Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Olay Haber
Olay E-Gazete
İlhan Ateş
İlhan Ateş

Macar Dansı – 22

Köşe Yazısını Dinle

Şaşkınlık, inanmazlık ve takdir karışımı bir bakışın Rita’nın gözlerinden adeta yüzüne aktığını hissettim. Ağzından sanki farkında olmadan:

​“Ama neden?” sorusu çıktı. Bu defaki telaffuz “ne-deen?” şeklinde değildi. Ve yeni haliyle hiç de gıcık değildi o benim içimi karartan klasik soru.

“Boş ver, hadi otobüse binelim!” dedim.

Otobüse bindiğimizde saat on yedi otuz idi. İçerde nerdeyse çıt çıkmıyordu. Rita bu defa Kata’nın değil de Gabor’un yanında oturdu,  ona alçak bir ses tonuyla birşeyler anlattı. Daha sonra da arkadan gelen Annamario’nun meraklı bir yüz ifadesiyle sorduğu soruları yanıtladı. İki dolgun göğüslü güzeli yan yana görmek hoşuma gitti. Soruların ne hakkında olduklarını tahmin edebiliyordum. Nitekim Annamario’nun yanıtları diğer arkadaşlarına iletmesiyle otobüsteki sessiz ortam hemen değişti. Önce birkaç kişi şarkı söylemeye başladı, sonra bu koro halinde şarkıya dönüştü.

Koruma görevlisi Muammer rahatsızlandığı için otelde dinleniyordu, otobüs de Macarlara ait olduğu için şoför Türk değildi, bu nedenle yanımda Türkçe konuşabileceğim kimse yoktu. Kafam birbiriyle çelişen duygu ve düşüncelerin etkisi altındaydı, bu nedenle dengemi bulmakta zorlanıyordum. Batmaya yüz tutan güneş bir ağaç denizinin ortasındaki yolda yılanvari kavisler çizerek yokuş aşağı giden otobüse bazen cepheden vurdukça önde oturanların gözlerini kamaştırıyordu. Düşüncelere daldığım bir sırada yanıma yaklaşan Gabor’u ancak bana adımla hitap ettiğinde farkettim. İki elinde dolu şarap kadehleri vardı, birini bana verdi, gülerek:

“Şerefe!” dedi neşeli bir şekilde. İlk kez gülen bir Gabor’la karşılaşmak bende önce bir an “Bu Gabor olamaz, başka biri olmalı!” düşüncesi uyandırdı. Gülmek bir insanı bu denli değiştiriyordu işte! Rita ve Kata’nın da ellerinde kadehler vardı, onlar da  kaldırarak “Şerefe!” dediler, karşılık verdim ardından ilk yudumu içtim. Şarap boğazımdan mideme doğru giderken “Sizin şerefe kadeh kaldırmak için bir nedeniniz var ama ben neyin şerefine kadeh kaldırıyorum ki? Komite ödemediği takdirde sizin yüzünüzden üzerime kalacak faturanın mı?” diye düşündüm. Bu nedenle ilk iki yudumdan pek bir tat alamadım. Daha sonra “Peki, bagajlar aranıp da havlular ortaya çıksaydı şimdi nasıl olurdu bu arabanın içi? Buz gibi bir hava, morali bozulmuş bir ekip, arkadaşları yanında mahçup duruma düşen gençler ve sanki sorumlu benmişim gibi bana karşı duyulacak öfke. Böyle bir ortam olurdu.  İster miydin onu?” diye başka bir düşünce kafamı kurcaladı. Bir anda içimi saran ürperti bunu asla istemeyeceğimin işaretini verdi, daha sonraki yudumları iyimser bir ruh hali içinde içtim.

Kültürpark’a geldiğimizde hava kararmaya yüz tutmuştu. Ekiplerden bazıları hazırlıklarını bitirmiş, toplu olarak çimenlerin üstüne oturmuş sohbet ederken bazıları da ayakkabılarını boyatıyor, giysilerini kontrol ediyor, kızlardan bir kısmı da makyajlarını yapıyorlardı. Herkeste belirgin bir heyecan olduğu gözlerden kaçacak gibi değildi. Oda arkadaşlarım Ömer, “Lübnanlı” Mehmet ve “kısa” Mehmet neden bir saat geciktiğimizi sorunca durumu anlattım. Ömer:

​“Neyse, bu gece gidiyorlar, artık yarın yeni sorunlar çıkaracak bir Macar ekibi olmayacak karşında. Bakalım sabah bizim ekiplerin odaları kontrol edildiğinde eksik çıkan şeyler olacak mı?” dedi. İkinci cümleyi söylediğinde yüzünü belirgin bir endişenin kapladığını açıkça fark ettim. “Lübnanlı” Mehmet ise gülerek:

​“Macarları kutlamak lazım. Çok istikrarlıydılar, hiçbir günü boş geçirmediler, her gün bir sorun çıkararak seni iyi çalıştırdılar !” dedi.

