Kıymetli okurlarım. Yıllarca genellikle beslenme bilincine uzak ve buna bağlı olarak gelişen bir çok sıkıtıya sahip olan hastaları takip ve tedavi ettim. Beslenme bozukluğu emin olun düşünülenden kat kat daha fazla sıkıntılı durumlara yol açıyor. Beslenme konusunda bilinçli olmadığında karşımıza çıkan en önemli hastalıkların başında obezite gelmektedir. Obezitenin de geniş bir yelpazede ne gibi patolojik durumlara sebep olduğunu artık hepimiz biliyoruz.
Şunu iyi bildiğinizi sanıyorum. Hekim belirli bir donanıma elbette ki sahip olmalıdır. Bakılan her hasta da bu donanıma katkıda bulunup hekimin bilgi ve tecrübe dağarcığını geliştirir. Böylelikle sadece teorik bilgilere göre değil, gözlemlere de dayanarak daha iyi sonuçlar alınır. Bu durum bazen hekimi şaşırtacak, onlarca yıldır doğru bildiklerini sorgulatacak bir hâl de aldırabilir. Örneğin bundan çeyrek asır önce düşman ilân edilen yumurta için bugün günde 7 taneye kadar yiyebilirsiniz şeklinde açıklamalar yapılıyor. Yumurtanın bir çok vitamin, sağlıklı moleküller, proteinler ve mineraller içermesi ile bunun son derece besleyici ve iyi bir enerji kaynağı olan besin maddesi olduğu konusunda artık pek şüphe kalmamış gibi duruyor.
Beyaz ekmek ile tam buğday ekmeği konusunda da yanlış yönlendirildiğimizi düşünüyorum. Şeker hastalarına önerilen tam buğday ekmeğinin sanki kan şekerini normal bireyler kadar arttıracağına dair bir inanış var. Oysa 1 dilim (30 gram kadar) tam buğday ekmeği normal bireylerde kan şeker düzeyini 10 birim arttırısa şeker hastalarında 100 birime kadar arttırabilmektedir. Hem beyaz ekmekte hem de tam buğday ekmeğinde glisemik indeks değerleri birbirine çok yakındır.
Sosyal medya başta olmak üzere bazı iletişim kaynakları hayatımızı olumsuz etkileyebiliyor. İnsan acaba çıkar karşılığı olarak mı bazı bilgiler ortalığa saçılıyor demeden edemiyor. Bu nedenle siz okuyucularıma her zaman bağımsız bilim insanları tarafından yapılan çalışmalardan derlemeler aktarırım. Kimseye muhtaç olmayan, sponsora ihtiyacı olmayan bilim insanlarından bahsediyorum.
Sağlıklı, enerji yüklü bir vücut için de ilgisiz ve bilgisiz kişilerce yanlış yönlendirilebiliyoruz. Vücudumuzun enerjik olması için hücre içlerinde bulunan mitokondri denilen organcıkların sayısının fazla ve işlevlerinin son derece etkin olması gerekmektedir. Bunu enerji verdiği söylenen içeceklerde, kahve türevlerinde veya kafeinli bileşiklerde arıyoruz. Uyarıcılar ile enerji vericileri birbirine karıştırıyoruz. Oysa sağlıklı bir çok gıda son derece enerjik olmamızı sağlayabilir. Yumurta, doğal ortamında yetişmiş ve lif ile şeker oranı binlerce yıldır korunmuş halde günümüze kadar ulaşan bazı meyveler, çiğ kuruyemişler, sağlıklı yağlar, kefir ve yoğurt bunlardan bazılarıdır. Köy hayatını bilenler yukarıda yazdıklarıma katılacaklardır. Sabah erken saatlerde bu gıdalardan alıp oduna giden ve ileri yaşlarda olan birçok köy kökenli birey ara atıştırmalara gerek kalmadan bu enerji kaynakları ile akşamı bile ederdi.
Kolesterol yüksekliği konusunda sayısız çalışmalar yapılmıştır ve bir çok kardiyoloji uzmanı, nörolog, iç hastalıkları uzmanı hekim LDL kolesterol (Yaygın bilinen adı kötü kolesterol) düzeylerinin 100mg/dl ve altında olmasını önermektedirler. Kolesterolün oksitlenmesi ile damar yapısının bozulduğunu yıllarca yazan bir hekimim. Bu, kolesterolünüz normal seviyede olsa da gerçekleşebilecek bir durumdur. Ancak 2009 Yılı’nda 137 bin kalp krizi vakasının acile başvurduğunda alınan kan örneklerine baktığımızda hekim ve hasta arasındaki dağlar iyice zirveleşiyor. ABD, UCLA David Geffen Tıp Fakültesi’nde Kardiyovasküler Tıp Profesörü ve bu çalışmanın baş araştırmacısı Dr. Gregg C. Fonarow, “Çok ilginçtir ki kalp krizi geçiren hastaların neredeyse %75’i LDL kolesterol için önerilen düzeylerde idi’’ demektedir. Kafalar karıştıkça karışıyor ancak bu durum kolesterolün oksitlendiğinde tehlikeli olabileceğini haklı çıkarıyor.
Kıymetli okurlarım. Kirlettiğimiz dünyada stresten uzak durup sağlıklı beslenmek ve fizik aktivitemizi arttırmak emin olun hekim ve hasta arasındaki en kısa ve en doğru yoldur.
