Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Olay Haber
Olay E-Gazete
İlhan Ateş
İlhan Ateş

Dondurucu bir kış gecesi

Köşe Yazısını Dinle

27 Aralık 1971’de üniversiteler arası beş bin metrelik Atatürk Kır Koşusu için Ankara’dayım. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin önünde başlayan koşu Anıtkabir giriş kapısı önünde bitiyor, üçüncü oluyorum. Ertesi gün trenle Erzurum’a hareket ediyorum. Trenin normalde akşam erken saatlerde Erzurum’a varması gerekiyor; ne var ki bir trenin rötar yapmadan bir yerden bir yere gitmesi çok nadir rastlanan bir şey. Bu nedenle saatler süren rötarlar kimseyi fazla şaşırtmıyor. O gün de öyle oluyor ve tren Erzurum’a geceyarısından sonra saat üçte varıyor. Elimdeki valizle peronda bir süre duruyor ve ne yapmam gerektiğini kafamda tartıyorum. Birinci seçenek fayton veya taksi tutup yurda dönmek, ikinci seçenek istasyona yakın bir otelde kalmak, üçüncü seçenek ise kırk beş dakika yürümeyi göze alarak yurda gitmek. O karlı ve dondurucu soğuk altında ilk iki seçenek en doğrusu; ama ben üçüncüyü seçiyorum, çünkü param az, taksi tutma veya otelde kalma lüksüne sahip değilim.

Trenden inen yolculardan bir kısmı taksi tutarak, bir kısmı faytonla, bir kısmı da yürüyerek gözden kaybolunca etrafı derin bir sessizlik kaplıyor. Elimde valizle dondurucu soğukta yürümeye başladığımda kendimi gerilim filmlerindeki sahnelerden birinde oynuyormuş gibi hissediyorum. Üniversitenin girişine kadar olan yol iyi aydınlanmış olması ve ara sıra geçen arabalardan dolayı ürkütücü değil. Bakışlarımı direklerdeki lambalara çevirdiğimde yağan kar taneleri o aydınlıkta çeşitli figürlerle güzel bir görüntü oluşturuyor. Atatürk portresi altında “Komünizm Her Görüldüğü Yerde Ezilmelidir” yazısının yer aldığı ışıklı panoyu görünce yolun yarısını geçtiğimi anlıyorum. Şehirden Ilıca, Aşkale istikametine giden yolun solunda üniversite kampüsü başlıyor. Ordan kaldığım üçüncü yurt on beş dakikalık bir mesafede. Saatime bakıyorum, dörde yirmi beş var. “Az kaldı, dayan, on beş dakika sonra odandasın!” diye kendi kendime moral veriyorum ve adımlarımı hızlandırıyorum. Daha yüz metre kadar gitmeden kampüsün bir ölü sessizliğinde olması ve yoldaki lambalardan çoğunun da yanmaması beni tedirgin ediyor. Solumda yer alan öğretim üyelerine ait onlarca lojman içinde ışığı yanan ancak bir iki daire var ve gecenin karanlığında karşımdaki Palandöken dağı daha bir korkutucu. Yol kenarlarındaki kar kalınlığı elli santimden az değil. Son birkaç saattir araba geçmemiş olmalı ki kenarlardaki kadar olmamakla birlikte yol da karla kaplı ve benim “kırt kırt” sesi çıkaran yürüyüşüm yola geçici bir damga vuruyor.

