Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
Sosyal Medya
Olay Haber
Olay E-Gazete
Yursevil Arık
Yursevil Arık

Sevmeye bağımlı yorgunluk

Sabahın körü.. Saat daha beş bile olmamış. Alarmım yok ama gerek de yok zaten. Evde kurulu bir sistem var. Minik patilerden oluşan, son derece disiplinli bir ekip. Önce hafif bir tıkırtı, ardından üzerimde gezinen gölgeler ve finalde Duman.

Evin en küçüğü ama en acımasız alarmı. Burnumu minik dişleriyle “sevgiyle” ısırarak beni hayata döndürüyor.

Gözümü açar açmaz anlıyorum mesai başladı.

a6abb202 1b8f 41b7 8b78 7b83c4750948

Bir yanda sabırsız bakışlar, diğer yanda açlığını belli etmemeye çalışanlar..

Hepsinin karakteri ayrı, derdi ayrı, sevgisi ayrı. Ama ortak noktaları; ben neredeysem, onlar da orada.

Mama işleri bitince sıradaki görev başlıyor. 15 yaşındaki yaşlı köpeğimi dışarı çıkarmak. Hava nasıl olursa olsun..Kar, kış, yağmur…

Bazen itiraf edeyim, içimden “bugün çıkmasak mı?” diyorum. Ama sonra onun o ağırlaşmış adımlarını, yavaşlayan nefesini görünce susuyorum. Eskisi gibi değil artık. Koşmuyor, zıplamıyor. Sadece yürüyor ve bana bakıyor. O bakışta bir ömür var.

b82c3695 eac7 4018 ae48 5016c24ac1fc

Eyşan..benim ilk göz ağrım. Yağmurlu bir günde yolun kenarından hayatıma sığınan o küçük sarman yavru. Şimdi evin en büyüğü, en “hanımefendi”si. Herkes onu yabani sanır ama o sadece seçici. Bana ait bir sevgisi var. Gece yanıma gelip kendini bırakışı, “devril” dediğimde göbeğini açışı, güvenin en saf hali.

Sonra Şişko… Adı üstünde. Ama mesele sadece kilo değil. O, içindeki güvensizliği sertlikle kapatmaya çalışanlardan. Yavaş ama iddialı. Sanki “ben buradayım” demek için biraz fazla çaba harcıyor. Açık söyleyeyim, bazen ben bile çekiniyorum ondan. Ama biliyorum, o sert kabuğun altında sadece sevilmek isteyen bir kalp var.

1e39172f 5ca8 4699 b1b1 9939ab7fe69f

Gırgır..benim göğsümde uyuyan kocaman bebek. Annesini erken kaybettiğinden beri beni annesi sanıyor. Her gece aynı rutin. Gelir göğsüme yerleşir, nefesini bana uydurur. O an dünya yavaşlar. Kalbimle kalbi aynı ritimde atar.

Ve sonradan dahil olanlar…

Aslında her seferinde kendime “artık almamalıyım” dediğim ama bunun sevgisizlikten değil, evde gerçekten yer kalmamasından kaynaklandığını bildiğim anların ardından gelenler. Çünkü sokakta da bakıyorum onlara..elimden geldiğince. Ama bazıları oluyor ki..orada bırakmaya kalbim razı gelmiyor.

Tüylü… çöp kenarındaki mucizem. Bayramın ortasında, hayatın en kenarından bana göz kırpan bir umut. Şimdi adının hakkını veriyor; hem tüylü hem sevgi dolu.

ad73a9db a942 450d 8a12 9a8da9af0a70

Duman… hikâyesi biraz daha tanıdık aslında. Önce uzaktan gelen bir ses, sonra arayıp bulamamak, sonra “inşallah almak zorunda kalmam” diye içinden geçirmek… ve finalde onu kucağında bulmak. Gözleri kapalıydı, şimdi dünyaya en açık bakan o. En yaramaz, en cesur. Burnumu ısıran alarmım.

Bir yerden sonra insanlar seni ciddiye almamaya başlıyor. Bana artık kedi fotoğrafları atıyorlar. “Sende bu renkten yoktu, bunu da ister misin?” diye. Gülüyorlar. Şaka yapıyorlar.

1e39172f 5ca8 4699 b1b1 9939ab7fe69f

Ben de gülüyorum çoğu zaman. Çünkü dışarıdan bakınca haklılar. Bir insanın hayatına bu kadar “tesadüfen” kedi girmez.

Ama bilmedikleri bir şey var. Onların attığı o fotoğraflar benim için sadece bir şaka değil.

c2d8f964 56fc 4586 8a9c 0296e982dee9

Her biri aklımda aynı soruyu uyandırıyor;

Acaba aç mı?”

Korkuyor mu?”

Onu bekleyen biri var mı?”

Çünkü ben artık bir kediye sadece “kedi” olarak bakamıyorum. Her birinin arkasında bir hikâye, bir ihtiyaç, bir bekleyiş görüyorum.

İnsan bir kere o sesi duyunca, görmezden gelemiyor. Bu biraz da insanın kalbinin nereye kaydığıyla ilgili.

Evet, belki bende o renkten yoktu. Ama mesele hiçbir zaman renk olmadı ki.

Mesele, bir canın daha hayata tutunmasıydı.

Bütün gün ben işteyken uyuyorlar. Ama ben eve geldiğimde..işte o zaman başlıyor asıl hayat. Adeta Bremen mızıkacıları gibi peşimde dolaşan bir ekip. Mutfak, salon, oda fark etmez. Ben neredeysem, orası onların merkezi.

Yoruluyor muyum? Hem de çok.

Bazen sessizlik istiyor muyum? Evet.

Bazen “bu kadarına gerek var mıydı?” diye düşünüyor muyum? Dürüst olayım, evet.

Ama sonra..bir tanesi gelip başını dizime koyuyor. Diğeri uzaktan bana bakıyor.

Bir başkası oyun peşinde, biri uykuda mırıldanıyor.

Anlıyorumki bu evde sadece bir kalabalık yok. Bu evde, birbirine tutunmuş hayatlar var.

Belki biraz da bağımlılık dediğimiz şey bu. Sevilmeye değil, sevmeye bağımlılık.

Yorgunluğa değen bir kalabalık bu.

Eksilse, içimin sessizliği daha çok yorardı beni.

bbdca5b9 accb 4927 9fa8 b973482d1bf4

BİR HEVES BİR ÖMÜR

Bir hevesle başlıyor her şey. Bir çocuğun “Anne, lütfen!” yalvarışıyla…
Bir sevgilinin “Sürpriz!” diye kucağına bıraktığı minik yavruyla…
Ya da “Yalnızım, bana arkadaş olur” diye alınan, bir anda “aile üyesi” ilan edilen o sıcak patiyle…

Başta her şey çok güzel. Fotoğraflar çekiliyor, “Bizim yeni bebeğimiz” diye paylaşılıyor.
Oyuncaklar alınıyor, özel mama ısmarlanıyor, kucağa alınıp uyutuluyor.
“Ne kadar tatlı, ne kadar akıllı” diye sevgi sözcükleri yağıyor. Ama sonra hayat devreye giriyor.
Tatil planları, yoğun iş günleri, arkadaş buluşmaları, taşınma stresi…
Sonra fark ediliyor ki; bu küçük can, sadece sevilecek bir oyuncak değil.
Sorumluluk istiyor. Sabır istiyor. Emek istiyor. İşte tam o noktada bazıları vazgeçiyor.
Kapı açılıyor ve o kapı, bir daha hiç açılmamak üzere onların yüzüne kapanıyor. O can, orada kalıyor.
Alıştığı kokuyu arayan burun, her geçen ayak sesinde kulaklarını dikiyor.
“Geldiler mi?” diye bekliyor. Saatler, günler, haftalar. Çünkü o terk etmeyi bilmiyor.
Vazgeçmeyi bilmiyor. Sadece sevmeyi biliyor. Sen uyurken kucağında mırlayan, kapıda kuyruk sallayarak karşılayan, hasta olduğunda yastığının kenarına kıvrılan o masum,
şimdi yağmurda ıslanıyor. Aç karnına bir kapı eşiğinde yatıyor.
Hâlâ seni affetmeye hazır. Hâlâ seni bekliyor. Bir hayvanı sokağa atmak, onu öldürmekten kolay değil. Çünkü ölüm çabuk biter. Terk edilmek ise her gün yeniden ölmek demek.

Bir dahaki sefere “sadece bir kedi”, “sadece bir köpek” demeye kalktığında,
şunu hatırla;O, senin hevesinin bedelini bir ömür boyu ödüyor. Lütfen heves etme.
Sorumluluk al. Ya da hiç başlama.Çünkü sokaklar, hâlâ terk edilmiş ama sevmekten vazgeçmeyen canlarla dolu.

Onların sessiz bekleyişi, kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle bağırıyor.


Avatar Seç KAPAT
BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR