Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Olay Haber
Olay E-Gazete
İlhan Ateş
İlhan Ateş

Macar Dansı – 17

Köşe Yazısını Dinle

Saat üçte Kültürpark’a döndüğümde Macaristan ekibi eksiksiz ordaydı. Rita’ya neler yaptıklarını sordum. Bazı hediyelik eşyalar aldıklarını söyledi gözlerini benden kaçırarak. Gabor birkaç kıza figürlerle ilgili açıklamalar yapıyor, iki oğlan da buldukları boyacılara uzun çizmelerini boyatıyorlardı. Uludağ’dan inen diğer ekiplerle Açıkhava Tiyatrosu’nun çevresi önceki gün olduğu gibi bir panayır yerine dönmüştü. Tiyatroda önce  müzisyenler için balans ayarı yapılacak, ekiplerin kaç mikrofon kullanacakları saptanacaktı. Şemsi Bey ekiplerin ilgilileriyle sahnede bu düzenlemeyi yapıyor, gereken notları alıyordu.

Önce birkaç rehberle içerde izledik sahnede olanları ama güneş yakmaya başlayınca dışarı çıkıp gölgelik bir yerde durmaya karar verdik. Yandan sahnenin de göründüğü kapıya yakın bir ağacın altında toplandık, şundan bundan konuşmaya başladık. “Lübnanlı” Mehmet ekibiyle İsrail grubu arasındaki sürtüşmeden bahsetti. Sözlerinden mikro düzeyde bir Filistin-İsrail veya Arap-İsrail çatışmasının  burda da hüküm sürdüğü anlaşılıyordu. Sonra laf döndü dolaştı kadın ve kızlara geldi. Ben kafede rastladığım genç fahişelerden bahsettim. Finlandiya rehberi Doğan da, Guatemalalı kadınla bir ince bilezik karşılığında seks yapan uzun şoförün ikinci girişiminde reddedilmekten dolayı moralinin çok bozuk olduğunu, parmağını sallayarak adeta intikam almak istercesine hareketler yaptığını anlattı. Kadın kız konusu bayatlayınca Romanya rehberi Ömer yarın sabah kahvaltısından sonra Uludağ’da otellerden tepelere tırmanmayı önerdi. Kendisinin daha önce bu tür  tırmanışları orda bir çok kez yaptığını, bölgeyi iyi tanıdığını ayrıntılı bir şekilde açıkladı, sonunda bizleri de havaya sokmayı becerdi. Bunda o derece başarılıydı ki “kısa” Mehmet mazereti dolayısıyla katılamayacağını söylerken önemli fırsat kaçıran bir insanın hayıflanan ruh hali içindeydi. O sırada mikrofondan:

“Macaristan rehberinin hemen sahneye gelmesi rica olunur!” anonsu duyuldu.

Kendimi anlatılanlara o kadar kaptırmışım ki anons bende herhangi bir tepki uyandırmadı. Ancak “kısa” Mehmet’in:

“Ne duruyorsun gitsene, seni çağırıyorlar,” demesi üzerine ayıldım, süratle sahneye doğru yürüdüm. Yandaki merdivenlerden sahneye çıkarken uzaktan Şemsi Bey’in kendi ekseni etrafında sinirli bir şekilde döndüğünü, müzisyenlerin beklemede olduklarını, Rita ve Gabor’un kendi aralarında birşeyler konuştuklarını gördüm.  Şemsi Bey’e yaklaşınca :

“Bir sorun mu var?” diye sordum. Şemsi Bey buram buram terlemiş alnını elinin tersiyle silerek:

“Mikrofonları koyacağımız yer konusunda anlaşamıyoruz. Biz onları nereye koyacağımızı biliyoruz. Ama başkanları hiç olmayacak yerlere de mikrofonlar koymamızı istiyor. Onun dediği gibi yapmamız durumunda orkestra ve sahne düzeninin tamamen değişmesi gerekir, ki bu da akıp giden bir uygulamada önemli bir kesinti oluşturur, kısacası yarışmanın akıcılığını ortadan kaldırır. Diğer ekiplerde bu iş beş dakikada sorunsuz bitti ama bu ekibe gelince tıkandık işte. On beş dakikadır tartışıyoruz. Sırada bekleyen başka ekipler var, onlar da haliyle sabırsızlanıyorlar. Bunlar ne aksi insanlar böyle ya! Sanki ben bu işleri bilmeyen biriyim! Senelerdir bu tür organizasyonların içinde olmasam hadi neyse! Bunları anlatın lütfen!” dedi. O sözünü bitirince bir başka görevli geldi yanıma, ek mikrofonlar konması halinde çıkacak fazla sesten dolayı oyunun ritminin bozulacağını söyledi.

