Muğla’nın Milas ilçesine bağlı Akbelen Ormanı’nda bir süredir yaşananlar yalnızca bir çevre tartışması değil; doğa, hukuk ve yaşam hakkı meselesidir.
Yatağan kömür santralinin kömür ihtiyacını karşılamak amacıyla Yeniköy–Kemerköy bölgesinde açık ocak madenciliği için ormanlara ve zeytinliklere dozerler sokuluyor. Yüzlerce yıllık ağaçlar kesiliyor, verimli topraklar kazılıyor, bölgenin doğal dengesi geri dönülmez biçimde tahrip ediliyor. Güzelim doğa, şirketlerin bitmek bilmeyen kâr hırsına kurban ediliyor.
1982 yılında kurulan santral, tam 44 yıldır yalnızca enerji üretmiyor; aynı zamanda havayı, toprağı ve yer altı sularını kirletiyor. Bugün ise bunun bedelini yine doğa ve o coğrafyada yaşayan insanlar ödüyor.
Bölge halkı anayasal haklarını kullanarak yaşam alanlarını savunmaya çalışıyor. Evlerini, zeytin ağaçlarını, atalarından miras kalan topraklarını korumak isteyen insanlar suçlu değil; aksine geleceği savunan yurtseverlerdir…

Onlardan biri de İkizköy’den doğa aktivisti Esra Işık. Doğa talanına “dur” dediği, ormanların yok edilmesine karşı sesini yükselttiği için 31 Mart’ta tutuklandı. Bir yurttaşın doğasını savunması suç olabilir mi? Anayasanın tanıdığı hakları kullanmak nasıl olur da cezalandırılır?
Çevresel Etki Değerlendirmesi süreçleri tamamlanmadan, halk yeterince bilgilendirilmeden, insanlar adeta evlerinden ve yaşam alanlarından koparılıyor. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Çünkü mesele sadece ağaç değil; yaşamın kendisidir.

Çocukluğum Artvin’de geçti. Kışın yakacak ihtiyacımız olduğunda ormana giderdik. Ama asla yaş ağaç kesmezdik. Kurumuş dalları toplar, devrilmiş ağaçlardan faydalanırdık. Orman muhafaza memurları vardı; ormanı gözleri gibi korurlardı. Orman kutsaldı, emanetti.
Bugün ise aynı ormanlar acımasızca madene açılıyor. Zeytinlikler yok ediliyor, milli parklar yapılaşmaya teslim ediliyor. Doğa, korunması gereken bir değer olmaktan çıkarılıp tüketilecek bir kaynak gibi görülüyor.

Oysa bu talan düzeni sürdürülebilir değildir.
Tüm ormanları madenciliğe açsak bile şirketlerin iştahı doymaz. Gün gelir madenlerin yenilip içilemeyeceğini anladığımızda; geriye ne orman kalacak, ne temiz su, ne de sağlıklı bir yaşam alanı…
İş işten geçmeden durmak gerekiyor.
Çünkü Akbelen’de kesilen yalnızca ağaçlar değil; geleceğimizdir.
