İhsan Aydın
İhsan Aydın

Büyük devlet olmak

Köşe Yazısını Dinle

Güney illerimizde ve ülke genelinde 300’e yakın yangınla baş edebilmek elbette zor bir durum. Böylesi geniş bir alanda, aynı anda ve çok sayıda yangınla kısa sürede netice almak tabii ki, kolay değildi.

Alev savaşçılarımızın sahadaki canhıraş çabalarına rağmen, ‘yeterli uçak vardı yoktu, helikopter azdı çoktu, THK uçakları niye yoktu’ gibi tartışmaları sürdürenlerin asıl niyetlerinin ne olduğunu biliyoruz.

Rüzgarın hızlandığı, nemin sıfırlandığı, yağışın tümüyle kesildiği bir anda meydana gelen çoklu yangınlarla en güçlü ülke bile baş etmekte zorlanır. Üstelik, bir de bölücü örgütün yangınlardaki sabotaj ve kundaklama olasılığı da göz ardı edilmemeliydi.

Türkiye’yi yangınlarla mücadelede zayıf, aciz ülke gibi gösterme çaba ve algılarını reddedenlerdendik.

Havada vızır vızır uçuşan su yüklü metal kuşları, yerde ölüm pahasına su sıkan alev savaşçılarını görmemek olmazdı.

Uzun süre sonunda büyük orman alanlarımızın tahribine neden olan yangınlar kontrol altına alınabildi. Fakat, henüz tartışması bitmiş değil.

Batık THK üzerinden kendi ülkesini hakir görenlerin iyi niyetli olmadıklarını düşünüyoruz.

Tam da yangınlarla baş etmişken, bu kez Karadeniz’deki sel ve su baskınlarıyla karşı karşıya kaldık. Kastamonu, Bartın, Sinop, Karabük gibi illerimizde sel önüne kattığı her şeyi yıktı geçti.10’dan fazla yurttaşımızı yitirdik. Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinden gelen görüntüler yürek burktu.

Türkiye büyük devlet olduğunu burada da gösterdi. Selde mahsur kalanlar, TSK’ya ait helikopterlerle binaların üzerinden kurtarıldı, güvenli bölgelere nakledildi.

Ülkemizin gücüne, birlik beraberliğine, bütünlüğüne, büyüklüğüne inanıyor ve güveniyoruz.

El bize imrenirken, içimizdeki İrlandalılar ülkemizin doğa olayları üzerinden tökezlemesi için dört gözle bekliyorlar.

Bozkurt’taki vatandaşlarımızın helikopterle afet bölgelerinden tahliye görüntüleri büyük devleti görmeyenlerin, gözünün içine içine bu gerçeği sokuyor.

 

Başkan sözünü tuttu yanan çeyizi yeniledi

Bursa hamiyetsever bir il. Bunu her zor anda ve coğrafyada görüyoruz. Bursa, yangında, selde , heyelanda, depremde nerede zorda kalmış bir insan varsa hemen imdada yetişiyor.

Büyükşehir Belediyemiz bu konuda artık acı bir tecrübe edindi. Dün de Karadeniz’e BUSKİ ekiplerini yolladı.

Geçenlerde Antalya’nın Manavgat ilçesinde meydana gelen yangında kızının çeyizlerini kaybeden Gülsüm Uysal’ın telefondaki göz yaşartan feryadını Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş duymuştu. Kızının çeyizlerini yeniden derleme sözü veren Aktaş, BUSMEK’te hazırlanan el işi çeyiz ürünleri ve diğer ihtiyaç malzemelerini Gülsüm Uysal’a gönderip, teslim etti. Aktaş ve Uysal’ın telefon görüşmesinden, zor anlardaki dayanışmanın ne denli bir insanlık görevi olduğunu bir kez daha anladık.

Aktaş’ı ve BUSMEK’teki çalışma arkadaşlarını kutluyoruz.

 

Mülteciler üzerinden provokasyona dikkat!

Önceki gün, Ankara’nın Altındağ ilçesinde çıkan olaylar sonrası bir gencimizin öldürülmesini asla tasvip etmiyoruz. Ülkemizde misafir olarak bulunanların cinayeti gerçekleştirmiş olması da kabul edilebilir bir şey değildir.

Sınırlarımızın dışındaki savaştan kaçan milyonlarca insanı bağrına basan Türkiye’nin vatandaşına bunu yapabilecek kadar cesaret gösterenlerin bu topraklarda yaşama şansları da kalmamıştır.

Türkiye’yi üzen ve ayağa kaldıran bu hadise nedeniyle ülkemize zarar verici hareketlerden kaçınmalıyız.

Olayı kaşıyanların, yabancı düşmanlığı üzerinden ülkede bir kargaşa ve kaos bekleyenlerin ekmeğine de yağ sürmemeliyiz. Siyasilerimizin bu konuda kullandıkları dil ve üslup da önemlidir.

Aman provokasyonlara gelmeyelim. Türk insanı, ülkesini zor sokacak eylemlerden uzak durur.

Devletimiz, misafir kabul edildiği ülkenin kanunlarına karşı gelen, suç işleyenleri muhakkak adalete teslim edecektir. Nitekim, zanlı yakalanmış ve tutuklanmıştır.

Misafir misafirliğini bilecek, bilmiyorsa çekip gidecek.

Biz de bir atasöz vardır.

‘Ekmek yediğin çanağa pisleme’ diye. Atalarımız bunu boşa dememişler. Maalesef bugün suç işleyen yabancılar aynen böyle yapmışlardır. Fakat, bireysel bir hadiseyi genelleyip, tüm yabancıları suçlu görmenin de doğru olmadığını düşünüyoruz.

Türkiye, geçmişinden gelen mazlumsever kimliğiyle zora düşmüşlerin hep ellerinden tutmuş, sınırlarına kadar dayanan savaş mağdurlarına kapılarını açmak durumunda kalmıştır. Ancak bunun kalıcı bir ikamete dönüşmesinin, içte toplumsal karşılığının kalmadığı artık görülmelidir.

Türkiye’yi, Avrupa’nın sınır muhafızı ve mülteci deposu olarak görenlere muhakkak verilecek bir karşılığımız olmalı.

ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİĞER YAZARLAR

TÜMÜ

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X