Okurlarımız hatırlayacaktır…
Geçtiğimiz hafta Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanları için verilen büyük direnişi bu köşede kaleme almıştım. Acil kamulaştırma kararıyla birlikte İkizköy sakinleri; doğasına, evine, zeytinliğine ve ormanına sahip çıkmak için ayağa kalkmıştı.
Çünkü mesele sadece birkaç ağaç değildi.
Mesele; yüzyıllardır üzerinde yaşanan topraklar, yer altı suları ve bir yaşam kültürüydü.
Akbelen Muhtarı’nın kızı, doğa savunucusu Esra Işık, bu mücadelede sesini yükselttiği için tutuklanmıştı. Yeni kömür sahaları açılabilsin diye alınan acele kamulaştırma kararına karşı çıkan köylüler, anayasal haklarını kullanarak yaşam alanlarını savunuyordu.
Eskiden ormanları devlet korurdu.
Bugün ise halk, ormanlarını devletten korumaya çalışıyor.
Gözü dönmüş maden şirketleri adeta tüm ülkeyi dev bir şantiyeye çevirmek isterken, doğasını savunan genç insanlar suçlu muamelesi görüyor. Suçları ne? Ağaçlarına sahip çıkmak… Topraklarını terk etmemek… Geleceklerini savunmak…

Esra Işık’ın tutuklanmasının ardından bu kez de kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim, sendikacı Başaran Aksu tutuklandı.
UMUT-SEN Konfederasyonu’nun kurucularından olan Aksu, hayatını işçi sınıfının hak mücadelesine adamış bir isimdi. Taşeron işçi direnişlerinden depo işçilerinin eylemlerine, Soma maden faciası sonrası verilen mücadeleden deprem bölgelerine kadar nerede bir emek mücadelesi varsa oradaydı.
İlk güvenlik işçileri sendikasının kurucuları arasında yer aldı. İşçinin yanında durmayı bir meslek değil, bir vicdan meselesi olarak gördü.
Mahkemede adli kontrol şartlarına uymakta zorlanabileceğini, çünkü önümüzdeki günlerde başka bir işçi mücadelesi için şehir değiştirmesi gerekebileceğini açıkça ifade etti. Yani kaçma niyetini değil, mücadeleye devam etme kararlılığını anlattı.
Buna rağmen tutuklandı.
Bugün Türkiye’de iş cinayetleri her geçen gün artıyor. Sigortasız, güvencesiz ve sendikasız çalıştırılan milyonlarca işçi patronların insafına terk edilmiş durumda.
SGK verilerine göre yalnızca 2005–2024 yılları arasında 27 bin 695 işçi, iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Aynı dönemde 52 bin 455 dosyada iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle gelir bağlandı.
Bu rakamlar sadece istatistik değil; yarım kalan hayatlar, öksüz kalan çocuklar ve susturulan emek hikâyeleridir.
Bir tarafta doğasını, emeğini, toprağını savunan işçiler, madenciler, köylüler ve sendikacılar…
Diğer tarafta ise sırtını siyasi güce dayayıp Ankara’da konfor içinde yaşayan, Cumhuriyet değerlerine dil uzatan, sözde sendikacılık yaparak servetine servet katan isimler…
Bugün yaşananlar yalnızca bir hukuk tartışması değildir.
Bu, iyi ile kötünün; emek ile rantın; doğa ile talanın mücadelesidir.
Tarih bize şunu defalarca göstermiştir;
Bu mücadele asla bitmez.
Çünkü hak arayışı susturulamaz.
Akbelen’de başlayan ses, cezaevi duvarlarını da aşarak büyümeye devam edecektir.
