Niyazi Pakyürek
Niyazi Pakyürek
E-Posta: niyazipakyurek@olay.com.tr YAZARIN TÜM YAZILARI

Okkalı Tokat

Salih aga, Üsküp’te bizim komşumuz. Uzun boylu, başında püsküllü fesi,varlıklı mert ve cömert bir adamdı. Salih aganın bir tek işi vardır ki o da yaz aylarında üretilen meyve ve sebzeyi Üsküp’teki manav ve sebze haline toptan satmak.

Aile fertleri, bahçe ve tarlalarda ürettikleri meyve ve sebzeyi toplar, arabaya yükler hazır ederler. Salih aga bunları Üsküp haline götürür satar, ertesi gün aynı şekilde müşterisi manavlara da satar işi bitince doğru meyve bahçesine geri döner.  Bahçede kiraz ağaçları vardır. Salih aga geldiği zaman en büyük kiraz ağacının altına tozun kalkmaması için su serptirilir, hasır ve kilim döşenir bir yastık konur, Salih aga attan iner atı alıp bağlarlar kendisi için hazırlanan yere geçer önce sigarasını içer sonra dinlenmeye çekilir. O dinlenirken kimseden çıt çıkmaz. Bir iki saat sonra kalktığında yarına şehre gidecek mahsulun talimatını verir, atına biner ve gider.

Salih aga sabah namazından önce yola çıkar, sabah ezan vakti manavda olur, siparişleri teslim eder. Köyle şehir merkezi kuş uçuşu üç kilometredir. Bir gün yine ezan saatinde manava getirdiği kiraz sandıklarını indiriyor tam ayrılacağı sırada köyün minaresinden ezan sesi yükselmeye başlıyor. Dedem gür sesiyle sabah ezanını okuyor.

Hıristiyan olan manav ezan sesini duyunca ” vikay magara” (bağır eşek) der demez Salih aga, cebinde olan elini hızla çekerek manavın suratına tokadı patlatır. Tokadı yiyen manav ikincisini yememek için “çok özür dilerim, senin burada olduğunu düşünemedim” deyince Salih aga verdiği malın parasını alıp oradan ayrılıyor.
Sanatoryum’da Yatan Hıristiyan Genç

Köyün üstünde Vodna dağının orta kısmında denebilecek ormanlığın ortasında ciğer muarızlarının tedavi görmesi  için yapılmış Üsküp’ün  gözde bir merkezi. Burada üst düzey devlet memurlarının kendi ve aile yakınları hizmet görüyor.

Üniversite öğrencisi bir Hıristiyan genç aylarca havası çok temiz bu sanatoryumda tedavi görmüş. Dedemin çok gür, güzel sesi vardı ve daha önemlisi ezanları büyük bir samimiyet içinde okurdu. Yine bir sabah ezanını okurken delikanlı görevliden pencereyi açmasını istemiş, ezan bitene kadar dinlemiş. Hizmetçi ertesi günü ziyarete gelen delikanlının annesi ve babasına  durumu anlatmış.

Annesi oğluna ” her ezan vakti hocayı dinliyormuşsun” dediğinde genç: “Evet dinliyorum ve içim huzur doluyor, kendimi çok iyi hissediyorum” demiş. Dedem demişti ki:  Bir gün evin kapısı çalındı. Kapıyı açtığımda bir kadın biri genç iki erkek kapıda, içeri buyur ettim. Evin çardağına çıktık oturduk.
Gelen adam kendini tanıttıktan sonra yanındakilerin karısı ve çocuğu olduğunu söyledi. Elinde ambalajlı paketi uzatarak hediyeyi kabul etmemi söyledi. Gelenler Hıristiyan’dı. Adam bu arada kim olduğunu ve ziyaret sebebini anlatmaya başlamış. “Ben orduda generalim. Bu genç üniversite öğrencisi oğlum size yakın olan sanatoryumda  birkaç ay tedavi gördü. Sen minareden her ezan okuyuşunda oğlum pencereyi açtırıp dinlemiş ve her seferinde içinde bir rahatlama hissetmiş. Hep seni görmek teşekkür etmek isterdi, gelişimiz ondandır.”
Güzel sesle artistlik yapmadan samimiyetle okunan ezanın tesiri  böyle olur. Onun için müezzinler buna çok dikkat etmeli.

ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİĞER YAZARLAR

TÜMÜ

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X