Rita’ya söylenenleri eksiksiz bir şekilde aktarmaya çalıştım. Yüzünde istediğini yaptıramamış olmanın verdiği bir gerginlik vardı. Sözlerimi soğuk, donuk bakışlarla dinledikten sonra:

“But Whh-yyy?” (“Ama ne-deen?”) diye başladı. Bu iki kelimeyi bir kez daha işitmek beni hiç  şaşırtmadı. Asıl işitmeseydim şaşırırdım. “Macar halk danslarının  özelliğinden dolayı bizim  dediğimiz yerlere mikrofonlar konmalı. Aksi takdirde ne şarkılar ne de değişik figürler esnasında çıkan sesler iyi duyulur. Gittiğimiz başka ülkelerde mikrofon konulurken neden burda konulmuyor? Oyun akışı neden bozulsun, hiç bozulmaz!” diye “neden”leri uzatarak devam etti.

Rita’nın sözlerini  Şemsi Bey’le yanındaki görevliye çevirerek aktardım. Şemsi Bey de fazla mikrofon kullanma durumunda çıkacak aşırı sesin dikkatleri hiç gerek yokken kendi üstüne çekeceğini, asıl önemli noktaların geri planda kalacağını söyledi. Gereğinden çok mikrofon kullanmanın kesinlikle onların yararına bir şey olmadığını bir kez daha anlatmamı istedi. Tekrar Rita’ya döndüm, mesajı aktardım. O da Gabor’a döndü, bir süre aralarında konuştular. Yirmi dakikayı geçen bekleme süresi onlardan başka herkesi sinirlendirmiş ve sabırsızlandırmıştı. Bunu müzisyenlere baktığım zaman da açık bir şekilde gözlemledim. Rita’nın Şemsi Bey’e söylememi istediği şeyler arasında önceki sözlerinden farklı bir şey yoktu.

Şemsi Bey sözlerinin hâlâ onları ikna edememiş olmasından dolayı çok bozuldu. Derin bir iç geçirip dişlerini sıktıktan sonra bana döndü, tehdit eder bir şekilde:

“Arkadaşım, söyle onlara, ancak iki tane daha mikrofon koydurabilirim. Ya bunu kabul edip çıkar oyunlarını oynarlar, ya da yarışmaya katılmazlar! Üçüncü bir şık yok! Saat beşte provaların başlaması gerekiyor. Bir dakika içinde yanıtlarını versinler, artık beklemem!” dedi.

Şemsi Bey’in  meydan okuma anlamına gelen sözlerini Rita’ya ilettiğimde kızın bakışlarının biraz değiştiğini gözlemledim. Bu bana ister istemez onun ve Gabor’un “ipi kopma noktasına az kalaya dek germe ve sonra bırakma” diye bir taktikleri  olduğunu düşündürttü. Gabor’la konuştuktan sonra Rita:

​“Tamam, kabul ediyoruz,” dedi.

Yirmi beş dakikaya yaklaşan kesintiden sonra balans ayarı işine tekrar başlandı. Ferahlamış bir şekilde ağaç altında sohbet etmekte olan rehberlerin yanına döndüğümde hepsi merakla konunun ne olduğunu öğrenmek istedi. Kısaca anlattım. “Kısa” ve “Lübnanlı” Mehmetler ile Doğan benim ekip için olumsuz sözler söylediler. Yalnız Romanya rehberi Ömer farklı konuştu:

“Arkadaşlar, belki de biz bunlara haksızlık ediyoruz. Bu ekip diğerlerinden daha profesyonel olamaz mı? Bana göre her şeyin dört dörtlük olmasını bekliyorlar.Yarın sonuçlar açıklandığında eğer ilk üçe girerlerse o zaman bu dediklerimi hatırlayın. Bunlar boş değil,” dedi.

Az ekip kaldığı için balans ayarı işi çok geçmeden bitti. Saat beş buçukta oyunların tam süreli provasına geçildi. Ekiplerin en az yedi, en çok on iki dakika oynama hakkı vardı. Bu sürelerin altına düşme veya üstüne çıkma belli oranda bir puan kaybettiriyordu. Oyununu bitiren ekipler hemen dağa hareket ediyorlardı. Macaristan’a sıra geldiğinde saat sekize yaklaşıyordu. Gösterilerini on iki dakikalık maksimum sürede tamamladılar. Yanımızda oturan bir  folklor öğretmenine oyunu nasıl bulduğunu sordum.

​“Sahneyi kullanmaları kötü, yanlarda büyük boşluklar bırakıyorlar. Jüri bundan mutlaka puan kırar !” dedi kesin bir ifadeyle.

Otobüse binmeye hazırlanan Rita’yı bu yorum hakkında bilgilendirdiğimde:

​“Bizim hazırlandığımız sahne küçüktü, biz kendimizi ona göre ayarlamıştık. Burada ise sahne büyük. Ama sahne ne-deen büyük ?” diye tepki gösterdi.

Gülmemek için kendimi zor tuttum. Sorunun anlamsızlığı bir yana anlatmaya kalksam sanki inandırabilecek miydim ki? Bu nedenle sessiz kaldım. Rita :

​“Ama ne-deen?” diye sordu tekrar.

​“Bilmiyorum,” dedim omzumu silkerek. O sırada hızlı adımlarla ve nefes nefese gelen koruma görevlisi Muammer’i görünce Rita’nın yanından ayrıldım…


Avatar Seç KAPAT
BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR