Niyazi Pakyürek
Niyazi Pakyürek

Boyunlarına Zil Takmak

Fareler kedi düşmanlığından korunmanın çarelerini ararlar. Fareler aralarında, bir türlü çözemedikleri kedi sorunuyla ilgili geniş bir toplantı yaparlar. Zira, kedi onları birer- ikişer yakalaya yakalaya bitirmektedir.

Toplantıdan fareleri bu durumdan kurtaracak bir türlü parlak fikir çıkmamaktadır, herkes bir arayış içindedir. Bu arada ortaya bomba gibi bir fikir düşer. Bu fikir, bütün farelerin hoşuna gider, hepsi bu fikri çılgınlar gibi alkışlar: Kedinin boynuna zil takılmasına ilişkin bir fikirdir bu.

Bu zille, kedinin geldiğini duyacaklar ve kaçıp saklanarak korunacaklar. Bu fikre çok sevinirler. Artık kedi sorunu çözülmüştür. Fakat bir anda, alkışlar, sevinçler kesilir. Ortaya keskin bir soru atılır: “ Bu zili kedinin boynuna kim takacak?” İşte en önemli soru budur. Zil kedinin boynuna takılmadığı sürece, kedi fareleri yemeye devam edecektir. Çözüm; zilin, kedinin boynuna asılmasından geçiyor fakat bunu kim takacak?

Dünya ölçeğinde de kimi devletler, kimi devletleri kedinin fareyi yemesi gibi yerler. Güçlüler, zayıfların hakkını gasp eder, onları sefalet içinde bırakırlar bunu da kendilerine hak görürler. Böylece kendilerini güçlü gösterirler. Zayıflar o gücü kabullenir ve ses çıkaramazlar. Bir asır’ı aşkın bir süredir Batı, güçlü görüntüsüyle Doğu ve Afrika’yı sömürmüş ve hala sömürmektedir.

Batı dünyası bunu yaparken, en önemli kozu sömürdüğü ülkelerde devşirdiği aydınlardır. Batı’nın çok güçlü olduğuna olan zavallı inanç devam etmektedir. Aydın tipi tembel zavallılar da içinden çıktığı topluma, Batı’nın güçlü, ufku açık, olduğu yalanını usanmadan, sıkılmadan inandırmaya çalışırlar. Çünkü kendileri bu yalana inanıyor. Batı’nın haksızlık yapmayacağına inanan aydınlar hala doğuda çok fazla var.

Türk ilerleyişini bir türlü durdurulamaması ve savaşlarda ardı ardına başarısız olunması Avrupa’da  “ Türklerin yenilemez” olduğu anlayışını doğurdu. Osmanlılar Tanrının kırbacıydı. Bu yüzden Avrupa’da  “  Türklere karşı savaşmak, Tanrıyla savaşmaktır” inancını doğurmuştur.

Avrupalı aydınlar yazdıkları eserlerde Türk korkusunu azaltmak için uğraştılar. Erasmus, bu konuda  “ Osmanlı İmparatorluğu’nun büyüklüğü insanları korkutmamalıdır. Roma ve Büyük İskender’in imparatorlukları çok büyüktü ve yenilmez oldukları sanılırdı. Halbuki bugün yoklar, yıkılıp gittiler.” Demektedir. Halkına moral vermek. Aydın böyle olur.

Aydının görevi kendi  ülkesini, halkını savunmak, moral vermek, korumaktır.  Aydın bunu yaparken sağlıklı fikirler üretir, kendi ülke toplumuna moral verir, sıkıntılı durumlardan çıkışın çarelerini arar. Gerçek aydının görevi budur.

Gerçek aydın, ne pahasına olursa olsun kendi ülkesini başkalarına şikayet etmez. Kendi ülkesinin sırlarını açık etmez. Sabahtan akşama kadar kendisinin içinden çıktığı toplumu küçümsemez. İçinden çıktığı toplumdan kaçmaz. Bu aydın tipi ruhen milli ve yerlidir.

Bizde aydın sapmasının tarihi en az iki asır geriye gider. 17. asır ıslahatlarında örnek, imparatorluğun kendi geçmişi, özellikle de Kanuni dönemindeki günleri idi. Bu dönemde Avrupa örnek değildi. 18. yüzyılda Lale Devri ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu ilk defa yüzünü Batı’ya döndü. Avrupa’daki gelişmeler örnek alındı. Ancak bu dönemde de Avrupa  tam bir model değildi. Avrupa’nın tam olarak örnek alınması 18. yüzyılın sonlarında olacaktı. Bundan böyle zayıf ülkelerin aydın tipi, kendi ülkelerinin boynuna zil takarak Batı dünyasına jurnal etmeye başladı ve  ülkelerini onların önüne attı. Bu ihanet  hâlâ devam etmektedir.

ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİĞER YAZARLAR

TÜMÜ

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X