedrali kuleyle birlikte bir bütün oluşturuyor.  Floransa, Rönesans’ın merkezi. Çok büyük Uffizi müzesinde Rönesans dönemine kadar 13-14-15 ve 16. yüzyıl resimleri ve heykelleri sergileniyor. Müzenin ucundaki Senyörler Meydanında Floransa’yı ihya eden Medici ailesinin evi (sarayı), önde de Herkül ve Davut’un heykelleri var. Dört yüz metre ilerdeki Santa Maria kilisesi ve şehrin en yüksek yapısı olan kule bayağı heybetli. Aron nehri üstündeki köprülerden biri iki taraflı kuyumcu dükkanlarıyla ünlü. Siena Floransa gibi 360 binli bir nüfusa sahip ve bir yerde onun rakibi, ona yaklaşan özellikleri var. Yüksek yerleri, alçak yerleri, inişleri çıkışları, bazı yerlerdeki dar alanları ve virajlarıyla Cenova’ya, şehir içi yeşilliğiyle Milano’ya benziyor, hatta ormansı görünümüyle onu da geçiyor. Kalesinin seyir terasından şehri seyretmek güzel. Siena katedrali beyaz rengi, hafif siyah taşlarıyla diğer katedrallerden ayrılıyor. Roma başkent, üç milyona yakın bir nüfusa sahip düz bir şehir. Vatikan Roma içinde otuz hektarlık bir devlet. Vatikan’da yaşayan halk yok orda papa, kardinaller, diğer din görevlileri ve onlara hizmet edenler bulunuyor. Vatikan müzesi Uffizi müzesinden daha çok eser barındırıyor. Onlarca salon, yüzlerce heykel, binlerce resim ve tabloya ev sahipliği yapıyor. Ortasında bir obelisk olan Popola Halk meydanı, Aşıklar Çeşmesi, Pantheon, obeliskli Navona Meydanı, bir kilise altındaki İspanyol merdivenleri ve Roma’da gladyatör dövüşleri için bir arena olma yanında infazlar ve tiyatro gösterileri de yapılan bir alan olan Kolezyum görülmesi gereken yerler. Napoli de Cenova gibi deniz kenarında, karşısında 1.281 metre yüksekliğinde aktif Vezüv yanardağı var. Kralların oturduğu Nuova kalesi (şatosu) siyah rengiyle gayet haşmetli. Milano’daki kapalı alışveriş merkezinin bir benzeri de Napoli’de var, karşısında da bir tiyatro. MS 79 yılından kalma Roma kalıntılarıyla bilinen Pompei antik kent Napoli’ye çok yakın…

img3255

Leonardo Da Vinci, Michel Angelo, Dante, Galile, Medici ailesi, Roma şehrinin kurucuları olarak anılan mitolojik Romus ve Romulus kardeşler, Roma imparatorluğunun kurucusu Augustus ve Jül Sezar tur boyunca rehberler tarafından çok telaffuz edilen isimlerdi. Kaldığımız oteller üç-dört yıldızlıydı. Oteller için diyecek yoktu ama kahvaltılarda beyaz peynir- zeytin ikilisini aradık. En zengin kahvaltıyı Lyubliana Lev Hotel’de yaptık. Bizim güneydeki otellerimizdeki kahvaltı zenginliği vardı orda. İtalya’da hiçbir otelde onun gibisini bulamadık…

Bu genel bilgilerden sonra biraz da özel şeylerden anlatayım. Gezide iki kadın ve iki genç erkekten bahsetmek isterim. Zayıf ve orta yaşlı Güler Dörtkardeş’in bir bacağı protezliydi. Cahide Düzgüneş ise gözlüklü, şişman ve ileri yaşlardaydı. Gezi başladığında İtalya’daki çok sıcak havayı görünce “Güler ve Cahide Hanım zor yerlerde otobüste kalırlar, bizlere katılmazlar” diye düşündüm. Sen misin öyle düşünen! İkisi de her yere girip çıktı, hiçbir şeyi kaçırmadılar, hepimize adeta ders verdiler. Onları alkışlıyorum. Onlar değil ama “haddini bilen” Mehmet Güldiken zor yerlerde otobüste kaldı. Erkeklere gelince, üniversite öğrencisi Yılmaz Altunel ile birkaç yerde İngilizce pratik yaptık. Dönüş uçağındaysa bir saat kitaplardan ve yazarlardan konuştuk. İngilizcesini beğendiğim kadar “düşünen-sorgulayan-araştıran” beynini de beğendim. Aycan Yılmaz ise yakışıklılığı ve olgun tavırlarıyla dikkatimi çekti. Ayaküstü yaptığımız bir iki konuşmada “Otuz iki yaşındayım, on beş yıldır sanat dünyasındayım. BKM’de organizasyon, mutfak, müzik, tiyatro gibi değişik görevleri yerine getiriyorum” dedi…

