Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Olay Haber
Olay E-Gazete
İlhan Ateş
İlhan Ateş

Kefil olmak

Köşe Yazısını Dinle

2000 yılı başında çalıştığım Altıparmak caddesindeki Çağdil’de derslerim sabah ve akşam saatlerinde olduğundan öğleden sonraları beş altı saatim boştu. Bu nedenle sabah derslerim biter bitmez yemeğimi yer sonra saat bir olmadan Kültürpark’taki bir çay bahçesine gider, ders hazırlığım varsa önce onu yapar sonra da kitaplarımı okumaya koyulurdum. Gittiğim Cennet Çay Bahçesi oraya yakın diğer çay bahçelerine göre daha bakımsız, daha ışıltısızdı. İşletici baba ile oğlu herhangi bir tadilat yapacak parasal güçte değillerdi. Bu nedenle diğer çay bahçelerinde müşteri çok iken orda seyrekti. Çoğu kişiye göre bu eksi puanken bana göre artı puandı zira az müşteri az sigara dumanı ve az gürültü demekti, ki bu da kitaplarıma konsantre olabilmem için gerekli iki husustu. Bahçenin müşterileri nerdeyse hep aynı kişilerdi. Benden önce gelip gece saatlerine kadar orda kalan okeyci kadınlar çay bahçesinin en önemli müşterileriydi. Bunların sayısı sekiz ile on bir arasında değişir, iki masa halinde okey oynarlardı, sekiz kişinin dışında kalanlarsa ya oyunları seyreder ya da tavla oynarlardı. Masalarda kadınlar haricinde dört erkek de yanda oturur, oyunları seyreder, yorumlar yaparlardı. Kadınlar bazen bir iki erkeği de oyunlarına dahil ederlerdi. Bir ikisi başörtüsü takan kadınların içinde gençler olduğu gibi orta yaşlılar hatta torun sahibi bir de kadın vardı. Erkeklere gelince onlardan ikisi iki kadın için ordaydılar, ya onlarla ilişkideydiler ya da ilişki kurmaya çalışıyorlardı. Bu iki erkek  doğru dürüst bir işleri olmayan, konuşmaları kontrolsüz ve yavan, kaba saba kişilerdi. Üçüncü erkek okeyci kadınlardan birinin kocasıydı. İri yarı, saçları ağarmış, yaşı altmışa yakın biriydi, dördüncü erkekse boyu çok kısa, biraz kilolu, seyrelmiş saçları yana taralı, dişlerinin bir kısmı eksik, gözlüklü, yaşı elliye yakın, soluk benizli biriydi. Fiziki görünüm olarak pek iyi değildi ama konuşma ve davranışları belli bir kaliteyi temsil ediyor, o yönden diğerlerine fark atıyordu.  Okeyci kadınlar uzun süre oturmalarına  karşın çok az çay içerler, çoğunlukla bir şey yemezler veya getirdikleri sandöviç türü şeyleri garsonların homurdanmalarına aldırmadan yerlerdi. Az para bıraktıkları için müşterisi iyi çay bahçelerinde tutunamamışlar, buraya demir atmışlardı…

Adının Kerem olduğunu öğrendiğim, fiziki görünüm olarak iyi durumda olmayan ama belli bir kaliteyi temsil ettiğini söylediğim kişinin o masada ne işi vardı? Bu soru uzun süre kafamı meşgul etti. Üç yıl sonra 2003’te bir gün o mu bana laf attı, ben mi ona iyi hatırlamıyorum konuşmaya başladık. Babadan inşaatçı olduklarını, üniversiteyi ikinci sınıfta terk ettiğini, uzun yıllar İstanbul’da inşaat işleri yaptıklarını, iyi paralar kazandığını sonra babasıyla anlaşmazlığa düşünce biraz düşüşe geçtiğini, 1999 depreminden sonra iş hayatından çekildiğini, başından iki evlilik geçtiğini, eşlerine birer daire bıraktığını anlattı.  İlerleyen zamanda her karşılaşmamızda aramızda on beş-yirmi dakika konuşma gibi bir rutin ortaya çıktı. Okumama engel olmama konusunda hep titizlik gösterdi, hiç bu sürenin dışına çıkmadı. İnsanlar, hayatın anlamı ve yaşam felsefesi konusunda yaptığı yorumlar bana “Kerem Bey kendi çapında bir filozof!” dedirtecek türdendi. “Niye bu okeyci kadınların masasına takılıyorsun ki?” diye sordum bir gün. “Ne yapayım, evim buraya uzak değil, yürüyerek geliyorum, belli bir saate kadar kalıyor sonra eve dönüyorum. Valide ile beraberiz. Ben de bu yaşamdan memnun değilim, evlenmem lazım ama iki evlilikten sonra üçüncü bir evliliğe pek de cesaret edemiyorum,” dedi.

