Esra Işık.
Modern çağın KÖROĞLU’su!..
Akbelen’de yaşadığı İkizköyü’nün arazileri için acele kamulaştırma kararı verilmesine karşı çıktığı için 31 Mart günü tutuklandı Esra Işık.

Haber bültenlerini ciddi takip edenler bilir; Muğla’nın Milas İlçesindeki Akbelen Ormanı çevresini kapsayan 679 parsellik tarım arazisi için acele kamulaştırma kararı verilmişti.
Bölge insanı, İçtaş ve Limak’ın ortaklığı olan YK Enerji şirketine kömür sahalarını genişletme amacıyla verildiği gerekçesiyle bu kararı mahkemeye taşıdılar.
Mahkeme köylülerin itirazını haklı bulup, zeytinliklerin madencilere açılmasına engel oldu. Mahkemenin bu kararına, yönetmelik değiştirilerek engelin kaldırılmasına çalışıldı.
Ancak Danıştay bu değişikliği iptal etti.
Fakat hukuki süreç devam ederken zeytin ağaçlarını çoktan sökmeye başlamıştı şirket.
İkizköylüler de ağaçları için direnmeye başladı.
Şirketin önüne çıkan engeller mahkemelerce değil, yasama gücüyle kaldırıldı.
Anlayacağınız köylülerin itirazını değerlendiren hukuk, uygulamanın hızına yetişemedi. Böyle madencilerin önü açıldı.
Köylüler perişan oldu. İtiraz edip, eylem yapanlar gözaltına alındı.
Muhtarın kızı Esra, itiraz edenlerin en önündeydi.
Elbet bu itirazın bir karşılığı olacaktı.
Oldu da…
Önce gözaltına alındı, sonra da tutuklandı Esra.
Ağaca sarılarak, madencilere karşı duran İkizköy’ün SEMBOLÜ Zehra Nine, geçen yılın Eylül ayında hayatını kaybetmişti.

Onun ağaca sarılı fotoğrafı çok insanın vicdanını sızlatırken, madenciler ve onların önünü açanlar bir şey hissetmediler mi?

Ne diyordu Esra Işık, “Biz sayıdan ibaret değiliz. Bizim burada hayatlarımız var. Sizin yüz, iki yüz, beş yüz tane diye yazdığınız zeytin ağaçlarına biz bir ömür verdik ömür” diye seslenmişti.
Dünyanın en nitelikli zeytinleri Bursa’da yetişir. Kentimizin insanı iyi bilir. Bir ömür emek ister zeytin ağacı.
Sofraların, kahvaltının vazgeçilmezidir zeytin.
Fukaranın iki temel yiyeceği olan peynirin yoldaşıdır zeytin.
İnsan için sağlıktır. Uzun bir ömürdür.
Belki de bu yüzden ölmez ağacı da denir ona…
İşte bu ağaçlar, kömür için sökülmesin diye direniyor İkizköylüler.
Konulduğu cezaevinden mektup göndermiş yurdu insanına ve “tüm insanlığa” Esra.

Esra’nın bu yazdıkları bana Köroğlu’nun hikâyesini hatırlattı.
Benim yaşımda olanların çoğu bilir Köroğlu’nun Bolu Beyi’ne karşı mücadele destanını…
Filmi bile yapıldı. Cüneyt Arkın ve Fatma Girik’in başrollerini oynadığı bu yapımı Atıf Yılmaz yönetmişti. Ne yazık ki üçü de rahmetli oldu.
Ben Köroğlu’nun hikâyesini ünlü yazarımız Yaşar Kemal’in “Üç Anadolu Efsanesi (Köroğlu, Karacaoğlan, Alageyik)” kitabından okumuştum.
Bolu Beyi’nin en güvendiği en sevdiği kişidir Koca Yusuf. Onun üstüne iyi at yetiştiren kimse yoktur yeryüzünde. Onun yetiştirdiği atlarla dünyaya ün salmıştır Bolu Beyi.
Ne var ki, bir hırs ve yanlış yönlendirmeyle öfkelenip, Koca Yusuf’u öldürmelerini söyler bey adamlarına. Koca Yusuf’u seven çoktur, beyi uyarırılar, bunca hizmetine karşılık canını bağışlamasını söylerler.
Canını bağışlar ama gözlerine mil çekmeleri emrini verir.
Koca Yusuf kör olmuştur. Karısı ölmüş, bir oğluyla baş başa kalır. Anlatılmaz zorluklarla mücadele eder.
Oğul Ruşen Ali’yi ve Kırat’ı yetiştirir Bolu Beyi’nden iki gözünün öcünü alması yaşamının gayesi olmuştur.
Tez yetişir Ruşen Ali, bir yiğit insan olur, Hak ve adalet dağıtır.
Koca Yusuf’un gözleri görmediği için, kör olduğu için, oğlu Ruşen Ali’yi de artık “Köroğlu” diye bilir herkes.
Köroğlu, (Ruşen Ali), babasının gözlerini kör eden Bolu Beyi’nden öcünü almakla kalmaz, her yana ünü yayılır.
Haksız, uğursuz kim varsa onların baş belasıdır… Onlardan aldıklarıyla delilerini doyurdu. Fakire, fukaraya el uzattı.
Böyle olunca “ünü ta İran’a, Turan’a yayıldı.” diye bitirir Yaşar Kemal, Köroğlu efsanesini.
Haksızlığa karşı boyun eğmeyen Esra’nın mücadelesi de unutulmayacaktır.
Onu mahkum edenler, zeytin ağaçlarını para hırsı için gözünü kırpmadan sökenler yaşamlarının geri kalanını utanç içinde sürdüreceklerdir.
Gelecek günler yurdunun ağacına, toprağına, suyuna, doğasına sahip çıkmak için direnenlerin olacaktır.
