Köşe Yazısını Dinle
Kitaplarda, filmlerde, çarşı pazarda, çeşitli oyunlarda veya başka yerlerde bazen öyle diyaloglar ortaya çıkar ki onları hep hatırlarsınız. İşte satranç oynadığım yıllardan iki ayrı örnek:
Birincisi 1988 Nisan ayı, yer Heykel’de Bursa Satranç Derneği. Bir masada Yusuf Zabunoğlu ile Mustafa Bayır zorlu bir mücadele içindedir. Yusuf Zabunoğlu ellili yaşlarda, çok kilolu, esprili, serbest meslek sahibi, Bursa’daki en iyi satranç oyuncularından biri. Mustafa Bayır ise Tophane Endüstri Meslek Lisesi’nde öğretmen, otuzlu yaşların sonlarında, gözlüklü, o da esprili. Masanın etrafı seyircilerle doludur ve her kafadan bir ses çıkmaktadır. Nadiren yenilen Yusuf Zabunoğlu bu kez zor durumdadır ve rakibi Mustafa Bayır kadar seyirciler de onun yenilmesini arzulamaktadırlar. Yusuf Zabunoğlu aleyhindeki havanın farkındadır, bu nedenle de sinirlidir.
Yusuf Zabunoğlu, “Selim, niye müdahale ediyorsun! Sen önünü göremeyen bir oyuncusun, seni bilmiyor muyum ben? Bu iş dışarıdan kolay görünür ama… Murat, kalk git buradan! Yavrum, oyuna konsantre olamıyorum.”
Mustafa Bayır, “Arkadaşımla konuşamaz mıyım? Müsaade mi alacağım?”
Yusuf Zabunoğlu, “Sana ‘konuşma!’ diyen yok. Ama sizin amacınız belli: Beni düşündürmemek! Tavla değil bu, satranç, satranç!”
Mustafa Bayır, “Beraberlik teklif ediyorum!”
Yusuf Zabunoğlu, “Hadi be sende! Ben bu oyunu alacağım, neyine iddiasına giriyorsun?”
Mustafa Bayır, “Hadi al da görelim!” (Mustafa Bayır’ın şahı h1’de, piyonu a6’dadır. Yusuf Zabunoğlu’nun şahı g3’tedir ve a7’de bir atı ile h3’de bir piyonu vardır; at piyonu bırakır, iki hamle yapar. Mustafa Bayır bu arada vezir çıkar ve çok sevinir. Ama atın üçüncü hamlesi ile Yusuf Zabunoğlu mata ulaşır.)
Yusuf Zabunoğlu (Geniş bir gülümsemeyle) “İşte oyun böyle alınır! Sanat icra ettik, sanat!”
Mustafa Bayır, “İsteseydim berabere yapıyordum. Neyse 2-2 berabere oldu şimdi!”
Yusuf Zabunoğlu, “Ne beraberesi canım, 2-1 ben öndeyim!”
Mustafa Bayır, “Yav, o oyunu da ben almadım mı?”
(“Aldın… Almadın!” konusunda belki on dakika tartışırlar. O arada içeriye Satranç Derneği Başkanı ak saçlı, kısa boylu Naci Kurmuş girer.)
Yusuf Zabunoğlu, “Naci Bey, Bayır’ı Eskişehir’e hazırlıyorum.”
Mustafa Bayır, “Ben bir daha oynamam!”
Naci Kurmuş, “Oynamam! deme, biz bir daha seni oynatmayız! Seni bir daha oynatan kim?” (Kahkahalar… Geçen hafta burada Eskişehir’le yapılan takım satranç karşılaşmalarında Bursa karması yenilmiş olup, oyunculardan biri de Mustafa Bayır’dır. Rövanş için yakında Eskişehir’e gidilecektir.)
