Niyazi Pakyürek
Niyazi Pakyürek

Ünlü seyyahın gözüyle Bursa

Köşe Yazısını Dinle

Ortaçağın en büyük seyyahı hiç şüphesiz İbn Batuta’dır. 1304 yılında Fas’ın Tanca şehrinde doğdu. 1368 yılında Merakkeş kadısı iken vefat etti. İbn Haldun ondan bahseder. İbn Batuta’nın yaşadığı dönemde Türk- Moğol asrı dense yeridir. Seyahatname Türk tarihi bakımından önemlidir.

İbn Batuta seyahatnamesinde,” Bursa şehrine vardık diyerek Bursa’da gördüklerini anlatır: Bursa muazzam bir şehir; çarşıları güzel, caddeleri geniş. Bahçeler ve gür çaylar çeviriyor şehri.

Şehir dışında sıcak akan bir memba var; büyük bir göle dökülüyor. Onun üzerine iki hamam yapılmış; biri erkeklere, diğeri kadınlara ait. Hastalar uzak diyarlardan gelip bu kaplıcada şifa bulurlar. Burada yolcuların konaklayacağı bir zaviye vardır; gelen üç gün kalır ve doyurulur. Orayı Türkmen hükümdarlarından biri yaptırmış.

Bu şehirde, yiğitlerin büyüklerinden Ahı Şemseddin’in zaviyesinde konakladık. Orada misafirken aşure günü gelip çattı. Zaviye sahibi akşamleyin büyük bir ziyafet düzenledi, ordunun kurmaylarını ve halkı şölene davet etti. Beraberce iftar edildi. Güzel sesli hafızlar Kur’an okudular. Vaiz Mecdüddin Künevi (Konyalı) halka etkili bir vaaz verdi; sonra sema ve raksa kalktılar. O gece müthişti.

Mecdüddin, altın kalpli dindar kişilerdendir. Devamlı oruç tutar, üç günde bir iftar eder. Sadece kendi kazandığını yer o. Söylendiğine göre bugüne kadar hiç kimseden bir buğday tanesi bile almamıştır. Ne evi var, ne malı; sırtına geçirdiği libastan gayrı. Mezarlıkta uyur, meclislerde öğüt verir, her vaazında bir grup günahkâr tövbe eder önünde. Daha sonra görüşmek için aradımsa de bulamadım onu. Nihayet kabristana gittim, orada da bulamadım. Söylendiğine göre ortalıkta kimsecikler kalmayınca; herkes çekilip gidince varırmış kabristana.

Bursa’nın Sultanı İhtiyaruddin Urhan( Orhan) Bek’tir. Urhan( Orhan) Osmancuk’un oğludur. “Cuk” Türkçede küçük anlamına gelir. Bu Sultan, Türkmen hükümdarlarının mal, ülke ve askerce en büyüğüdür.

Onun kaleleri yüze yakındır. Vaktinin büyük kısmını buraları dolaşmakla geçirir. Her kalede bir müddet kalarak etrafı kolaçan etmek, eksikleri tamamlamakla uğraşır. Anlatılanlara göre hiçbir şehirde bir aydan fazla oturmaz, devamlı kafirlerle savaşır, onları kuşatırmış!

Zaten onun babası aldı Bursa’yı Rumların elinden almış. Onun kabri, şehir mescidinin kenarındadır. Burası eskiden Hıristiyanların kilisesi imiş.

Anlatılanlara göre baba Osmancuk (Osman Bey) İznik şehrini yirmi sene kuşatmış, fethedemeden vefat etmiş. Sonra oğlu kuşatmaya devam etmiş ve on iki yıl sonra fethetmiş. Ben onunla burada karşılaştım. Bana, kese kese dirhem gönderdi.

Sonra İznik şehrine yöneldik. Şehre gitmek için evvela köprü gibi bir yolu takip etmek gerekiyor. Oradan da ancak bir süvari geçebilir. Bu yüzden şehir iyi korunmuştur. Göl onu her yandan çeviriyor. Şimdi bomboş olan şehirde saray hizmetkarlarından birkaçı ve sultanın hanımı Beylun( Nilüfer) hatun oturuyor. Şehir ahalisine hükümranlık eden erdemli, iyi yürekli bir kadın…”

ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİĞER YAZARLAR

TÜMÜ

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X