Mustafa Özdal
Mustafa Özdal

Trafiği rahatlamak için radikal önlemlerin zamanı gelmedi mi?

Köşe Yazısını Dinle

Dün 600 bini aşkın öğrenci ders başı yaptı Bursa’da.

Bu ne anlama geliyor?

Yüzlerce servisin ve çocukları okullara taşıyan binlerce özel aracın aynı dakikalarda trafiğe çıkması, tedbir alınmazsa trafiğin çanına ot tıkaması anlamına geliyor değil mi?

Ve aynen öyle oldu, Bursa trafiği resmen kilitlendi.

İzmir Yolu, Mudanya Yolu, Acemler Kavşağı, ana güzergahlar, alternatif güzergahlar, ara yollar, yan yollar, işlek caddeler ve hatta mahalle araları bile  araç selini andırıyordu.

Trafiği rahatlatmak, yoğunluğu azaltmak, gerektiğinde trafik lambalarını devre dışı bırakmak, kavşak noktalarında akışı sağlamak, tıkanan noktaları açmak için yeterli tedbirler alınmış mıydı?

Evet diyemiyoruz maalesef.

Trafik polislerinin son yıllarda sadece maç günleri stadyum çevresinde görev yaptıklarını görsek de, sorumluluğu sadece onlarda aramak  haksızlık olur.

İşin esası şu ki Bursa’da araç sayısı 1 milyon 200 bine dayanırken  trafiğin yükü de her geçen gün artıyor.

Mesela Mudanya ve İzmir Yolu’nun kesiştiği Acemler Kavşağı’ndan geçen araç sayısı 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden daha fazla.

Tüm bu yoğunluğun üstüne, pandemi nedeniyle özel araç kullanımı sayısı artıp,  toplu taşıma araç kullanımının  azalması tüy dikti.

Dün ise veliler çocuklarını özel araçlarıyla okullarına bırakınca, araç yoğunluğu biraz daha arttı.

Ve araçların dakikalarca kıpırdıyamadığı, kelimenin tam anlamıyla bir trafik keşmekeşliğiyle karşı karşıya kaldı Bursalılar.

Artık iktidar partisi milletvekilleri bile Bursa’nın en büyük sorununun trafik olduğunu itiraf ediyor.

Trafiği rahatlatmak için birçok çözüm üretilmeye çalışılıyor.

Ancak en temel çözüm, özel araç kullanımını azaltıp, toplu taşımayı yaygınlaştırmak şüphesiz.

Gerekirse, bazı Avrupa şehirlerinde örnekleri olan kent merkezilerine araç girişini ücretli yapmak gibi radikal tedbirler gündeme gelmeli.

Yoksa Bursa trafiği daha çok saç, baş yoldurur.


Aşı karşıtları ne diyecek?

Aşı karşıtları 11 Eylül’de İstanbul’da miting yapacakmış.

Ne diyecekler çok merak ediyorum?

Mesela yoğun bakımdaki hastaların yüzde 90’ının aşısız olduğunu nasıl izah edecekler?

Veya, bu illetten ölenlerin büyük çoğunluğunun aşısız olmasının bir tesadüf olduğuna dair hangi bilimsel kanıtı ortaya koyacaklar?

Ya da aşısız olanların neredeyse tamamının hastalığı ağır geçirmediği gerçeğine karşı hangi tezi ileri sürecekler?

Aşı karşıtlarını eleştirmek için değil, gerçekten merak ettiğim için soruyorum bunları.


Bir öğrenci velisinin isyanı 

Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Saim Kılavuz’u çok severim.

Eleştiriye tahammülü vardır, son derece naif bir insan, demokratik bir idarecidir.

Ancak bu, Uludağ Üniversitesi’ndeki sorunları görmemize engel değil.

Umarım bana bir mektupla isyanını dile getiren öğrenci velisinin yazdıklarından sonra, üniversitedeki fiziki şartlar düzeltilir.

“Sayın Mustafa Özdal, merhabalar. Öncelikle aydınlatıcı yazılarınız için teşekkür ederiz. Bu seneki sınavda kızım Uludağ Üniversitesi Gıda Mühendisliği bölümünü kazandı. Geçen cuma okula bir bakalım dedik.  Hazırlık sınıfları üniversite içerisinde değil, uzun bir mesafesi var. Ya otobüs ile ya da 300 lira servis parasıyla bir saatlik mesafeye gidip gelecek. Neden bu kadar mesafe var? Sonra aman Allah’ım Ziraat Fakültesi dökülüyor. Okulun önünde yol var. Yol geçen hanı gibi, insanlar, arabalar, gelen, geçen giriyor üniversiteye. Köklü bir üniversitenin hazırlık sınıfı nasıl bu kadar uzak bir mesafede olabilir, fakülteler  nasıl bakımsız kalabilir ve insanlar nasıl böyle elini kolunu sallaya sallaya girebilir anlamadık? Kızımın morali çok bozuldu, ağladı, üzüldü ve ‘burası ne biçim üniversite ben gitmeyeceğim’ dedi.  Kızımızı zor ikna ettik. Yani demem o ki şehir dışından gelenler için bu üniversiteye kayıt yapmak büyük masraf. Bu  üniversitenin haline bakan bir öğrenci tercihlerinde Uludağ Üniversitesi’ni yazmaz. Bizim hatamız önceden gelip bakmamak oldu. Bir de tercih listesini hatalı doldurduk. Bir  anne olarak bunları yazıyorum. İlgililere iletirseniz memnun olurum Saygılarımla. Aysel Dökmecioğlu.”


CHP’nin cesur kararı

CHP Merkez Yönetim Kurulu, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ı Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk etti.

Sığınmacılara yönelik ırkçı uygulamalarından sonra, kadınları rencide edecek sözler sarf etmişti Özcan.

Daha önce de CHP Genel Merkezi’ne adeta meydan okuyan Özcan’ın disipline sevk edilmesi, siyasi ahlak bakımından fevkalade önemli.

Disipline gönderdiğiniz isim, sıradan bir parti üyesi değil koca bir kentin belediye başkanı.

Belki de bu kararla CHP, bir il belediye başkanını kaybedecek.

Ancak siyasi ahlak dersi verdiği için, kanımca çok şey kazandı.

Nitekim bu karar, ırkçı, ötekileştirici ve cinsiyetçi anlayışların CHP’de barınamayacağını  göstermesi bakımından, değerli, cesur ve diğer siyasi partiler için de örnek bir karardır.

ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİĞER YAZARLAR

TÜMÜ

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X