Niyazi Pakyürek
Niyazi Pakyürek
E-Posta: YAZARIN TÜM YAZILARI

Medeniyet-Kültür-Millet-Devlet

İnsan tabiatının bütün dünyada esas olarak aynı olduğu kabul edilebilir. Bütün insanlar ve kültürler şahsiyetlerini oluşturan bireysel ve toplumsal amaçlarını tayin eden aynı temel ihtiyaçlar, gelenekler dürtüler ve arzular geliştirir.

İnsanlığın temel tabiatı aynıdır. Kültürel gelişme ve çöküş kanunu daima aynı kalır. Fakat farklı çevresel şartlara sahip olmakla değişik kültürel gruplar, dünyanın değişik bölgelerinde gelişirler ve binlerce yıllık tecrübeleri bu gruplara kendi sosyal ve psikolojik karakterlerini verir ve karakterleri çevresel uyarımlara karşılık hayatlarında gözüken bütün farklılıkları meydana getirir.

Müslüman toplum tek bir kültürel grup oluşturur. Başka kültürel gruplar gibi aynı gelişme ve çöküş kanunlarına tabidir; fakat aynı zamanda kendine has bazı hususiyetler de geliştirmiştir.

Bir canlı doğar, gelişir ve ölür. Türleri üremeye devam eder. Fakat kültür, kendini üremeyle devam etmez. Bir canlının dirilmesi imkânsızdır; fakat kültürün dirilmesi mümkündür.

İslam kültürünün ilk dirilişi- ki dirilmesi yarım asır sürmüş ve semeresi iki buçuk asır sonra alınan Moğol istilasından sonra olmuştur- bu emsali görülmemiş olaylar tarafından bile tamamiyle yok edilmemiş “tabii canlılığı” nedeniyledir. Bu olaylar Müslüman ülkelerin gerilemesine neden olmuş, bir üzüntü yaratmış, kısa zamanda yeniden toparlanmıştır. Müslüman kültürün, dirilişi kısmen ilk önce Türk köle ve askerlerinin taze kanının, daha sonra Moğol istilacılarının katılımı sebebiyle gerçekleşti; çünkü onlar göçebe atalarının gücünü ve canlılığını beraberinde getirerek İslamlaştılar.

Medeniyetler gelişir, düşer ve tekrar gelişirler. Mısır medeniyeti en az dört defa, Yunan-Roma-Bizans kültürü birçok defa zirveye çıkmış ve zirveden düşmüştür. Aynı şekilde Çin ve Hint kültürlerinde iki büyük oluşum yaşandı, üçüncüsü de 20 yy.’da başladı.

İslam  medeniyeti yedinci yüzyıldan on birinci yüzyıla kadar yükselişini sürdürdü. Daha sonra Moğol istilasıyla gelen öldürücü darbeye kadar geçen dönemde tedrici  bir gerilemeye geçti. Politik ve kültürel büyüklüğünün en önemli anıtları tamamıyla yok edildi. Fakat yine de ölmedi. Tekrar yükseldi ve ikinci yükselişini, topraklarının üzerinde dünyanın en büyük üç imparatorluğu olan Türk, İran ve Hint imparatorluklarının taşıdığı on üçüncü yüzyılın son on yılından 17 yüzyılın başından 19 yüzyılın ortalarına kadar olan her devrede tekrar gerileme gösterdi ve bu çalışma hemen hemen bütün  Müslüman ülkelerde üçüncü bir  yükselişin işaretleri olduğunu gösterir.

İslam kültürü, Arap putperestliğinin, Hellenizmin, Yahudiliğin, Hıristiyanlığın, Hind tıp ve matematiğinin, Çin mistisizminin ve simyasının doğru ve pratik olan değerli bölümlerini, insan hayatı ve düşüncesine yardımları doğrultusunda kendine mal etmiştir.

Hiçbir kültür tek bir düşünür gibi tamamiyle yeni başlangıç yapmaz. Geçmiş her zaman o günkü kültürlerle kaynaşmıştır ve ortaya çıkan yapıya bazı unsurlar kazandırmıştır. Devletler doğar ve ölürler. Fakat kültürler hiçbir zaman organizmalar gibi doğup ölmezler. Eski Yunan devlet olarak öldü, fakat ölümden sonra muazzam bir Yunan kültürü dünyaya yayıldı ve hâlâ Avrupa kültürünün içinde önemli bir unsur olarak yaşıyor. Yahudi devletleri artık yaşamıyor; fakat Yahudi kültürünün büyük bir bölümü Hırıstiyanlık ve İslam tarafından devralındı. Her kültür ve medeniyet, tedricen önceden var olan kültürden oluşur.

Her gelişen medeniyette kuvvetli olarak iş gören  asgari ahlaki değerler vardır ve bu ahlaki değerlerin yıkılışı, medeniyetin yıkılışıdır. Bağdad’daki  halifeliğin yıkılışı tamamiyle ne Moğol saldırıları ne de Kuzey Hıristiyan krallıkların saldırıları sonucunda İspanya Emevi Sultanlığı’nın çöküşü yüzündendir; aslında İslam dünyasının gerilemesi sadece Batı güçlerinin yayılmacı politikaları yüzünden değildir. Bunlar sadece gerilemenin yardımcı faktörleridir.

Milletlerin yükseliş ve gerilemelerinin temel şartları her zaman kendilerinden kaynaklanır. Her iki durumda da gerçek nedeni yüzyılların getirdiği dünya zevklerindeki lüks ve israfın kırgınlık, sosyal adaletsizlik, kıskançlık, düşmanlık, hile, tembellik ve miskinlik şeklinde sonuçlanması ve bunun da ahlaki ölçüleri tahrip etmesiydi. Bunların hapsi de servetin ürünüdür.

1700’den 1850’ye kadar süren ikinci gerilemede, her sahada olan ahlaki yozlaşma orijinal düşünceleri öldüren konformizim ile birleşti. Bu ahlaki yozlaşma olmadan İslâm’da kültürel bir çöküş olmazdı.

Bağdat’taki Abbasi Halifeliği’nde politik ve ahlaki çöküş dokuzuncu asırın ortalarında, İspanya Emevi Sultanlığı’nın ve Mısırdaki Fatımi Hanedanının yıkılışı on birinci asrın başlarında başlar.

Müslümanlar her yerde dayanışmayı kaybetmişti. Ve o gün bugün Müslümanlar arasında dayanışma daha çok yönetim seviyesinde hâlâ yoktur. Ne zaman olur bilemem.

ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİĞER YAZARLAR

TÜMÜ

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X