Geçtiğimiz 22 Kasım’da evliliğimizin ellinci yılını kutladık. Evlendiğimizde ben yirmi altı, eşim yirmi yaşındaydı. Eşim sınıf öğretmenliğinin birinci, bense lise öğretmenliğinin üçüncü yılına başlamıştım. Elli yıl, yarım yüzyıl ediyor, günümüzdeki evliliklerin giderek kısa sürdüğü göz önüne alındığında uzun bir süre..
Evleniyorsunuz, çocuklarınız doğuyor, bir aile oluyorsunuz. Evleninceye kadar bir birey olarak düşünce ve davranışlarda “ben” ön plandayken evlendiğinizde “ben” yerini “biz”e bırakıyor, bırakmak zorunda kalıyor. Bu tabii ki ilk başlarda kolay bir durum değil. Bekarlıktan gelen alışkanlık farklarının eşler arasında problem yaratması gerçeği var. Dört duvar arasına girmeden kişilerin gerçek yüzlerinin ortaya çıkmadığı da bir başka gerçek…
Her evliliğin hikayesi, sorunları, uzunluğu kısalığı başkadır. Uzun evliliklerde çiftlerin birbirlerine hatırlatacakları, anlatacakları çok şeyleri olur, bunların kimisi eğlenceli, kimisi üzüntülü, kimisi de dersler içeren anılardır. Çok evlilik yapanların birbirlerine eski yaşanmışlıklara dair anlatacakları, “biz” diye dile getirecekleri şeyler azdır, onlar bir geçmiş tarih anlatımından yoksundurlar. Hiç kuşku yok ki anlaşma ortamı kalmadığında ayrılmak, mutluluğu bir başka evlilikte aramak doğrudur, böyle yapmakla doğru kişiyi bulanlar da az değildir…
Sabır, sorumluluğu paylaşma, kötü alışkanlıklardan kurtulmak için çaba gösterme, gizli saklı işlerden uzak durma, empati, dürüstlük evliliğe iyi gelen, güven uyandıran şeylerdir. Aile huzuru gibisi yoktur. Bu huzuru sağlamış bir ailede kişiler kendilerini rahat ve güvende hissederler, çalışma ve yaşam kalitelerinin yükseldiğini görürler. Oysa huzursuz bir aile ortamı gerek çiftler gerekse de çocuklar için mutsuzluk kaynağıdır. Öyle çiftler vardır ki işin içinde şiddet de varsa cehennem hayatı yaşadıklarını düşünürler, boşanmasalar bile aynı evin içinde iki yabancı gibi hayatlarını sürdürürler. Yetmiş altı yaşına gelmiş bir kişi olarak çok çeşitli evlilik hayatları yaşayan kişileri tanıdım. İtiraf etmeliyim ki bazı evlilikler çoktan bitmişti ama mecburiyetten bir arada yaşıyorlardı…
Evliliği zora sokan sorunlar çoktur. Sorun demişken “Her evlilikte sorunlar vardır, sorunsuz evlilik yoktur. ‘Başarılı veya başarısız evlilikler’ dendiğinde sorunlarını çözmeyi başarıp devam edenler ile sorunlarını çözemeyip ayrılanları veya ayrılmayıp hır gür içinde yaşamaya devam edenler”i kastediyorum. Şimdi o sorunlardan birkaç tanesine bakarsak bunların kabaca ten uyuşmazlığı, kültür ve büyük yaş farkları, çiftlerin ailelerinin olumlu veya olumsuz etkileri, parasal sorunlar olduğunu görürüz. Biraz parasal sorunlar üstünde duralım. Devlet, işletme, aile birbirinden farklıdır ama üçünde de parasal yönetim iyi değilse, giderler hep gelirlerden fazlaysa açık veren bir ekonomi söz konusudur ve bu durum üç yerde de sıkıntı yaratır, huzursuzluk ortaya çıkarır. Çiftlerin eve giren parayı kullanma biçimleri de önemlidir. Biri hesaplı kitaplı davranırken diğerinin savurgan olması kötüye işarettir. Eve çok para giren bir ailede bile lüks ve şatafat düşkünlüğünden, kötü alışkanlıklardan, yanlış yatırımlardan dolayı bütçe bir türlü düzelmez, borç batağına düşülür. Oysa bir başka aile aynı miktar parayı doğru kullanmakla hiç ekonomik sıkıntı çekmeden yaşar, durumunu iyiden daha iyiye götürür. Ailede bu konuda bir disiplin olmalıdır ve kim o konuda iyiyse parayı o yönetmelidir…
İşsizlık ve ekonomik sıkıntı evlenmeyi zora sokuyor, evliliklerin sayısı azalıyor. Evlenenler de parasal durumları iyi değilse çocuk yapma konusunda pek istekli olmuyorlar, bir veya iki çocukta kalıyorlar, bu ise nüfus oranının düşmesine yol açıyor, genç nüfus azalırken yaşlı nüfus artıyor, ülkenin geleceği açısından iyiye gitmeyen bir durum ortaya çıkıyor. Herkese kafasına uyan, sevdiği kişiyle mutlu evlilikler diliyorum…

Flipboard