Mustafa Bayır, “Sanki ben de çok meraklısıydım. Bunda yenmek de var, yenilmek de! Niye iki gündür bana laf atıyorsun? Oynatmasaydın canım! Bir ben mi yenildim, şu söze bak ya!”
Yusuf Zabunoğlu, “Ama Bayır, senin durumun iyiydi, o oyunu alman gerekirdi. Hatta sen gezinip hava atmaya da başlamıştın! Gel analiz edelim o oyunu!”
Mustafa Bayır, “Ya, niye hep benim üstüme geliyorsunuz?”
Mete Savacı (Uzun boylu, emekli, satranç dışında briç de oynar) “Bayır, sen şu huyunu değiştir! Bir turnuvada benimle oynarken de aynı şeyi yaptın, oyun ortasında kalkıp gezinmeye başladın ve çevrendekilere ‘Mete’yi yeniyorum!’ diye hava atmaya koyuldun.”
Mustafa Bayır, “Tamam, bir turnuvaya girip hepinizi yeneceğim.”
Naci Kurmuş, “Hah, bak biz de bunu istiyoruz işte. Seni tahrik etmemiz iyi oldu. Şöyle ara sıra turnuvalara gir ki reytingini muhafaza edesin. Kaç senin reytingin?”
Mete Savacı (Cebinden çıkardığı bir kağıda bakar) “1640.”
Naci Kurmuş, “Ooo, iyi bak!”
Mustafa Bayır, son bir oyun için tekrar Yusuf Zabunoğlu ile masaya oturur ama yine yenilir…
İkincisi Şubat 1989, yer yine Satranç Derneği. Mustafa Bayır bu kez aynı okuldan (Tophane Endüstri Meslek) öğretmen arkadaşı Mustafa Özhan ile oynamaktadır. Mustafa Özhan arkadaşından daha yaşlıdır, Mustafa Bayır’ın seyrelmiş saçlarının aksine onun geriye taradığı gür saçları vardır. İçerde tam bir şamata hüküm sürmektedir.
Nizam (O da Tophane’deki aynı okulda öğretmen, uzun boylu, yakışıklı biri) “Bayır, Özhan’ın kamburuna kamburuna vur! Bayır’a yenilmek bile şereftir, keşke ben de ona yenilsem! Bayır büyük oyuncu, hiç kitaba uygun oynamadığı için çok tehlikeli, hamleleri ezbere oynuyor!”
(Mete Savacı, Yusuf Zabunoğlu ve Resim öğretmeni Suat Taner de oyunu ayakta izlemektedirler. Suat Taner kırk yaşlarında, iyi bir oyuncudur.)
Suat Taner, “Bugün buradakilere ‘simultane’ (aynı anda birkaç kişiyle oynama) önerdim, kimse karşıma çıkamadı. Bu işler böyle, isterseniz dördünüz çıkın karşıma, bütün çay paraları benden! Bayır, Özhan’ın vezirini düşürüyorsun, bak o senin atını almak istiyor!”
Mustafa Özhan, “Yav, karışmayın da doğru dürüst bir oyun oynayalım! Niye söylüyorsun Suat?”
Mete Savacı, “Suat, sen tavuk yumurtasının hindi yumurtasından neden daha kıymetli olduğunu bilir misin? Halbuki hindi yumurtası daha büyüktür, daha…”
Mustafa Özhan, “Yav, şimdi de tavuk çıktı, bırakın da bir rahat oyun oynayalım.”
Mete Savacı, “Suat, niye benimle senin sözlerin bunlara batıyor?”
Hakkı Dingil (Bir başka iyi oyuncu, yaşı kırkların sonunda, esmer kıvırcık saçlı) “Bayır, veziri d1’e gelsene!”
Mustafa Özhan, “Hakkı, bir sen eksiktin! Yav, bak burada birçok oyuncu var, onlarla oynasana! Mesela Suat’la oyna!”
Suat Taner, “Ben oynarım.” (Hakkı’dan ses çıkmaz…)

Flipboard