Yursevil Arık
Yursevil Arık
E-Posta: [email protected] YAZARIN TÜM YAZILARI

Özgürlük her zaman aynı şey değildir

Geçen hafta hayvanat bahçelerinden söz etmiştim. Demir parmaklıkların

ardındaki o  tuhaf çelişkiden. Doğasından koparılmış hayvanların sessiz, psikolojik çöküşünden.

Bu hafta ise kendi evimin içinden yazıyorum.

Sokaktan kurtarıp eve aldığım kediler var.

Bazen kendime şu soruyu soruyorum: “Ben özgürlüğü savunurken, onların özgürlüğünü kısıtlıyor olabilir miyim?”

Merhamet bazen insanı böyle sorgulatıyor.

Ama burada ince bir fark var. Hayvanat bahçesindeki bir aslan ya da zebra, olması gereken yerden koparılmıştır.

Doğası uçsuz bucaksız arazilerdir, sürüsüyle dolaşabileceği doğal yaşam alanlarıdır.

Demir parmaklıklar onun doğasına yabancıdır.

Oysa şehirde doğmuş ya da şehre terk edilmiş bir sokak kedisinin dünyası artık bambaşkadır. Onun “doğası” çoğu zaman beton aralarıdır. Çöp kenarlarıdır.

Araba altlarıdır.

Ve çoğu zaman açlıkla, hastalıkla ve tehlikeyle dolu bir hayatta kalma mücadelesidir.

Bir kediyi eve aldığımda onun özgürlüğünü elinden almıyorum.

Onu hayatta kalma savaşının ortasından çekip çıkarıyorum.

Ona bir alan değil, güven ve yuva veriyorum.

Bir hayvanı eğlence için sergilemekle, onu hayatta tutmak için sahiplenmek aynı şey değildir.

Özgürlük sadece dışarıda olmak değildir.

Bazen gerçek özgürlük, korkmadan uyuyabilmektir.

 

Çöpün kenarındaki mucize

Kurban Bayramı’ydı;
Evde et kokusu, bereket, bolluk. Masada herkesin payı hazır, dualar edilmiş, sofralar kurulmuş. Dışarıda ise hayatın en çıplak hali vardı. Köpeğimi dolaştırmaya çıkardığımda saat sabah sekiz civarıydı. Sokak sessizdi, bayram sabahının o ağırbaşlı huzuru vardı havada. Köpeğimle birlikte yürürken gözüm çöp konteynerinin kenarına takıldı. Orada, plastik poşetlerin arasında, küçücük bir şey kıpırdıyordu. Bir kedi yavrusu. Daha bir aylık bile değildi. Gözleri yarı kapalı, tüyleri yapış yapış, zorlukla nefes alıp veriyordu. Açlıktan, soğuktan, umutsuzluktan ölmek üzereydi. Yanımda köpek olduğu için yaklaşamadım. Kalbim sıkıştı. Ama o an bir şey yapamadım. “Belki annesi gelir” dedim kendi kendime. Ama içimde bir yer biliyordu: Annenin gelmeyeceğini. Bütün gün aklım onda kaldı. Bayram sofrasında otururken bile gözümün önüne o küçücük beden geldi. Kaç kişi geçmişti o sokaktan? Kaç kişi dönüp bakmıştı? Kaç kişi “başkalarının derdi” diye geçip gitmişti? Akşamüstü köpeğimi yine dışarı çıkardığımda hâlâ oradaydı. Aynı yerde, aynı pozisyonda. Kımıldamamıştı bile. Sanki “artık bitsin” demişti hayata. O an içimde bir şey koptu. Köpeği eve bırakıp koşa koşa geri döndüm. Eğildim, ellerim titreyerek aldım onu. Soğuktu, hafifti, neredeyse yok gibiydi. Eve kadar yol boyunca ağladım. Gözyaşlarım yavrunun tüylerine damladı. Eve getirdiğimde ilk iş sıcak suyla ıslak bezle temizledim. Mama verdim, damla damla su içirdim. Gece boyunca kucağımda uyuttum. Her nefesini dinledim, her kıpırtısını hissettim. “Lütfen kal” dedim içimden. “Lütfen tutun hayata.”

O gece tekrar anladım ki bolluk sadece masadaki et değilmiş. Bereket, bir canın hayata tutunması için uzatılan elmiş. Kutsal günün en kutsal yanı, belki de o çöp kenarındaki küçük kalbin yeniden atmaya başlamasıymış. Şimdi beşinci kedim o minicik yavru, evin en neşeli, en afacan, en sevgi dolu üyesi oldu. Sabahları uyanır uyanmaz koşup yanıma geliyor, mırıltısıyla günümü başlatıyor. Diğer kedilerle oynarken, köpeğimle yan yana uyurken izliyorum onu ve içim ısınıyor.

Onlar geldiğinden beri evim daha sıcak, kalbim daha yumuşak. Sabahları kahvemi içerken kucağıma oturmaları, gece yatağın ucunda kıvrılıp uyumaları, en ufak bir sesle koşup gelmeleri…Bunlar bana hayatın hâlâ güzel olabileceğini hatırlatıyor.

Bir canı kurtarmak, aslında kendi içimizdeki yaralı parçayı da iyileştirmek demekmiş. O çöp kenarındaki minik yavru ve diğerleri, bana yeniden umudu, sabrı, şefkati, koşulsuz sevgiyi ve hayata tutunmayı hediye etti.

 

Kediler hakkında küçük ama ilginç gerçekler

* Kediler bizi sahipleri olarak görmez.

Bilim insanlarına göre kediler insanları bir “patron” olarak değil, biraz garip ama büyük bir kedi gibi algılar.

* Kafa atıyorsa seviyor demektir.

Kedilerin başlarını bize sürtmesi ya da küçük bir kafa atması aslında “Sen benim güvenli alanımsın” demenin yoludur.

* Kuyruk dili vardır.

Kuyruk yukarıdaysa mutludur. Hızlı hızlı sallıyorsa sinirli olabilir. Kabarmış bir kuyruk ise korktuğunu gösterir.

* Mırlamak sadece mutluluk değildir.

Kediler mutlu olduklarında mırlar ama aynı zamanda hasta olduklarında ya da kendilerini sakinleştirmeye çalıştıklarında da mırlayabilirler.

* Günde ortalama 12–16 saat uyurlar.

Bazen tembel gibi görünmelerinin sebebi budur. Aslında enerji depolayan küçük avcılardır.

* Bizi eğittiklerini düşünürler.

Sabah 5’te miyavlayıp mama vermemizi sağladıklarında, oyunu kimin kazandığını düşünüyorsunuz?

* Evdeki en yüksek yeri severler.

Dolap üstleri, raflar, pencere kenarları. Çünkü kediler bulundukları ortamı yukarıdan kontrol etmeyi sever.

* Sizi yalıyorsa ailesinden sayıyordur.

Kediler birbirlerini temizler. Sizi yalıyorsa aslında “Sen de benim sürümdensin” demektir.

* Kartondan daha cazip bir şey yoktur.

En pahalı oyuncağı alsanız bile çoğu zaman kazanan yine karton kutu olur.

ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X