Niyazi Pakyürek
Niyazi Pakyürek

Bencillik…

Köşe Yazısını Dinle

Hayata yalnız kendi çıkar ve menfaat penceresinden bakmak, ben merkezli yaşamak ve yalnızca kendisini düşünmek; bütün bunlar birçok ahlaki ve sosyal sorunun nedeni…

Bencillik; kıskançlıkla, çekememezlikle, gururla ve kibirle de yakından ilişkili… Bencil bireyler ve bunların yaygın olduğu toplumsal yapılar karşılıklı hak ve hukukun gözetilmesi yerine yalnızca kişisel çıkarların ön plana çıkarıldığı ve sıklıkla menfaat kavgalarının yaşandığı bir arenaya dönüştürür  toplumsal yapıyı. Öyle ki bu arenada çıkar ve menfaatler için yeri geldiğinde birbirinin ayağını kaydırma hatta birbirini yok etme konusunda hiçbir değer tanımayan bireyler, bir türlü bitmek bitmeyen arzu, istek ve tutkularıyla toplumsal yapıyı ifsat eder. Güven ortadan kalkar.

Bu durum yalnızca bireyler değil bireylerin oluşturduğu sosyal yapılar, gruplar, cemaatler, halklar ve devletler için de geçerlidir. Sadece kendi çıkar ve menfaatine yoğunlaşan sosyal yapılar için kendisi dışındaki dünyanın kendi menfaatlerinin temin edileceği bir alan olma dışında bir önemi ve anlamı yoktur.

Bencillik ve yol açtığı bireysel ve sosyal hastalıklarla mücadele genelde bütün dinlerin üzerinde durduğu bir husustur. Bu hastalığın ve yol açtığı sorunların önlenmesi ve tedavisi bağlamında İslâm, ilkeler ortaya koymuştur. Bu ilkelerden bir tanesi, “ kendin için istediğin bir şeyi diğerleri için de istemek” ya da “ kendin için istemediğin bir şeyi başkaları için de istememektir.” İnsanlar arası ilişkilerde yalnızca kendi çıkar ve menfaatlerini gözetme ve hayatı sadece ben merkezli algılama yerine, kendimizi içinde yaşadığımız sosyal çevrenin bir parçası olarak görmeyi, dolayısıyla empatiyi ön plana çıkaran ilke… İnsanların birbirlerine yönelik tutum ve davranışlarında birbirini anlamayı, tanımayı ve kendisini diğerlerinin yerine koymayı öngören “ bir altın kural.” ( Ş.Gündüz-Algı ve Gerçek)

İslâm, insanlar arsındaki ilişkilerde bu altın kural çerçevesinde bencilliği, çıkarcılığı ve bunların yol açtığı diğer ahlaki hastalıkları tedavi etmeye çalışır. Bizlere, içinde yaşadığımız sosyal( ve hatta doğal) çevrenin kendi arzu, istek ve ihtiraslarımız doğrultusunda egemenlik kurup kullanacağımız bir olgu değil, parçası olduğumuz ve hep birlikte tevhid, adalet, iyilik, doğruluk ve güzel ahlak gibi temel değerler üzere inşa ve ihya etmemiz gereken bir ortam olduğunu öğretir.

Bu doğrultuda İslâm’a göre bütün farklılıklarıyla insanlar arasında kıskançlık, haset, birbirinin ayağının kaydırma ve ön yargılı yaklaşımlar değil, “birbirini tanıma” ve “ hayırda yarışma” ön plana çıkarılmalıdır.

İnsanların birbirlerine yönelik tutum ve tavırlarının temelinde kendi çıkarları ve menfaatleri zaviye sinden birbirini tanımlama yerine, birbirini anlamaya çalışma ve hayır ve iyilikte yardımlaşıp dayanışma esas olmalıdır.

İnsanlığa emanet edilen ne varsa elbirliğiyle ona sahip çıkmak, korumak her insanın üzerine bir borçtur. Topyekün doğanın korunması, insanoğlunun çıkarınadır. Aksi halde bencillik yapıp doğayı işimize geldiği gibi sorumsuzca tahrip etmek kendi geleceğimizi yıkmaktan başka bir şey değildir.

İnsan olarak önce insanlarla iyi ilişkiler içinde olmak, hemen sonrasında tabiatta var olan canlılara, çevreye karşı sorumlu davranmak mecburiyetindeyiz. Hayatın anlamı o zaman olur.

ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİĞER YAZARLAR

TÜMÜ

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X