Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Olay Haber
Olay E-Gazete
İlhan Ateş
İlhan Ateş

Macar Dansı – 19

Köşe Yazısını Dinle

Rita bugün önden dekolte siyah bir bluz, siyah bir etek giymiş, saçlarını özenle taramıştı. Her gün renkler değişse de göğüs dekoltesi değişmiyordu. Makyajı da önceki günlere göre daha çok göze çarpıyordu. Gabor’la konuşurken ona baktığımda  bir kez daha karşımda Ornella Muti varmış gibi bir hisse kapıldım. Ama güzelliğin her şey demek olmadığını, dahası güzelliğin insana batabileceğini, onun başka özelliklerin gerisinde kalabileceğini daha önceden de bilmiyor değildim. Rita sadece bu bilgimi pekiştirmiş oldu. Kahvaltı bitiminde lobiye doğru yürürken Rita :

“Gece yarışmadan sonra ayrılacağız.Yarın sabahki kahvaltılıkların da bize verilmesini istiyoruz. Verilsin ki burdan hareketten önce otobüsümüzün bagajına koyabilelim,” dedi.

Talebi bana mantıklı gelmediği için hemen yanıt vermedim. Dün konuştuğum rehberler ekiplerinin yarın sabah otelden ayrılacaklarını söylemişlerdi, zaten programda da ayrılış tarihi yarındı. Birşey söylemediğimi, duraksadığımı görünce :

“Tamam, değil mi?” diye sordu.

“Ben bir şey diyemem, sormam lâzım” dedim.

“Ama ne-deen?”

“Bu otel yönetiminin, organizasyon komitesinin bileceği iş. Onlar ne der bilemem. Gidip konuşalım” dedim. Sabah sabah onunla tartışmak en istemediğim bir şeydi.

Birlikte sekreteryaya gittik. Şemsi Bey vardı içerde. Bizi görünce elindeki dosyayı bir kenara bıraktı, önce oturmamız için yer gösterdi, sonra ne istediğimizi sordu. Konuyu anlattım. Komitenin en faal üyesi durumundaki sportmen yapılı esmer adam düzgün beyaz dişlerini ortaya seren bir gülümsemeyle:

“Erken ayrılabilirler ama kahvaltı işini otel yönetimi kabul etmez” dedi.  Söylediklerini çevirince Rita :

​“Ama ne-deen? Kahvaltı bizim hakkımız değil mi? Kahvaltının verilmesini istiyoruz” dedi mızmız, peltemsi bir ses tonuyla.

​“Çok kahvaltı yapmak istiyorsanız bu gece de kalın!” dedi Şemsi Bey soğukça.

​“Ama ne-deen?”

​“Şimdi iki gün önce ayrılsaydınız iki günlük yemeklerin hepsini de mi isteyecektiniz? Var mı böyle bir şey?” diye sordu Şemsi Bey. Sesinde sinirlenmeye başlayan bir tını sezdim. Dün balans ayarı esnasında sahnede onunla az cebelleşmemiş olduğunu yeni hatırlamış gibiydi.

Bu sözleri Rita’ya çevirdiğimde kızın bakışlarında “İpi daha da gerebilirim!” diyen bir kararlılık sezdim. Şemsi Bey’in de kızdaki kararlılığı sezdiğini ve onunla daha fazla muhatap olmamak için kenara koyduğu dosyayı alıp karıştırmaya başladığını görünce Rita’nın bir sonraki hamlesinin ne olacağını tahmin etmeye çalıştım. Kısa bir sessizlik oldu. Ardından sessizliği Rita değil  yine Şemsi Bey bozdu:

“Söyleyeceklerim bu kadar, yapabileceğim bir şey yok, üzgünüm.”

Söylenenleri çevirince fena halde bozulduğunu farkettiğim Rita’ya dönerek :

“Gel bir de restorana gidelim,”  dedim.

Restorana indiğimizde bizi genç irisi şişman aşçıyla çıta gibi şef garson karşıladı. Mutfakta birkaç kişi akşamleyin şehre inecek ekipler için kumanya hazırlıyordu. Durumu onlara açıkladığımda ikisi birden kafalarını sallayarak bunun mümkün olmadığını söylediler. Rita artık  bana oldukça tanıdık gelen mantığı ve akıl yürütmesiyle sonuç almak için tekrar tekrar aynı şeyleri söyledi durdu. Eğer baş aşcı ve şef garson başkalarına göstermeyecekleri hoşgörü ve sabrı gösterdilerse bu, daha önce de söylediğim gibi, başka nedenlerden daha çok onların karşılarında duran son derece güzel kızdan etkilenmelerinden ileri geliyordu. Bunu bakışlarının ara sıra kızın dekolte göğüslerine doğru yönelmesinden anlıyordum. Ama yine de mutfağın rutin ortamının dışına çıkarak güzel bir kızla  iletişim içine girme olgusu aşcı ve şef garsona dakikalar ilerledikçe daha az ilginç gelmeye başladı. Sonunda şef garson bezgin bir yüz ifadesiyle:

​“Ancak on beş tane somun ekmek verebiliriz, ister kabul eder ister kabul etmez!” diye kestirip attı.

