Son sıralarda Cephanelik’te Zeynep ile birkaç kez birlikte yürüdük. Zayıf, uzun boylu, yürümeyi seviyor, bazıları korunun sadece düz yerlerinde gidip gelirken o iniş yokuş farketmiyor, tam tur yapıyor.
”Yürüyüş dışında yaptığın bir spor var mı Zeynep?”
”At biniyorum haftada üç kez.”
”Aa, ilginç! Ne kadar zamandır?”
”Derslere başlayalı iki buçuk ay oldu, bayağı bir mesafe katettim ama geçenlerde düştüm attan. Diğerlerine göre daha hareketli olan Rüzgar adlı ata binmiştim. Hemen koşturmaya hazır, tatlı, beyaz bir at. Dersin sonuna doğru dörtnala başlamışken manejin yarısına geldiğimizde aniden sola döndü. Normalde dizlerle ata tutunmam gerekiyordu ama o kadar ani döndü ki bir anda üstünden uçtum ve kendimi yerde buldum.”
”Geçmiş olsun, bir şey oldu mu?”
“Belim çok acıdı ve acıdan nefesim kesildi. Bir süre ayağa kalkamadım. Önemli bir hasar olmasından çok korktum. Neyse ki önemli bir şey olmadı. Ağrı kesici iğne yapıldı, doktor ağrı kesici ve üç gün istirahat verdi. ‘Üç hafta at binmek yok’ dedi. Bel ağrım birkaç gün devam etti. Komik ama attan düştüğün zaman tatlı götürme adeti var. Birkaç kere diğer öğrencilerin tatlılarını yemiştik, benimkini de yemiş olduk. Tehlikelerine ve zorluklarına rağmen at binmeyi çok seviyorum ve devam etmek istiyorum. En çok istediğim şey rahatlıkla dörtnal binebileceğim tecrübeye ulaşmak ve dünyanın güzel coğrafyalarında atlı gezilere katılmak.”
Zeynep’in “dünyanın güzel coğrafyalarında atlı gezilere katılmak” sözüne takıldım, bir süre konuşmadan yürüyüşe devam ettik. Sonra:
“Dünyada nereleri gezdin, nereleri gördün?” diye sordum.
“İspanya, İtalya, Fransa, Macaristan, Amerika, Suudi Arabistan, Kenya, Tayland, Japonya, Küba, Finlandiya, İngiltere, Bali, Filipinler ve Namibya.”
“Ben bu saydığın on beş ülke arasında ancak beşini gördüm. Sana imrendim Zeynep. Gördüğün son iki ülke hangisiydi?”
“2024’te Filipinler’e, 2025’te Namibya’ya gittim.”
“Nasıl bu iki ülke?”

“Filipinler’e iki yıl önce oralı bir arkadaşımın daveti üzerine gittim, iki hafta kaldım. En sevdigim müzik grubu Coldplay’in Filipinler’de konser vereceğini öğrenince daveti ona denk getirdim. Konser başkent Manila’da, dünyanın en büyük kapalı arenasındaydı. Elli beş bin kişilik stadın tamamı doluydu. Coldplay çoğu şarkısına bayıldığım en sevdiğim müzik grubu. Konserleri görsel olarak da muhteşem. Chris Martin’in sahnedeki performansı da rüya gibiydi. Bu gezi ve konser bana kırkıncı yaş doğum günü hediyesi oldu.”
“Başka ne diyeceksin?”

