Niyazi Pakyürek
Niyazi Pakyürek

Bilginin değeri ve dereceleri

İlimler çoktur, hepsi de değerlidir, onları bilmede izzet vardır, helakten kurtuluş vardır. İlme meyletmede akıl için hayat, kalp için rahat vardır. İlim öğrenmede cehaletin karanlığından çıkış, din ve dünyayı ıslah vardır. Fikir ve bilgi makulat ve malumatı idrak etme noktasında ruhun aleti olduğu gibi, tüm cisimler de bedenin yaptığı/ yapacağı işler için birer alet konumundadır. İnsan nefsi bu iki güç ile kuvveden fiile çıkar.

Risale yazarları, ilimleri tasnif ederken, bilgi kazanımı için geçerli saydıkları ruh-beden ayırımı ve ruhun bedene önceliği konusunu burada da sürdürmektedirler. Onlara göre, teorik ve pratik bütün ilimlerin başlıca iki amacı vardır: a) Beden sağlığını gerçekleştirmek ve insanın bedenen sağlıklı yaşamasını sağlamak, b)Ruh sağlığını gerçekleştirmek ve ruhun ölümden sonraki hayatta da mutluluğunu temin etmek. Bundan dolayıdır ki, bütün akli bilimler beden sağlığı, nakli ilimler ise ruh sağlığını hedeflemektedir.

Öğrenim kuvveden fiile çıkmaktı. Öğretim ise öğrenme yolların göstermekten başka bir şey değildir. Öğretmenlerin(üstat) işi öğrenme eylemini kılavuzlamaktan(delalet) ibarettir, çünkü onlar yol göstericiden başka bir şey değildirler. Eğitim yolda olmaktır. Bilgi ise kendisine yönelinen şeyin suretlerini istemektir. Çocukların nefisleri bil-kuvve bilici, hocaların nefisleri ise bil- fiil bilicidir. Her nefis başlangıçta bil- kuvve bilicidir, sadece kendini kuvveden fiile çıkaracak bir itici güce ihtiyaç duyar.

İhvân’a göre insanın bu dünyadaki en yüce amaçlarından biri mutluluktur ve mutluluğa ulaşmanın en önemli yollarından biri de bilgidir. Bunun için de zeki, güzel huylu,ahlaklı, zihni berrak, ilmi seven, gerçeği arayan, herhangi bir mezhep taassubu olmayan- tabii ki ideolojik körlüğü olmayan- bir öğretmenin( muallim) yol göstermesi gerekmektedir. İnsan nefsi herhangi bir bilgi edinmeden önce, bilgiden ve inançtan yoksundur ve bu haliyle o, üzerine henüz bir şey yazılmamış olan beyaz bir sayfa gibidir.

Üzerine doğru-yanlış(hak-batıl) bir şey yazıldığında mekan dolar ve başka bir şeyin yazılması engellenir ve onu oradan kazımak ve silmek de zordur. Nefsin durumu da böyledir. Herhangi bir bilgi elde ettiğinde, bir inanca ve görüşe sahip olduğunda bunlar nefse yerleşir, silinmesi ve yok olması zorlaşır.

Bu durumda İhvân’ın takipçilerine şöyle bir tavsiyesi vardır: Ey kardeşim, bu durumda sana bozucu (fasit) fikirlerden,kötü ahlaktan, alçak alışkanlıklardan uzak olan hocaları kendine rehber seçmendir. Çünkü onlar seni kötü yola sevk ederlerse doğru yolu bulamazsın. Birazcık düzelsen bile bu sana yeterli olmaz. Öyleyse sen edebi ara, bilgede derinleş, ahret için çalış, Peygamber’e uy.

İlim tasnifi veya sıralaması yakından incelenirse görülecektir ki yine zâhiri konu edinen ilimler en başta, bâtını konu edinen ilimler onun üzerine bina edilerek daha sonra gelmektedir. İlâhi ilimlerin sıralaması da göz önüne alındığında, ilahi ilimleri bilmek için öncelikle tabi ilimlerde, tabi ilimleri bilmek için de öncelikle riyazi ilimlerde bir noktaya kadar gelinmesi gereklidir.

İhvan-ı Safa’nın İnsan Tasavvurunda Bilgi- Ahlak İlişkisi. Hasan Ocak. Fidan Yay.

ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİĞER YAZARLAR

TÜMÜ

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X