Kıymetli okurlarım…
İşini hakkı ile yapan, işinin sınırlarını yani haddini bilen ve de kendisini bu konuda var eden toplumuna saygısı olan her meslek sahibi normal şartlarda başarılı olur. Böyle bir ön yazı ile başlamamın nedeni ne yazık ki meslek gruplarında da dejenerasyonların başlaması ve bunun ceremesini halkımızın çekeceği düşüncesi iledir. Üzülerek belirtmek istiyorum. Biz hekimlerde de kısmen sorumluluk ihmali olduğunu düşünerek oluşan boşluğu çok farklı meslek gruplarının aldığını görüyorum.
Kilo vermek için ilk yapılması gereken kuralın elinize verilen bir listeye uymanız olduğunu biliyoruz. Kısmen doğru da olsa yıllardır yazdığım gibi obezite sadece bir kaç tip beslenme listesi ile tedavi edilecek bir durum değildir. Kilo vermek tedavi olmak demek değildir. Yağlarınızdan kurtulup kaslarınızı korumanız temel esastır. İşin bu boyutu ne hikmet ise çoğunlukla atlanılmakta ve kilo ver de nasıl verirsen ver mantığı ön planda tutulmaktadır. Bu durumda bir kaç yıl sonra kalp damarlarında, boyun damarlarında belki de geç kalınmış bir tıkanma ile şanslı iseniz de inme veya kriz gelişmeden hekimin karşısına çıkabiliyorsunuz. Böyle bir çok hasta ile karşılaştığımı içtenlikle belirtmek isterim.
Yıllar önce bir makale okumuştum. Makalede şeker hapları tabii ki kan şekerinizi düşürür ancak bunu hareket ve düzenli bir beslenme ile şekillendirmezseniz olay kirleri toplayıp halının altına atmak gibidir denilmekte idi. Özellikle giderek artan teknolojik besin mamüllerinin rüzgarı karşısında dik durabilmek şeker hastalığı ile mücadelede ilk yapılması gerekendir. Unutulmasın ki bu rüzgar şeker hastalığını daha da körüklemektedir. Her geçen yıl nerede ise ergen olmamış çocuklar artık Tip 2 şeker hastası ve karaciğer yağlanması ile hekimlere koşuyorlar.
Kıymetli okurlarım. Gıdaların bazıları (Gıda tanımına uygun iseler) tamir edici, bazıları kan yapıcıdır. Bazıları kemiklere, gözlere, cilde, hormonlara, safra yapımına, tükürük, mide asidi, lenfa gibi sıvılara ve daha bir çok vücut bölgelerine yolculuk ederler. Bazıları ise tamir edici özelliği olmayıp sadece yağa dönüştürülerek (hızlı emilen şeker, nişasta vb) vücudun basen ve karın bölgelerinde zamanı gelince harcarız mantığı ile binlerce yıldır olduğu gibi biriktirilirler.
Kalori kısıtlayıcı diyetlerden ziyade verilen gıdaların vücutta neler yapabileceğini bilmek ve ona göre hastaları beslemek çok önemlidir. Günümüzün yaşam koşullarında ne yazık ki B12 ve D vitamini başta olmak üzere bazı vitamin ve mineraller, esansiyel yağ asitleri vücudumuzda yeterince bulunmuyor. Bunlara bir de beslenme konusunda yeterli destek sağlanamadığında ciddi sağlık sorunları bir müddet sonra karşımıza çıkabiliyor.
Genel anlamda sağlıklı beslenme ayrı, hastalıklara göre beslenme ayrı bir konudur. Ancak gıdanın içeriği ve vücutta izleyeceği yol kaloriden çok daha önce dikkate alınmalıdır. Statükocu yaklaşımlar artık geçerliliğini yitirmeye başlamıştır. Örneğin böbrek hastası bir bireyi ele alalım. Proteinden kaçınarak, kalori hesaplayarak ve karbonhidrata yönlendirerek kas kayıplarına, insülin direnci gelişimine ve ardından daha da ağırlaşan tansiyon yüksekliklerine yol açabilirsiniz. Bu bireylerde başta sodyum, potasyum ve fosfor oranlarının dikkate alınması gerekir. Son çalışmalar balık olarak levrek (buğulama, fırın, ızgara), keçi sütünden yapılan ürünler, mantar kaynaklı yemekler, makul miktarda tereyağı ve zeytinyağı, kepekli bulgur, makul miktarda yumurta almanın böbrek hastalıklarına yarar sağladığını belirtmektedir.
Ara ara hastalıklara göre beslenme konularını sizlerle paylaşacağım. Sağlıklı günler diler saygılar sunarım.

Flipboard