img3330

Bir gün hızlı yürüdüğü için kadınlardan şikayet alan rehber Turgay Çevik ile sohbet ettim. “68 yaşındayım. İki yıl benzin istasyonu işletmişliğim var. Çok zordur benzin istasyonu işletmek. Üç kez soyulduk. Soyguncular benzin istasyonu ve eczaneleri çok severler, çünkü birinde para öbüründe uyuşturucu onları cezbeder” dedi…

Floransa’ya bir buçuk saat mesafede otelimizin olduğu Montecatini kasabasında gezinirken dönme dolapların arka taraflarında enstrüman sesleri duyunca arkadaşım Adil Özmen ile o tarafa yürüdük. İyi ki de yürümüşüz. Çaykovski’nin Kuğu Gölü balesinin provasını yapan bir grup gördük. Kırk beş dakika onları seyrettik. Balerinlerin performansları bana göre kusursuzdu ama erkek ve kadın iki yönetici zaman zaman oyunu durduruyor, balerinlere uyarılar yapıyor, nasıl yapmaları gerektiğini vücut hareketleriyle gösteriyorlardı…

img3269

Floransa’da serbest zamanda arkadaşımla Aron nehri üstündeki bir köprüden karşıya geçtik, ara sokakta yürüdük, bir kafede oturup bira içtik. Yan masada oturan orta yaşlı, LGS sınavına yeni girmiş bir kızları olan aile de Türk idi. Biraz şundan bundan konuştuk. Onlar kendileri geziyormuş. “Daha önce ben de kendi başıma düzenlediğim geziler yaptım. İtalya’ya da eşimle bir gezi yapacaktım ama pandemi çıkınca yapamadım. İptal o zaman beni üzmüştü ama aslında iyi olmuş. Turlarla yapılan geziler daha zengin bir içeriğe sahip. Şimdi bir haftalık o gezinin içeriğini hatırlıyorum da bu tur gezisine göre ne kadar zayıf kaldığını görebiliyorum” dedim. Adam değil ama kadın bu sözlerimi sanırım kendilerine yönelik bir hakaret gibi görmüş olmalı ki bir konuşmaya başladı her kelime ve cümlesiyle sözlerimi çürütmeye çalıştı. İtiraf etmeliyim ki güzel de konuşuyordu. Sıcaktan bunalmıştım, gerildiğimi ve tur deneyimi olmadığı anlaşılan kadına bir şey anlatamayacağımı farkedince konuyu kızına getirdim, sınavının nasıl geçtiğini sordum. Neyse kadın bir de üniversitede okuyan oğlundan övünerek bahsedince konu kapandı. İyi geziler dileyerek kalktık…

Napoli’de otobüsümüzün yanına gittiğimizde şoför Bilal bir bankta oturuyordu. Selam verdik, karşısına oturduk. Bize yekten “Sizin burda ne işiniz var? Hacca, Kabe’ye gitsenize!” dedi. Hazırcevap arkadaşım Adil Özmen ona cevap veriyordu ki rehber geldi, şoförle bir konuyu konuşmaya başladı. Bunu söyleyen dört yıldır hayatını turlarda şoförlük yaparak kazanan biri, iyi mi! Daha sonra “Senin tahsilin ne?” diye sordum. “İlkokul dörtten terk” dedi…

img3202

Telaşlı zamanlarımız da oldu. İlkini ve sonuncusunu havalimanlarında yaşadık. İstanbul Havalimanında check-in ve pasaport kontrolünden geçmek kolay olmadı, biraz panikledik. Parmak izi uygulaması başlamış ama bazı kişiler ben dahil parmak izi veremedik ancak bir iki yer değiştirmeden sonra bunu aşabildik. Bari havalimanındaysa vergi iadesi almak için beklerken çok vakit kaybettik. Bir ara beni uçağı kaçırma telaşı aldı ama çıkış kapısına döndüğümde daha uçağın kalkmasına kırk dakika vardı…

İtalya hakkında bilgi ve görgümüzü artıran çok iyi bir gezi tecrübesi yaşadık. İsminin özelliğini gezi boyunca zor zamanlarda bile yüzünde taşıyan “Gezmece Görmece Dostları” tur organizatörü Güler Yılmaz’a yürekten teşekkürler…


Avatar Seç KAPAT
BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR