Rus gerçekçilik akımının en önemli temsilcilerinden biri, modern kısa öykü türünün kurucusu ve dünyaca ünlü tiyatro yazarıdır Anton Çehov…
Öyküleri hayatın içinden ve çok etkileyici bir anlatımı olan Çehov, en çok sevdiğim yazarların başında gelir.
Anton Çehov’un ünlü dramaturji ilkesi olan “Çehov’un Silahı”, bir hikayede gereksiz hiçbir detaya yer verilmemesi gerektiğini savunur.

“Eğer oyunun veya öykünün başında duvarda bir silah asılı olduğu belirtilmişse, o silah hikayenin ilerleyen kısımlarında – ikinci veya üçüncü perdede mutlaka patlamalıdır, yani işlevsel bir rol oynamalıdır.”
Bugün yaşadıklarımız da tam böyle değil mi?
Silahlar işlevsel bir rol oynamıyorlar mı?
İşin aslı bu bir sahnede değil izlediklerimiz; hayatın içinde.
Şimdi dünyanın bir sahne olduğunu düşünün.
Bu sahnenin içinde durmadan silah üreten ülkeler var. Bunca silahı stoklanmak üzere üretmiyor silah tüccarları; bunlar bir şekilde kullanılmalı ki, üretim sürmeli, paralar gelmeli.
Silah tekellerinin nihai ve saklı amaçlarının böyle olduğu bilinen bir durum…
Birçok dünya ülkesinde bireysel silahlanma artıyor. Ancak bu acımasız silah tüccarlarını tatmin etmez, etmiyor da.
Daha fazla kullanılmalı ki, satış artmalı.
Bu da ancak ülkeleri birbirleriyle çatıştırmakla olur.
Rusya – Ukrayna dört yılı aşkın süredir savaşıyorlar.

İsrail’in, Filistin – Gazze’ye başlattığı saldırı iki buçuk yıldır sürüyor. Aynı zamanda Lübnan’a hem havadan hem karadan müdahaleleri de aralıksız devam ediyor.

İkinci kez ABD Başkanı seçilen Trump, önce Savunma Bakanlığı’nın adını “Savaş Bakanlığı” olarak değiştirdi.

Sonra işe koyuldu.
Dünyanın en büyük ve en teknolojik silahlarını üretiyor ABD.
Ayrıca dünyanın en güçlü ordusuna sahip…
Çehov’un dediği gibi, sahnede yer alan bu unsurlar, işlevsel bir rol oynamalı!..
İşte olup bitenler, bir film gibi izlediğimiz gökyüzündeki alev topu füzeler, bu işlevselliğin ürünüdür.
Dünyada 2020 – 2024 yılları baz alındığında, en çok silah üreten beş ülke, ABD, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya olarak kayıtlara geçmiş.

Dünyada silah ihracatının yüzde 42’si Amerika Birleşik Devletleri tarafından yapılıyor. Geriye kalan yüzde elli sekizi ise on ülke tarafından gerçekleştiriliyor.
Yine aynı tarihler arasında dünya ülkeleri arasında en çok silah alan Ukrayna.
Tam da bu acımasız silah tüccarlarının, büyük silah komprodorlarının en çok istediği bir durum…
Savaşlar yalnız silahlarla yapılmıyor. Orduların taşıt araçları, uçaklar, gemiler, tanklar, zırhlı kara taşıtları ve insanlar…
İnsanların yiyecekleri, giyecekleri ve içecekleri su bile savaşın ganimeti sayılıyor…
Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş gündeme gelmese de sürüyor.
İsrail’in Gazze’yi işgali devam ediyor. Bununla da yetinmeyen İsrail, Lübnan topraklarını işgal edip genişleme planını uygulamaya koymuş görünüyor.
ABD – İsrail’in ortak olarak başlattıkları İran savaşı bir aydan fazladır sürüyor.
Gün geçtikçe çatışmaların daha yoğunlaştığını görüyoruz.
Barış görüşmeleri yapan ülkeler var. Bunların pek etkisi olmadığını görüyoruz.
Bölgenin yeniden eski düzenine dönmesini beklemek görünen tabloya bakarsak pek gerçekçi bir şey değil.
Hoş, bu bölgenin (Ortadoğu ve İran)eski düzeni de pek de içe sindirilebilecek bir düzen değildi.
İran Sağlık Bakanlığınca savaşta bin 937 kişinin öldüğünü, yaklaşık 25 bin kişinin yaralandığı bildiriliyor.

İran Kızılayı ise, ABD – İsrail bombardımanında saldırının başladığı 28 Şubattan bu yana 61 bin 555 ev, 19 bin şirket, 275 sağlık merkezi ve 500’e yakın okulun hasar gördüğünü açıkladı.
20.yüzyıl tiyatrosunu derinden etkileyen Alman şair, oyun yazarı ve tiyatro yönetmeni (CHP’nin mitinglerinde en çok kullandığı slogan olan “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sözleri onun şiirinden alınmadır.)

Bertolt Brecht, iki dünya savaşını da yaşamış biri olarak, savaş üzerine yaptığı olağanüstü gerçekçi tespit şöyle: “Her savaştan geriye üç ordu kalır: Ölüler ordusu, hırsızlar ordusu ve yas tutanlar ordusu.”
Hırsızlar ordusuna engel olacak gücümüz yok. Dilerim hiç değilse ölüler ve yas tutanlar ordusu daha fazla olmasın…
