Köyü bir uçtan öbür uca yürüyüp dönmem on beş dakikayı geçmedi. Gözleme, dürüm, ızgara yapan bahçeli bir yerde ekiplerden biri oturmuştu ama hangi ekip olduğunu çıkaramadım. Gençler bir yandan yiyor, öte yandan da gürültülü bir şekilde konuşuyorlardı. Efes Bira reklamının olduğu bir yer görünce orda oturmaya karar verdim. Kapıyı açıp içeri girdiğimde ellerinde dolu bira bardaklarıyla bir masaya doğru yürüyen tıknaz bir adam gördüm. Mayolu iki kızdan başka içerde kimse yoktu. Arkada bir masaya oturuncaya kadar kızların yüzünü göremedim çünkü adam önlerinde bir duvar oluşturmuştu. Garsona bir bira söyledim. Mekan temiz, masa ve sandalyeler yeniydi. Öndeki pencerelerden deniz, iki sandal, yüzen birkaç kişi, yandaki pencerelerden ise bahçeli köy evleri görünüyordu. Radyodan mı yoksa teypten mi geldiğini çıkaramadığım tatlı bir batı müziği içeriye hoş bir hava veriyordu.
Biramı içerken gözlerim önce yüzü bana dönük olan adama takıldı. Otuz beş yaşlarında, yana taralı gür saçlı, çatık kaşlı, sarkık bıyıklı adam bende ilk bakışta “kaba saba” izlenimi uyandırdı. Hatta üstündeki bol desenli mayo pek iğreti duruyordu. Arkası dönük kızlardan biri zayıf ve uzun, diğeri ise kısaya yakın orta boylu, uzun saçlı, düzgün vücutluydu. İlki tek parça siyah mayo, ikincisiyse kırmızı bir bikini giymişti. Adam hep bikinili olana bakarak çat pat İngilizce konuşuyor, meramını anlatamayınca bir süre düşünceli, sıkıntılı duruyor, sonra başka bir iki kelime söylüyor, anlaşıldığını gördüğünde seviniyor, kıza çapkın çapkın bakıyordu. O zaman kaşları çatık olmaktan çıkıyor, yüzü daha düzgün, sıcak bir görüntüye bürünüyordu. Bizim şoförler dahil görevlilerin çoğunu tanıyordum ama bu adamın bizden biri olup olmadığını çıkaramadım. Belki Doğan’ın bir saat kadar önce “Şu tıknaz olanı görüyor musun, dün gece bir kızı ayartmaya çalışıyordu,” diye uzaktan işaret ettiği adam buydu. Belki de bu birahanenin sahibiydi veya bu civardan biriydi. Yiyecek gibi bakan gözlerle kızı süzüyor, bakışları adeta “Ah keşke şimdi burda tek başımıza olsaydık! O zaman ben sana ne yapacağımı çok iyi bilirdim!” diyen ışıltılar saçıyordu.
Birayı yarıladıklarında adam kızın elini tuttu, onu dudaklarına götürdü. Kızın bir tepki göstermediğini görünce bu kez diğer eliyle kızın omzunu okşamaya başladı. İkinci biraları içerlerken kız daha da davetkâr oldu. Bunu fırsat bilen adam önce kızın yanağından bir makas aldı, ardından bir öpücük kondurdu. Yan tarafa baktıklarında iki kızın da yüzlerini görebiliyordum. Zayıf, uzun olan çirkin ve yaşca diğerinden epey büyük görünüyordu. Oyuncu olamayacağına göre koreograf veya müzisyen olmalıydı. Bikinili kız güzel değildi ama seksi ve çekiciydi. Onu ekiplerden birinde gördüğümü hatırladım ama hangi ekipten olduğunu bir türlü çıkaramadım. Biramı yudumlarken “Uzun şoför dün gece Guatemalalı kadınla bir ince bilezik karşılığında yatmış. Bu tıknaz ise öyle görünüyor ki bu işi daha ucuza getirecek, birkaç bira ısmarlamak yeterli olacak,” diye akıl yürüttüm. Nitekim üçüncü biralarını içerlerken dik bir yokuşu geride bırakmanın ardından vites yükselten bir araba gibi rahatladılar. O zamana kadar pasif duran zayıf, uzun kız çalan batı müziğine eliyle tempo tutmaya ve şarkı sözlerini mırıldanmaya başladı. Bikinili kız adama sırıtarak baktı bir süre, sonra:
“Tu veux danser avec moi?” diye sordu.
Sorudaki kelimeler adamın çat pat bildiği İngilizce’den olmadığı için bir şey anlamadı. Mat mat bakarken ben: “Kız fransızca ‘Benimle dans eder misin?’ diye soruyor,” dedim. Adamın yüzünden önce varlığımı ilk kez fark etmenin kısa şaşkınlığı geçti sonra bir anda ağzı kulaklarına vardı, bana göz kırparak:
“Tabii ki ederim!” dedi, ayağa kalkıp kızın masadan kalkmasına yardım etti. Kız kalkarken gözüm bir an adamın mayosuna takıldı. Organının ereksiyon haline geldiğini görmek bende “Şimdi ilginç şeyler olabilir,” diye bir düşünce uyandırdı…
Küçük göğüslerine karşın dolgun kalçaları olan kız önce tek başına iki üç kez döndü, kıvırarak bazı figürler yaptı, sonra ona hayran hayran bakan adama yaklaştı, bir elini adamın beline koymak isterken eli birden adamın organına değdi. Bu ikisinde farklı tepkilere yol açtı. Adam bu ani temastan irkilirken kızın yüzünden anlık bir gülümseme geldi geçti. “Tuhaftır ki” ile mi yoksa “İlginçtir ki” ile mi başlamak gerekir onu bilmiyorum ama adamın yüzü bu arada iyice kızardı. Bu kızarmanın içtiği biralardan mı yoksa utandığından mı ileri geldiğini düşünürken onlar birbirlerine sarılmış halde dansa başladılar. Başta adamı kaba saba bulmuştum ama işin gerçeği, tabii ki kız kadar olmasa da, iyi dans ediyordu. Uzun, zayıf kız da eliyle masaya, ayaklarıyla yere vurarak düzgün tempo veriyordu. Bu bende “Uzun kız ekibin müzisyeni olmalı,” düşüncesini adamakıllı pekiştirdi çünkü işini ustaca yapıyordu. Bazen hızlanan bazen yavaşlayan dans esnasında adam tüm hünerlerini ortaya koyarak kızın takdirini kazanmaya odaklanmış gibiydi, hele de kızdan bu yönde olumlu sinyaller alınca daha da coştu. Ama bu arada tüm dikkatini oraya verdiği için ereksiyon hali sona ermişti. Garson ise böylesi bir görüntüye büyük olasılıkla ilk kez tanık olduğundan dansı büyük bir ilgiyle seyrediyordu…