2005 yılında çay bahçesi el değiştirdi, adı Vitamin Çay Bahçesi oldu, yeni işletmeciler epeyce tadilat yaptılar, bahçeyi diğer bahçeler seviyesine getirdiler, böyle yapınca da müşteri sayısı birden arttı. Okeyci kadınları diğer bahçelerden uzaklaştıran “az hesap ödeme” burda da onların sonunu getirdi, çok geçmeden Kültürpark dışına çıkmak zorunda kaldılar. Kerem Bey bu defa diğer çay bahçelerinin birinden gelen tekstilci, otel işletmecisi, emekli hakim, öğretmen, tüccar gibi kişilerden oluşan gruba dahil oldu, onların oyunlarına katılmaya başladı. Yine her defasında yirmi dakikadan az olmamak üzere sohbet etmeye devam ettik. Dahası ona kitaplar verdim, kitap okumayı sever hale geldi; bilgisayar öğrenmesine, sosyal medyayı, Facebook’u kullanmasına yardımcı oldum. Farklı bir şey öğrendiğinde “Hocam, siz bana yeni bir format attınız, dünyaya bakışımı değiştirdiniz!” diyerek teşekkür etti…

Yıllar geçiyor, Kerem Bey arada sırada konuştuğu kadın sayısını dörde kadar çıkardığından bahsediyor sonra birden dördünü de bıraktığını anlatıyor, onları evlenmek için uygun bulmadığını söylüyordu.  Aklımda ona uyacağını düşündüğüm bir kadın vardı ama bunu seslendirmeye kendimi hazır hissetmiyordum. 2010 yılı Kasım ayında bir gün “Hocam üç dört gece önce rüyamda sen beni evlendiriyordun, hatta ev bile tutmuştun, çok sevinçliydim!” deyince daha önce seslendirmek için kendimi hazır hissetmediğim düşünceyi bu kez seslendirmeye karar verdim.  “Benim tanıdığım sakin, iyi huylu bir kadın  var. Senden sekiz on yaş küçük. Onunla konuşmamı ister misin?” dedim. “Hocam, tabii ki isterim, sizin yüzünüzü kara çıkarmam. Onu mutlu ederim!” dedi sevinçle. Kerem Bey’le konuşmaya başlamamızdan bu yana yedi yıl geçmişti ve bu süre içinde söz ve davranışlarıyla bana güven vermişti. Tanıdığım kadına da güveniyordum. “Tamam o zaman Kerem Bey, ben onunla bir konuşayım, eğer olumlu bir yanıt alırsam tanışırsınız!” dedim. Yine de kadına telefon edene kadar bir hafta kendimle cebelleşip durdum. Beni en çok düşündüren şey Kerem Bey’in fiziki görüntüsünün iyi olmamasıydı. Kadın telefonuma olumlu yanıt verse bile Kerem Bey’le karşılaştığında hayal kırıklığına uğraması kesindi. Bu nedenle bir hafta telefon etmekle etmemek arasında gittim geldim. “Tipini ilk bakışta beğenmezsiniz ama maddi durumu ve karakteri iyi bir insan, ona kefilim, öyle olmasa size bu teklifi yapmazdım asla!” demeyi aklımda tutarak onu ilk karşılaşmadaki hayal kırıklığına hazırlayabileceğimi düşündüm. Yine de kadının telefon numarasını tuşladığımda çok heyecanlı ve tedirgindim. Ona konuyu açtığımda yanıtı “İlginize teşekkür ederim ama ben evlilik konusuna kapalıyım. Ailemin de bu yöndeki telkinlerine hep olumsuz yanıt verdim,” dedi. Durumu ertesi gün Kerem Bey’e bildirdim, kısmet değilmiş demekle yetindi ama üzüldüğü belliydi…

2011’de çalışma hayatıma noktayı koyunca artık Vitamin Çay Bahçesi’ne nadiren gider oldum. Ama Kerem Bey’le telefonlaşmamız, mesajlaşmamız devam ediyordu. Bir yıl sonra çay bahçesine  gittiğimde “Hocam seninle bu kadar yıldır tanışıyoruz, bir fotoğrafımız yok. Bir fotoğraf çektirelim, Facebook’a koyalım!” dedi. Garsonlardan biri fotoğrafımızı çekti, ben de akşam eve dönünce onu Facebook’ta paylaştım, altına da “Bir zamanların başarılı müteahhiti Kerem Bey’le Vitamin’de. Babasıyla sorun yaşayınca iş hayatından çekilen arkadaşım şimdi emekliliğin tadını çıkarıyor” yazdım. Ertesi gün Facebook’a girdiğimde Amerika’dan bir kadının “Kerem Bey babamın paralarını kadınlarla kızlarla alemlerde yedi. Babam harika bir insandı, hiç ona suç bulmasın!” diyen yorumunu gördüm. Bu yorumun şaşkınlığını yaşarken az sonra telefonuma Kerem Bey’den “Hocam, kız kardeşimle iletişimi kesin. Sizi arkadaş listemden siliyorum, özel hayatıma girdiniz! Hayatta çok hata yaptım ama en büyük hatam sizi yanlış tanımakmış!” diyen bir mesaj düştü.  Daha önce kendi söylediği “Babasıyla sorun yaşayınca” ibaresinin böyle bir tepki doğurmasını anlamakta güçlük çektim. Onun erkek kardeşleri olduğunu biliyordum ama bir kız kardeşi olduğundan haberim yoktu. Kısa süreli de olsa üzüldüm ama öte yandan tanıdığım kadının telefonda yaptığım teklife “Ben evlenme olayına kapalıyım” demesinin beni nelerden kurtardığını görmekle hiç de az olmayan bir sevinç duydum. Kadın “Tamam, bir görüşelim!” dese, görüşmede yaşayacağı hayal kırıklığı onun “İlhan Bey’in bana bir garazı, hıncı mı var ki beni böyle birine layık buluyor!” demesine yol açardı büyük bir olasılıkla. Çok zayıf bir ihtimal de olsa bir evlenme durumundaysa önce kadının sonra da adamın bana lanet yağdıracakları kesindi. Bu olaydan sonra “Ben şunu çok iyi tanıyorum, ona güvenim tam!” demenin, kefil olmanın hiç kolay bir iş olmadığını düşündüm…


Avatar Seç KAPAT
BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR