Sabah gözümüzü açar açmaz elimiz telefona gidiyor. Bildirimler, mesajlar, haberler… Zihin daha yataktan kalkmadan koşmaya başlıyor. Ama aynı sabah beden, sessizce orada bekliyor. “Ben de buradayım.”
Esnemek bana hep çok basit bir şey gibi gelirdi. Hatta biraz “boş iş” sayılırdı. Sonra fark ettim ki bedenin en çok ihtiyacı olan şey bazen güçlenmek değil, gevşemek. Gün boyu omuzlarımızı yukarıda taşıyoruz, çenemizi sıkıyoruz, belimizi fark etmeden kilitliyoruz. Esnemediğimiz her gün, beden biraz daha sertleşiyor. Sertleştikçe de sanki ruhun alanı daralıyor.

Esnemek, bedene “acele yok” demenin en kestirme yolu. Bir dakika… iki dakika… Kolları yukarı uzatmak, boynu sağa sola yumuşakça çevirmek, belin rahatlamasına izin vermek… Üstelik bunun için yoga matına bile gerek yok. Yatak kenarında, mutfakta beklerken, bilgisayar başında bir toplantı arası… Küçük aralar da büyük fark yaratıyor.
Bazen gençlik, enerji patlaması değil, bedenin akışkan kalabilmesi. Esnediğimiz günlerde bunu daha net hissediyorum.
Hiç değilse güne başlamadan bir iki dakikayı bedenimiz için ayırıp uyanması için zaman tanırsak, zihnimize yetişir ve daha dengeli bir gün için adım atmış oluruz.

Flipboard