Bu bana dün Şemsi Bey’in balans ayarı yapılırken sabrının tükendiği anda ağzından çıkan “…Ancak iki tane  fazladan mikrofon koydurabilirim. Ya bunu kabul edip çıkar oyunlarını oynarlar, ya da yarışmaya katılmazlar! Üçüncü bir şık yok!” deyişini hatırlattı.

Tabii bu Rita’yı hiç memnun eden bir şey değildi ama yapacak başka bir şey olmadığı için kabul etmek zorunda kaldı. Daha sonra mutfağa çağırdığı dört erkek oyuncuya ayrı torbalara konan kumanyaları ve somun ekmekleri otobüse taşıttı.

Saat on sıralarında Gabor prova için oyuncuları başına topladı sonra ilk gün prova yaptıkları odaya doğru yürüdü. Kapı kilitliydi, Rita da orda değildi. Bana dönmek zorunda kalmasının onu memnun etmediğini hemen anladım. Jest ve mimiklerle kapının açılmasını istedi. Ben az ilerde duran otel görevlisinin yanına gittim, kapıyı açmasını söyledim. Ucu kalkık burunlu, kıvırcık saçlı, bir basketbol oyuncusu gibi uzun görevli dünden beri orda prova yapılmasına izin vermediklerini, çünkü daha önce prova yapan ekiplerden birinin bir camı kırdığını, bu nedenle provayı açık alanda yapmalarını söyledi. Ben bunu Gabor’a nasıl söyleyeceğimi düşünürken ruh gibi yürüyüşüyle Rita çıkageldi. Kapının önünde bekleyenlere soru dolu bakışlar attıktan sonra bana sorunun ne olduğunu sordu. Görevlinin söylediklerini anlatınca  Gabor’a döndü Rita, onunla konuştu bir süre, sonra bana :

​“Ama biz dışarda konsantre olamıyoruz, burda prova yapmak istiyoruz” dedi.

“Görevli açık alanda prova yapmanızı söylüyor. Dünden beri burası provaya kapatılmış” dedim az önce söylediklerimi bir kez daha yineleyerek.

“Ama ne-deen? Daha önce  de burda çalıştık.”

Görevliye döndüm, son kez prova yapacakları için kapıyı açmasını rica ettim. Görevli önce bana erkeklerin elindeki değnekleri işaret etti sonra da camın yanına beni götürerek aşağıdaki küçük bir top sahası büyüklüğündeki alanda prova yapan çeşitli ekipleri gösterdi. Gerçekten de top sahası bayram yeri gibiydi ve prova yapmak için orda yeterli boş alan vardı. Yanımıza gelen Rita’ya ben de aşağıda çalışan ekipleri gösterdim, provayı orda yapmalarını önerdim. Hele de değnekleri gördükten sonra görevlinin onlara asla izin vermeyeceğini ekledim. Rita:

“Ama ne-deen? Ama ne-deen? Camı biz mi kırdık?” diye tepki gösterdi sanki izin vermeyen benmişim gibi. Bir öfke dalgasının bakışlarını yalayıp geçtiğini adeta net bir şekilde gördüm. Onun bu hali beni kışkırtmaya yetti:

​“Gördün işte, diğer ekipler dışarda prova yapıyor. Siz neden burda prova yapmak için israr ediyorsunuz? Sizin diğerlerinden bir üstünlüğünüz mü var?” dedim kızgın bir ses tonuyla. Sinirlenmekten kendimi alamadığımı farkettim. Dahası israra devam ederse ağzımdan bundan sonra çıkacak sözleri kontrol edemeyeceğim gibi bir hisse kapıldım, kendimden korkmaya başladım. Gerdiği ipin kopma noktasına yaklaştığını anlamış olmalı ki Rita yavaş adımlarla Gabor’un yanına döndü. Onunla yaptığı kısa konuşmanın ardından ekip yavaş bir şekilde dışarı çıkmaya başladı. Ben de dışarı çıktım. Aşağıdaki top sahası büyüklüğündeki yere gidene kadar onları izlerken halen kendime gelememiştim…


Avatar Seç KAPAT
BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR