Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Olay Haber
Olay E-Gazete
İlhan Ateş
İlhan Ateş

Macar Dansı – 14

Köşe Yazısını Dinle

Saat ona yaklaşırken otobüs hareket etti. Uludağ’ın virajlı yollarından kıvrıla kıvrıla inerken otobüsteki sessizliği Muammer’in şoförle ortak bir tanıdıkları hakkındaki konuşmaları, zaman zaman da arkada birkaç kızın alçak sesle şarkılar mırıldanmaları bozuyordu.  Rita kesik kesik Gabor’a bir şey anlatıyor, bu arada sigarasından derin nefesler çekiyordu. Kendisinden oldukça büyük olan Gabor’la sanki yaşıtıymış gibi konuşuyor, dahası sanki onun sevgilisi veya karısıymış gibi bir hava yaratıyordu.  Heceleri uzatarak “Gaa-boor!” dedikçe buna daha fazla inanasım geliyordu. Öte yandan o donuk ve mat bakışlarının, sigarayı yiyecek gibi içmesinin, ruh gibi yürüyüşünün arka planında ne yattığını az merak etmiyordum.

Dallarıyla koca bir çay bahçesini saran belki beş yüz yaşındaki ulu çınar ağacının olduğu İnkaya köyünün yanından geçerken Rita bana dönerek:

​“Bu otobüs nerde duracak?” diye sordu.

​“Kültürpark’ta.”

“Biz çarşıda inip Kapalı Çarşı’yı gezmek, alışveriş yapmak istiyoruz.”

“Ne yazık ki bu mümkün değil. Otobüste arıza var, şoförün parça değiştirmesi gerekiyor.

​“Ama ne-deen? Biz çarşıda inmek istiyoruz.”

“Dedim ya, otobüste arıza var. Sonra Kültürpark ile şehir merkezi arası kısa, yürüyerek  sadece yirmi dakika.”

​“Arızası olan otobüs gider mi?” diye sordu. Sesinde bana inanmadığını ima eden alaycı bir ton sezdim.

​“Otobüsü itmek zorunda kaldık çalışması için, Çobo ve Zoltan da itti. Arızası olmasa iter miydik?” dedim sakin olmaya çalışarak. Yalancı biri gibi görülmek zoruma gitti, bu nedenle bir kızgınlık dalgasının alev gibi içimi yaladığını, yine gerginleştiğimi hissettim. Çekirge’ye yaklaştığımızda hâlâ kendimi anlatabilmiş değildim. Rita ile sanki farklı diller konuşuyorduk. Sıkıntılı halimi görünce Muammer bana konunun ne olduğunu sordu. Anlatınca hemen sinirlendi, homurdanmaya başladı. İngilizce bilse dünkü kamyon şoförü örneğinde olduğu gibi ona da sert çıkacağından adım gibi emindim. Bana dokunarak:

​“Otobüs arızalı olmasa da Heykel’e çıkamayız. Yani çıkmak istesek de çıkamayız!” dedi.

​“Neden Muammer?”

​“Bugün on bir  Eylül, Bursa’nın kurtuluş günü. Törenler dolayısıyla şehir merkezinde trafik kesiktir de ondan.”

​“Doğru ya, bak bunu unutmuştum !” dedim sevinçle.  Rita’ya dönerek :

​“Bugün Bursa’nın kurtuluş günü, bu nedenle şehir merkezinde tören var. Tören dolayısıyla da trafik kesiliyor. Yani, arabada arıza olmasaydı da gidemezdik !” dedim.

Arkada kızlar şarkı söylemeyi bırakmışlardı. Kimseden ses çıkmıyordu. Herkesin gözü Rita ile benim üzerimdeydi. Rita benim söylediklerimi daha önce olduğu gibi Gabor’a aktardı, onunla kısa bir konuşmadan sonra bana dönerek:

​“Şimdi de bu mu çıktı?” diye sordu sesindeki alaycı tonu artırarak. Yalan söylediğimi ima eden soruları kendisi mi akıl ediyordu yoksa aralarındaki kısa konuşmalarda Gabor mu ona “Şunu söyle, bunu söyle!” diye tiyo veriyordu?  Eğer birinci şık geçerliyse Rita’dan korkulurdu. Kendisinden on beş yirmi yaş daha büyük birine karşı saygısızlık değil miydi o tür bir imada bulunmak? Eğer ikinci şık geçerliyse Gabor’un sesi olarak bir yerde mazur görülebilirdi. Bunları düşündüm bir an.

​“Bak, yalan söylediğimi düşünüyorsun ama yanılıyorsun çünkü birazdan gözlerinle göreceksin kesik trafiği. Tören alanı Kapalı Çarşı’nın hemen üstünde,” dedim gülmeye çalışarak. Haklı olmanın verdiği bir rahatlık içindeydim. Başka bir durumda olsa, hiç kuşkusuz, sinirlenirdim. Rita sesini yükselterek :

​“Ama ne-deen? Biz çarşıda inmek istiyoruz. Bizi çarşıda indireceksiniz !” dedi.

Haklı tezlere sahip olan ben değil de oymuş gibi son cümlesinin emredici bir ses tonuyla çıkması bende  birden bir kısa devre yarattı, onunkine benzer sert bir tonla:

​“Kültürpark’da duracağız!” dedim. İçimde aniden bir kutuptan diğerine geçiş beni az şaşırtmadı. Rita’nın sabrımı, sinirlerimi test etmek istediği gibi bir hisse kapıldım. Onun sonunda beni de kendi ruh haline sokmayı başardığı bir gerçekti. Şoför Kültürpark içine girip gölgelik bir yerde otobüsü park edene kadar aramızda başka bir konuşma geçmedi. Hemen Muammer ile kendimizi dışarı attık, ekibin otobüsten inmesini beklemeye başladık. Muammer yaktığı sigarasından derin nefesler çekerken :

​“Beni sıkıntı bastı ya! Vallahi iyi sabırlısın, ben olsam öyle davranmazdım, girerdik birbirimize. Sanki altmış yetmiş yaşındalar da şurdan Heykel’e kadar yürümek onlara zor geliyor. Kendi memleketlerinde her yere böyle arabayla mı gidiyorlar acaba?” dedi öfkeyle.

​“Haklısın da, gel bunu anlat ona ve  başkanlarına, anlatamıyorsun işte! Sanki özel olarak tatile gelmişler, kafalarına göre hareket etme eğilimindeler, sürekli programı delecek bir şeylerin peşindeler. Diğer ekiplere bir bak, hiç sorun çıkaranı gördün mü?”

Muammer ile hem laflıyor, hem de ileri geri yürüyor, otobüsün boşalmasını bekliyorduk. Ama dışarda bizden başka kimse yoktu. Muammer sigarasını bir ağaca bastırıp söndürdükten sonra izmariti bir çöp kutusuna attı. Otobüse bakarak:

​“Niye inmiyor bunlar? Kendi aralarında ne konuşuyorlar?” diye sordu.

Gözüm otobüse takıldığında ayakta Rita ile Gabor’u gördüm. Bir şey anlatıyor olmalıydılar ki kız ve oğlanlar onları dikkatle dinliyorlardı.

​“Sanırım beni protesto ediyorlar. Otobüsten inmeyerek onları şehir merkezine götürmemizi bekliyorlar,” dedim.

​“Daha ne kadar bekleyeceğiz böyle?” diye sordu Muammer.

​“Ben yanlarına gitmem, bekleyelim bir on dakika. Kararlı davranmak lazım. Bunların oyuncağı mı olacağız?” dedim lanet edercesine. İçimden de “İp nerde inceldiyse orda kopsun, öğleden sonra başkanla konuşur, bu ekibin rehberliğini bıraktığımı söylerim, bunun bedeli neyse ona da katlanırım!” diye bir mantık yürüttüm.

Tepede kızgınlaşan güneş yakıcı olmaya başlamıştı. Muammer ile gezinmeyi bırakıp kaldırım kenarında güneş almayan bir banka oturduk. Muammer paketinden çıkardığı ikinci sigarayı kibriti sert bir şekilde çakarak yaktı. Sonra cebinden oltu taşı bir tesbih çıkardı, ritmik hareketlerle onu çekmeye başladı. Sigarasını yarıladığında bana dönerek :

​“Dün ben o kamyon şoförüne yumuşak davransaydım ehliyetini alabilir miydim? Gördün işte başta nasıl dikleniyordu, sonra nasıl yavşak yavşak konuşmaya başladı. Kusura bakma, sen bunları benden daha iyi bilirsin, sana akıl verecek değilim ama insanoğlu böyle maalesef. Herkesin anladığı dil farklı,” dedi.

​“Söylediklerine katılıyorum Muammer ama yine de soğukkanlılığı elden bırakmamak gerekir diye düşünüyorum. Oyuncular İngilizce bilseydi şimdi otobüse biner, onlara durumu anlatırdım, kendilerine Rita’nın ve başkanın söyledikleri neyse onların doğru olmadığını ifade ederdim ama hiçbirinin İngilizcesi yok.”

Direksiyon başında beklemekten yorulmuş olmalı ki sıska şoför de indi otobüsten, yanımıza geldi. Sersemlemiş bir hali vardı. Yakasından bir düğmeyi açtı, eliyle yüzünü yelpazelemeye başladı. Muammer :

​“Ne oldu, sıkıldın mı?” diye sordu gülerek.

​“İnseler de işimize baksak, Beşyol’da yedek parçacılara gitmem lazım. Rehber efendi, bunlar biraz aksi gibi, değil mi?”

​“Birazı ve gibisi fazla, çok aksiler” dedim bezginlik dolu bir ses tonuyla…


Avatar Seç KAPAT
BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR