ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırının üzerinden bir ayı aşkın bir zaman geçti.
Ortadoğu bir kez daha ateş çemberine dönüşmüş durumda.
Gözü dönmüş İsrail yönetimi ve uluslararası hukuku hiçe sayan ABD politikaları, dünyayı adeta kendi çiftlikleri gibi yönetebileceklerini sanıyor. Ancak savaş uzadıkça sadece cephe hattındaki ülkeler değil, tüm bölge ağır bedeller ödemeye başlıyor.
Bu savaşın etkilediği ülkelerin başında ise hiç kuşkusuz Türkiye geliyor.
Hemen yanı başımızda devam eden çatışma; güvenlikten ticarete, turizmden tarıma, tekstilden otomotive kadar birçok sektörü doğrudan sarsmaya başladı. Belirsizlik arttıkça piyasalarda tedirginlik büyüyor, ekonomik riskler derinleşiyor.
ABD merkezli Bloomberg’in haberine göre Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, İran’daki savaşın tetiklediği küresel piyasa dalgalanmaları sırasında Türk lirasını desteklemek amacıyla yaklaşık 12 milyar dolar harcamak zorunda kaldı.
Döviz kurunu tutabilmek için rezervlerin hızla eritilmesi ise ekonominin ne kadar kırılgan bir zeminde ilerlediğini gözler önüne seriyor.
Zaten swap anlaşmalarıyla ekonomiyi çevirmeye çalışan Hazine’nin hareket alanı giderek daralıyor.
Bir diğer büyük risk ise enerji fiyatları.
Bütçe hesaplarını petrolün varil fiyatı 65–70 dolar seviyesindeyken yapan ekonomi yönetimi, petrolün 110 doların üzerine çıkmasıyla yeni bir sınavla karşı karşıya. Enerji maliyetleri bu hızla artarken enflasyonla nasıl mücadele edileceği ciddi bir soru işareti olarak duruyor.
Yüksek kredi faizleri yalnızca sanayiciyi ve KOBİ’leri değil, doğrudan vatandaşı da boğuyor.
Çarşıyı, pazarı dolaşmayı seven biri olarak her hafta alışveriş yaparım. Geçtiğimiz hafta ilk kez bazı tezgâhların açılmadığını gördüm. Üretici satış yapamıyor, vatandaş alamıyor. Salatalığın kilosu 100 liradan başlıyor. Pazarda 100 liranın altında ürün bulmak neredeyse imkânsız hale gelmiş durumda.
Bu tablo, alım gücü her geçen gün düşen halkın omzundaki yükün daha da ağırlaşacağını gösteriyor.
Artık açıkça görülüyor ki Türkiye’nin ithalata dayalı ekonomik modelle bu fırtınayı atlatması zor. Yapılması gereken bellidir:
Üretim ekonomisine geçmek.
Dışa bağımlılığı azaltan, kendi çiftçisini, sanayicisini ve üreticisini destekleyen bir modelden başka gerçekçi bir çıkış yolu görünmüyor.
Umarım hükümet, ABD-İsrail-İran savaşının ortaya çıkardığı bu kırılgan tablodan gerekli dersleri çıkarır ve ekonomi politikasını ithalata dayalı yapıdan üretim odaklı bir dönüşüme yönlendirir.
Çünkü seçimler yaklaşıyor.
Ekonominin yükünü uzun süredir taşıyan halk, sandıkta faturayı kesmesini iyi bilir.
Benden söylemesi.