“Benimle kafa buluyorsun değil mi? Ama haksız da sayılmazsın,” dedim, ben de onun gülmesine eşlik ettim.

Saat yirmi birde yarışma başladığında Açıkhava Tiyatrosunu dolduran halk iyi oyunları kuvvetli alkışlarıyla destekledi, hatta etkilenen seyircilerden bir ikisi  birşeyler haykırdı, birkaçı da yerlerinde ayağa kalkarak adeta oyuna eşlik edecek tarzda hareketler yaptı. En çok alkışı Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Bursa’dan klasman dışı yarışmaya katılan Türkiye Liselerarası Halk Dansları birincisi Çelebi Mehmet Lisesi ekipleri aldı. Ne kadar gerginlikler yaşamış olsam da Macar ekibini yine de kendime diğer ekiplerden yakın buluyor, iyi bir derece almalarını istiyordum.  Öncelikle oyunlarının müziği bana sıcak geliyordu. Bu nedenle sıra onlara geldiğinde, iyiden iyiye heyecanlandığımı fark ettim. Ama ekip için gösteri iyi gitmedi, oyun esnasında bir sürü terslik ve talihsizlikle karşılaştılar. Birincisi, Şemsi Bey’in sözünü dinlemeyip iki fazladan mikrofon koydurmanın zararını gördüler, çünkü yüksek çıkan sesten dolayı gürültü ve patırtı oyuna damgasını “itici” bir şekilde vurdu. İkincisi, erkek oyuncular ayaklarını rap rap yere vurdukça sahneyi öyle bir toz dumanı kapladı ki bu da sevimli bir görüntü değildi. Üçüncüsü, erkek oyunculardan biri yerdeki değneğe basınca ayağı kaydı, yere yuvarlandı, o arada şapkası da düştü. Son olarak da bir kız oyuncunun ayakkabısı çıktı. Tüm bunlar oyunun akıcılığını bozduğu gibi tabii oyuncuları da olumsuz etkiledi, sonuçta otuz beş puanla onuncu oldular. O aksilikler olmasa eminim ki iki üç basamak yukarda bir derece alırlardı. Makedonya kırk altı puanla birinci olurken izleyenlere “İşte gerçek halk dansı bu!” dedirtecek bir performans sergiledi, rehberleri Adnan’ın Karacaali’de söylediği “Birinci değil ikinci olursa şaşarım!” şeklindeki iddialı sözlerini haklı çıkardı. Ukrayna kırk beş puanla ikinci, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kırk dört  puanla üçüncü olurken yirmi yedi puan alan Guatemala sonuncu sırada yer aldı.

Kapanış töreninden sonra otobüse doğru yürürken Macar ekibinin morali çok bozuktu. Rita şanssızlıklardan yakınıyor, Gabor ise “Olmamalıydı o terslikler!” diyerek sinirli bir şekilde başını sallıyordu. Yere yuvarlanan çocuk ise sanki tüm suç kendindeymiş gibi hüzünlüydü. Yarışmada kullandıkları malzemeleri bagaja yerleştirdikten sonra oyuncular otobüse girip yerlerine oturdular. Şoför, Kata, Rita ve Gabor bir süre daha dışarda durdular, sigaralarından derin nefesler çekerek sakinleşmeye çalıştılar. Ben de önemli olanın derece değil yarışmaya katılmak olduğunu, ekibin elinden geleni yapmaya çalıştığını söyleyerek onları teselli etmeye çalıştım. Vedalaşma anı geldiğinde Gabor içinde Macar şarabı ile kitap olan bir  poşeti nazik bir jestle bana verdi. Rita ise bazı yanlış anlamalar olduğunu,  onları unutmamız gerektiğini söyleyerek teşekkür etti. Ben de benzer bir iki söz söyledim. Onlar da yerlerine oturduktan sonra otobüse girdim, oyunculara iyi yolculuklar diledim.

Hareket eden otobüstekilere el sallarken içimden  açıklaması zor, karışık duyguların geçmekte olduğunu hissettim, gözden kayboluncaya kadar otobüsün arkasından baktım. “Lübnanlı” Mehmet “Hadi gel, bizim otobüse bin!” diye omzuma dokunduğunda sanki bir rüyadan uyandığımı sandım…

SON


Avatar Seç KAPAT
BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR