İnan, yazısında şu ifadeleri kullandı:
“Bazıları gittikleri yere mutluluk götürür,
diğerleri ayrıldıkları yere. ”
Oscar Wilde
Gitti zannetmiştik.
Meğer gitmemiş.
Geldi.
Ama mutluluk getirmedi. Ayrıldığında mutluluk gelmişti…
CHP için, bazılarınca beklenen, kimilerince ihtimal verilmeyen “butlan” kararı 21 Mayıs Perşembe günü çıktı.
24 Mayıs Pazar günü de bir grup CHP’li polis desteğiyle, genel merkez binasının kapısı kırılarak binaya girdiler.

Başkent Ankara’da, 102 yıllık siyasi partinin binasının önünde yaşanan görüntüler tam bir utanç tablosuydu.
Sanırsınız yabancı bir güç tarafından işgal ediliyordu parti binası… Tüm bu görüntüler insanın içini acıtan, karamsarlaştıran hareketlerdi.
Türkiye’de çoktan sakatlanmış olan demokratik rejimin hepten ipinin çekildiği bir gün olarak kayıtlara geçti hiç şüphesiz.
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığını 5 Kasım 2023’te yapılan kongrede kaybetti. Partinin başında tam 13 yıl boyunca o vardı.

CHP 38. Olağan Kurultayı’ndan
Bu sürede yapılan 13 seçimin hiçbirini kazanamadı. Tüm seçimleri kaybetti!..
Bu durumun incelenmeğe değer, ilginç yanı ise bunca seçim kaybeden birinin genel başkanlığı, bu süre boyunca hiç sorgulanmamış tartışılmamış olması!..
CHP açısından çok ilginç bir durum değil mi?
Fakat, adam kaybettikçe kazandı.
Daha çok ve en sonunda da çok kötü kaybetti.
İktidar mensupları ve iktidara yakın medyada kendisini küçümsemek için “Bay Kemal” deniyordu. İşin acı yanı şimdi isminin başına bu sıfatı kendisi kullanıyor. Onu küçümseyenler nezdinde ise “Kemal Bey” liğe terfi etti.

Vasat bir demokraside bile üst üste yapılan iki ya da üç seçimi kaybeden lider herhangi bir telkin beklemeden, kendiliğinden görevi bırakıyor.
Bu bir teamül. Kendisi bırakmasa bile, parti organları hemen onu genel başkanlık koltuğundan indiriyorlar.
Gelin görün ki, Türkiye siyasi partileri için bu kural hiçbir zaman işlemedi.
12 Eylül Askeri Darbesi’nin ürünü olan 1982 Anayasası siyasi parti başkanlarına güçlü yetkiler verdi. Onlar bu güne kadar da bunu tepe tepe kullandılar.

Bu durum beni taa Antik Çağ’a götürdü.
Sokrates, devleti yönetecek kişilerin mutlaka “erdem” sahibi insanlar arasından seçilmiş olmalısını öneriyor öğretisinde.
Gerek ahlâk gerek siyaset felsefesinin temelini oluşturan en önemli unsur olarak kabul ediliyor…
Genel Başkanlığı süresince hemen hemen hiç risk almadan, konforlu bir 13 yıl geçiren Kılıçdaroğlu’na partililer “hain” diye bağırdılar, butlan kararının ardından.

Nereden nereye?
Bir zamanlar Yeni Karaoğlan, Gandi Kemal, Piro Kemal denilen, bu tarihi kişilerle yan yana getirilen adamın bugün geldiği nokta çok dramatik bir durum.
Adalet yürüyüşünde, adına türküler bile söylenmişti.
Bugün kendisine en çok kızanlar, o türküleri söyleyenler olduğunu görüyordur mutlaka.
Yetmezmiş gibi, geçtiğimiz hafta manevi değeri yüksek Hacı Bektaş ilçesinde bulunan “Kemal Kılıçdaroğlu Kültür Merkezi” nden de adının kaldırıldığı haberini de okudum.
Hak edilmeden, bilinçsizce ve popülerlik uğruna verilen bu isimler, ne yazık ki böyle kolayca kaldırılabiliyor. Hangi kriterle böyle bir merkeze onun adının verilmesi uygun görülmüştü? Siyaset böyle çok da ucuz olmamalı.
Ne kadar kötü bir durum Kemal Kılıçdaroğlu açısından.
Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin klasik örgüt yapısından gelen biri değildi. Siyasetçi bir yapısı da yok. Topluma verdiği temel bir ideolojik mesajı da olmadı.
Zaten ilk siyasi girişimini Süleyman Demirel’e yapmış, DYP’den milletvekili olmak istemişti. Rahmetli Bülent Ecevit, kendisini kafası karışık biri olarak görmüş. Partisine kabul etmemişti.
Sanırım birçok doğrusunun yanında, Ecevit’in bu kararını da zaman haklı çıkardı.
Hala kafası karışık biri…
9 Haziran Salı günü TBMM önünde Cumhuriyet Halk Partililer iki grup halinde toplandı.
Bir grup “Halkın umudu Kılıçdaroğlu” diye slogan atarken, daha kalabalık olan grup “AKP’nin umudu” diye bağırdılar.
Halk siyasetten umudunu keseli çok oldu.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendinden umudunun kalmadığı açıkken, halka nasıl umut versin!..
Gerek Kılıçdaroğlu, gerek CHP üzerine çok şey söylenip yazılabilir. Yazılmalıdır da. Önümüzdeki günler de yaşanacak gelişmeler bu konunun epey bir süre daha gündemde kalacağını gösteriyor.
Sonuç olarak yüz yılı aşkın bir geçmişi olan bir partinin bu tür sorunları yaşaması pek kabul edilebilir bir durum değil.
Temel bir kurumsal yapı oluşturamamasından kaynaklı bu kriz, kolay atlatılmayacak gibi duruyor. Çünkü mesele sadece CHP ile sınırlı değil…
Çok daha başka etkenlere bakmak gerekiyor meseleyi doğru anlamak için.
Bakmayın siz, zayıf kişilikli, korkak, liyakatsız ve siyaseti meslek edinmiş olanların bu gelişmeyi “devlet aklı” na bağlamasına.
Akıl arıyorsanız eğer, gidin Antik Çağa ve Sokrates’in söylediklerine bir bakın. Yok çok uzak geliyorsa, Mustafa Kemal’e ve partinin “altıok”una bakmak gerçek Cumhuriyet Halk Partililer için yeterli olacaktır.
Olay Medya İcra Kurulu Başkanı Mehmet Ali İnan’ın yazısının tamamı için tıklayın…

