Bazen insanın ne yaşadığını anlamak için konuşmasına gerek yok. Omuzlarına bakınca, yürüyüşüne bakınca, başını taşıma şekline bakınca bir şeyler anlatır zaten. Duruşumuz, günün yükünü nerede biriktirdiğimizi ele verir.
Uzun süre ekrana bakınca baş öne düşüyor. Gün boyu stres taşıyınca omuzlar kulaklara yaklaşıyor. İçeride kaygı arttıkça göğüs kafesi daralıyor, nefes sığlaşıyor. Sonra da “niye bu kadar yorgunum” diye soruyoruz. Bazen yorgunluk, bedeni yanlış taşımanın yorgunluğu.
Dik durmak denince akla “asker gibi olmak” geliyor ama ben öyle düşünmüyorum. Dik durmak, sertleşmek değil, yerine oturmak. Omuzların geriye ve aşağıya inmesi, çenenin çok önde olmaması, göğsün sıkışmaması… Bu küçük ayarlar bile nefesi değiştiriyor. Nefes değişince duygu da değişiyor.
Ben gün içinde kendime küçük işaretler koyuyorum. Bir kapı eşiğinden geçerken, su içerken, telefonda konuşurken… “Omuzlar nerede?” diye soruyorum. Cevap genelde “yukarıda.” Sonra indiriyorum. Sadece bu bile iyi geliyor.
Bazen gençleşmek için krem değil, filtreden önce duruş gerekiyor.

Flipboard