Karanlık kadar gecedeki mutlak sessizlik ve karın beyaz örtüsü de ürkütücü. Ara ara esen rüzgarın sesi ve uzaklardan gelen kesik kesik köpek havlamaları bu görüntüye korkutucu bir fon müziği gibi eşlik ediyor. İki yüz metreyi geride bırakırken daha önümde almam gereken epey mesafe olduğunu düşününce moralim bozulmaya başlıyor. “Ya bir yerlerden biri çıkarsa?.. Ya dağdan inmiş kurt sürüsü önümü keserse?.. Ya köpekler birden karşıma çıkıp beni parçalarsa?.. Ne in var, ne cin, hiçbir şey yapamazsın, parçalandığınla kalırsın, sabah olunca cesedin yolun ortasında bulunur. Otelde kalsan ne olurdu sanki, çok mu şarttı yürümek?” gibi düşünceler beni fena halde sarsıyor, hırpalıyor. Geri dönmeyi geçiriyorum aklımdan ama sonra içimden başka bir ses devam etmemi söylüyor. Az sonra üç yurdun yan yana silüetleri uzakta belirince içime bir cesaret geliyor ve sıklaştırıyorum adımlarımı. Bu arada “Oda arkadaşlarım şimdi mışıl mışıl uyuyorlardır, ben de odama ulaşıp yatağa bir başımı koysam, şu aradaki mesafeyi bir anda sıfırlayacak bir gücüm olsa! Evet, en çok bunu isterdim: Odamda olmak istiyorum ve hemen odamda oluyorum. Ama bu bir hayalden başka bir şey değil” diye düşünüyorum…

Öğretim üyeleri lojmanlarını arkada bıraktıkça bizim yurtlar daha bir belirgin hale geliyor. “Kampüsün girişiyle yurtlar arasındaki mesafeyi yarılıyorum ama niye dakikalar geçmek bilmiyor, mesafe neden başka zamanlarda olduğu gibi bir türlü erimiyor? Ankara’da iyi bir derece elde ettim, bunun keyfini çıkarma hakkım bile olmayacak mı yoksa?” diye düşünürken yurtların arka taraflarından gelen kuvvetli köpek havlamaları bir kez daha sessizliği bozmakla kalmıyor, bana birden köpeklerle ilgili yaşadığım anıları anımsatıyor. “Her zaman o kadar şanslı olmayabilirsin, çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncüde sıçrayamaz olur, sen de şimdi bu üçüncü evredesin gibi” diye aykırı bir düşünce zihnimde beliriyor ama fazla sürmüyor o düşünce, ağırlıkta olan geçmiş değil şimdi, yürümeye devam ediyorum artık geri dönecek durumda değilim çünkü yurt sadece iki yüz metre uzağımda ve alt katta ışık da yanıyor. Her geçen metre benim lehime işliyor. Belki endişe duymadan, sanki çok güvenceli bir yerde yürüyormuş gibi yürüyebilsem bu korkular olmayacak ama öyle yapabilmek bu ortamda herkesin harcı değil. Sonunda yurtla aramdaki mesafe kapanıyor ve giriş kapısına çıkan merdivene ulaşıyorum. Artık köpek veya kurt tehlikesi yok. İçimdeki gerginliğin, endişenin, korkunun akıp gittiğini, yerini gevşemenin, ferahlamanın aldığını sanki somut bir şekilde algılıyorum. Hele de kapıyı açıp içeri adım attığımda sevincim zirveye çıkıyor. Ama bu sadece bir an sürüyor; çünkü birden dikdörtgen prizması şeklindeki  giriş kapısının içinde uzanmış yatan üç iri köpek görüyorum. On beş dakikadır dışarıda yüz yüze gelmekten endişe duyduğum köpeklerle hiç beklemediğim daracık bir yerde karşılaşmak duygularımı alt üst etmeye yetiyor. Sevinçle dehşete düşme arasındaki bu bir anlık geçişte sinirlerimin ve kafamın boşaldığını hissediyorum. İrkilmemle gerisin geri dışarı çıkmam bir oluyor. Ne yapacağımı bilmez bir şekilde dışarıda duruyorum bir süre. O sırada nöbetçi görevli gelip beni içeri almasa kendim bir şey yapacak durumda değilim, öylesine robotlaşmışım. “Bu dondurucu soğukta onlar da geceyarısından sonra buraya sığınıyorlar, merak etme, zararsızdırlar!” diyor nöbetçi görevli. Dördüncü kat seksen yedi nolu odada kimseyi uyandırmamaya çalışarak yatağa girdiğimde kelimenin tam anlamıyla külçe halindeyim…


Avatar Seç KAPAT
BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR