Hasan Ali Çavuş
Hasan Ali Çavuş

Mete Gazoz ve okçuluk…

Köşe Yazısını Dinle

Oğlum yıllar önce Yıldırım Emek İlköğretim Okulu’na başlamıştı..

Bir gün eve geldiğinde, beden eğitimi öğretmeni Sinan Gencer’in kendisi ile birlikte birkaç öğrenciyi seçerek, parmak, kol ve omuz ölçülerini aldığını söyledi.

‘Hayırdır’ dedim…

“Bizim vücut yapımız okçuluk sporuna uygunmuş, bir ay kadar denemek istiyor.”

“Sen gitmek istiyor musun” diye sordum.

‘Evet’ cevabını alınca ok yaydan çıktı!

***

Haftanın belirli günlerinde akşamları ağır antrenmanlar başladı.

Çocuklar verilen lastikleri ok atar gibi çekip bırakıyorlar.

Teknik, taktik…

İdealist bin insan olan hocaları saatlerce bıkmadan, usanmadan anlatıyor.

Arada bir fırça atıyor.

Diğer spor dallarına mesafeli duran bizim Ahmet sevdi bu sporu…

Bir de ‘sende umut var’ denince…

Yeni hayallere yelken açtı.

Ağır antrenmanların ardından gelip aslanlar gibi dersini çalışıyor, kitabını okuyor.

Hatta fazlasıyla…

Yani ekstra bir motivasyon, hedefe daha iyi odaklanma, disiplini asla elden bırakmama, özgüvende ve sosyallikte ciddi artış söz konusu.

Tek çalışmada yaklaşık 2-3 ton ağırlık çeken çocuğun yüzü gülüyor.

Gerçek yayı da eline alınca iyice keyiflendi.

***

Tabii kulübün imkânları belli.

Zamanla alınması gerekenler listesi gelmeye başladı.

O yayda bulunan parçaları sıralasam, sayısına inanamazsınız.

Bu arada hepsi ithal.

Fiyatlar da dolar üzerinden ve ateş pahası…

 Ama ilerlemek istiyorsan alacaksın.

O zamanın parasıyla 3-5 bin liralık bir yükün altına girdik mecburen…

Yanılmıyorsam dolar kuru daha 2 lira civarlarında…

Bursa, hatta Marmara şampiyonalarında altın, gümüş, bronz madalyalar gelince şartları iyice zorlamaya başladık.

***

Bir gün hoca Antalya’da Türkiye Şampiyonası olduğunu söyledi.

Lisanslar Uludağ Gürsu Okçuluk’ta.

Neyse takımı yolcu ettik.

Bizim Ahmet, elindeki yetersiz yay ve ekipmana rağmen bayağı iyi iş çıkardı.

Hatta yanındaki kariyerli okçu bile duruma şaşırarak, ‘Bu yayla bu atışlar, helal olsun sana. Keşke imkânım olsa da yayımı sana versem’ diye espri yapmış.

İşte o şampiyonada Mete Gazoz da var.

O zamanlar daha efsanesi yürümüş çocuğun.

Babası Metin Gazoz da milli okçu olunca…

Daha üç yaşında başlayan planlı çalışmalar, yeteneğe yetenek katmış.

İstanbul’da kulübü, sponsorları da kesenin ağzını açmış.

Yani yetenek, eğitim ve süper malzeme hepsi bir arada…

Kısacası Mete Gazoz, daha o zamanlar şampiyon.

***

Bursa’da ise imkânlar belli.

Sinan hoca koşturuyor.

Gürsu Belediyesi destek olmaya çalışıyor.

Emek İlköğretim Okulu, spor salonunu ve bahçesini kullanıma açmış ama şartlar ortada.

Ailelerin gücü bir yere kadar.

Spor İl Müdürlüğü şampiyonalar başta olmak üzere destek oluyor ama onların da bütçesi sınırlı.

Ayrıca geleneksel okçuluk üzerine bir odaklanma var o yıllarda!

Hani bugün Mete Gazoz şampiyon olunca fotoğrafının üzerine methiyeler düzen Bursalı büyükler, başkanlar var ya…

Onlara sormak isterim; bu spora katkınız ne kadar?

Bu arada, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin hakkını verelim.

Son yıllarda, birçok branşta olduğu gibi Okçuluk Kulübü ile de önemli adımlar atıyor.

Tekvandoda olimpiyat üçüncüsü olarak, Bursa’ya büyük bir gurur yaşatan Hatice Kübra İlgün’ün Büyükşehir Belediyespor’un sporcusu olduğunun altını çizelim.

***

Neyse çok fazla uzatmayayım.

Ahmet’e bir süre sonra nazar değdi…

Omuz bölgesinden sakatlandı.

Üzüldük, doktor ararken bir iki dostumuzun önerisiyle Uludağ Üniversitesi Spor Hekimliği’nde şifa aradık.

Okçuluk pek yaygın olmadığından bu alana hitap eden doktor da yok.

Sağ olsun hekimler aylarca her türlü tedaviyi uygulayarak, ellerinden geleni yaptılar.

Ahmet o dönem Ulubatlı Hasan Anadolu Lisesi öğrencisi…

Dersleri bırakıp tedaviye gidiyor.

Öte yandan, çocuk bölge şampiyonluğu kazanıyor, okulunun umurunda değil.

Çıkarıp törende bir onore etmiyorlar.

İyi bir okul ama başarı sadece dersten mi ibaret?

Türkiye’de genel sorun bu.

Geleceğin Mete Gazoz’larının harcanıp gitmesi…

***

Neyse bir yanda geçmek bilmeyen sakatlık, diğer yanda hazırlanılması gereken üniversite sınavı…

Derken…

Ahmet okçuluktan kopmaya başladı.

Üniversitede de, laboratuvar dersleriyle çakışan antrenmanlar çok sevdiği sporu sürdürmeye fırsat tanımadı.

Ve 31 Temmuz 2021…

Okçulukta her türlü imkânın sunulduğu Mete Gazoz, Tokyo Olimpiyatları’nda altın madalya alarak, bu branşta Türkiye’ye bir ilki ve gururu yaşattı.

Emek Ortaokulu’nun bahçesinde, en uzun mesafesi bile standardı karşılamayan bir alanda gece yaptıkları antrenmanlarla imkânsızı zorlayan, hatta aralarından milli takıma gitmeyi başaran çocuklar ise maalesef artık farklı yollarda…

Kimi mühendis, kimi öğretmen.

Tesadüfe bak…

Bizim Ahmet de, Mete Gazoz’un boynuna olimpiyat altın madalyasını taktığı gün eczacılık diplomasını eline aldı.

Özetle…

Yetenek bir yere kadar…

Her şey imkân, vizyon ve tercih meselesi…

Aileler, kulüpler ve devlet açısından…

ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİĞER YAZARLAR

TÜMÜ

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X