“Filipinler uzun süre İspanyol sömürgesinde kalmış daha sonra Amerika’nın kontrolüne girmiş ve sonra bağımsızlığını kazanmış, bir sürü adadan oluşan, yetmişten fazla dilin konuşulduğu bir ülke. Filipinler’de en sevdiğim aktivite dalmak ve yüzmek oldu.”
“Bak sen, okyanusta daldın ve yüzdün yani?”
“Daldığım yer okyanus değildi, adalar arasında Bohol Denizi var, orada daldım, tüpsüz dalışla sardalya sürüleri ve deniz kaplumbağalarıyla yüzdük, çok güzeldi. Sonra Oslob’da balina köpekbalıklarıyla yüzmeye gittik.”
“Peki, Namibya nasıldı? Açıkcası ilk defa duyuyor gibiyim bu ülkeyi.”
“Namibya 1991 yılında Güney Afrika’dan ayrılarak kurulmuş çok yeni bir ülke. Koca ülkenin nüfusu sadece üç milyon, yani Bursa kadar. Neşeli, eğlenceli insanların olduğu bir grupla geçen yıl gittik Namibya’ya. On iki gün boyunca 3.300 km yol yaptık. Doğa çok güzel. Havası çok temiz. Artık modern hayatta hiç yaşayamadığımız o sessizlik, geceleri ışık kirliliği olmadan Samanyolu’nu ve milyonlarca yıldızı görebilmek muhteşem. Hiç yerleşim olmayan uçsuz bucaksız düzlüklerden dolayı gün doğumu ve gün batımı büyüleyici oluyor. Yollarda giderken zürafalarla, deve kuşlarıyla karşılaşmak orada günlük, olağan bir şey.”
“Uçakla on-on iki saat süren yerler Avrupa dahil yakınımızdaki yerlerden daha farklı geliyor insana. İklim, yemekler, insanlar, yapılar, davranışlar, yaşam tarzları değişik olunca bambaşka bir dünyada olduğunuzu düşünüyorsunuz.”

“Size katılıyorum. Namibya’da sabah yaptığımız balon turunu ve gittiğimiz Big Daddy Kumulu’nu unutamam. Big Daddy Kumulu oradaki en yüksek kumul. Kumulun tepesine çıkmak hiç kolay olmadı. Kuma bata çıka yürümek ve sürekli tırmanmak bayağı zorlayıcıydı. Big Daddy’nin tepesine çıktıktan sonra neredeyse kırk beş derecelik açıyla aşağı inmeye başlıyorsunuz. Ayaklarımız kuma batıp çıkarken hızlıca aşağı inmek, kumula tırmanabilmenin ödülü gibiydi, çok eğlenceliydi. Sandwich Harbour da Atlantik Okyanusu’yla büyük kumulların buluştuğu etkileyici bir yerdi. Orada da jiplerle safari yaptık. İki araçtık, herkes bağıra çağıra, kahkalarla, bazen korkarak kum tepelerine tırmanıp iniyorduk. Okyanusun kumullarla yanyana görüntüsü rüya gibi manzaralar yaratıyordu. Kumulların tepesinde yürüdük, birlikte aşağı koşarak indik. Hepsi unutulmaz deneyimlerdi.”
Zeynep o günleri tekrar yaşıyormuş gibiydi. Bir süre sessiz kaldı. Anlatacakları bittiği için sessiz kalmış değildi, yeni şeyler geçiyordu aklından, bunu adeta somut bir şekilde hissettim.

“Başka?”
“Başka, başka, evet, bir gün de Etosha Milli Parkı’nda safariye çıktık. Aslanlar, filler, zürafalar, zebralar, yaban domuzları ve çeşit çeşit kuşlar gördük. Aslanları bulmak biraz daha zor. Gündüz aslanlar genelde gruplar halinde gölge yerlerde uyukluyorlar. Mount Etjo’da bir safari otelinde gece aslanların beslenmesini izlemeye gittik. İki küçük tünelde oturduk. Yüz hizasında telle kaplı pencereden izliyorduk. Ortada zincirle bağlanmış bir zebra butu duruyordu. Bir süre sonra aslanlar geldi. Aslanlar arasındaki hiyerarşiden dolayı önce erkek aslan, sonra kıdemli dişi aslan, en son da en genç dişi aslan sırayla buttaki etleri sıyırıp yediler. Aramızda sadece birkaç metre vardı. Sonrasında dişi aslanlardan birinin dikkati bize çevrildi. İçinde oturduğumuz tünelin önünden yürüyerek bizi kokladı ve en son benim önümde durdu. Aramızda otuz santim mesafe, sadece tünelin duvarı ve tel pencere vardı. Aslanın gözlerinin içine baktım, o da bana baktı ve sonra bir kere hafifçe öne atılıp gırladı. O kadar etkileyiciydi ki hem korku hem derin bir hayranlık hissettim. Namibya büyüleyici, gerçekten rüya gibi bir yerdi. Gezmeyi seven herkesin mutlaka görmesini tavsiye edeceğim güzel bir ülke.”
Zeynep’e yeni rotalarda renkli seyahatler diledim…


Flipboard