Sevgili Olay okurları, Bursa’da geçen uzun bir hikayem, 22 bölüm halinde haftada iki gün (Çarşamba ve Pazar) olay.com.tr’de olacak.
İyi okumalar diliyorum…
1993 Bursa Festivali kapsamında son etkinlik olarak Pazar günü dünyanın değişik yerlerinden on beş ekibin katılacağı Liselerarası Halk Dansları Yarışması kalmıştı. Bir hafta önce yapılan toplantıda bana Macaristan ekibinin rehberliği düşmüştü. 8 Eylül 1993 Çarşamba günü ekip Uludağ Grand Yazıcı Otel’e geldiğinde saat daha on bir bile değildi. On beş ile on sekiz yaşları arasındaki kızlı erkekli otuza yakın genç önlerinde bavul ve çantalar kimi oturmuş, kimi ayakta resepsiyon önünde yorgun, uykulu yüzlerle beklemekteydi. Kafası yarı yarıya kelleşmiş, orta boylu, sarkık bıyıklı, atletik yapılı, kırk yaş civarındaki kişinin ekip başkanı olduğunu anladığım için ona yanaştım, kendimi tanıttım ama söylediklerimden bir şey anlamadı. Yanında esmer tenli, düz siyah saçları omuzlarında, ela gözlü, ince belli, dolgun göğüslü, güzel, çekici bir kız vardı. Boyu bir altmıştan az değildi. “Birine benziyor bu ama kime?” diye düşününce çok geçmeden aklıma İtalyan aktris Ornella Muti geldi. Bana dönerek :
“Adım Rita. Ekip başkanı Gabor İngilizce bilmediği için sözcülüğü ben yapacağım,” dedi. Yavaş konuşuyordu, telaffuzu da pek iyi değildi. Tokalaştık, iyi zaman geçireceğimizi umduğumu söyledim. Organizasyon komitesinden Şemsi Bey:
“Bir ekipten ancak otuz kişiyi ağırlayabileceğiz, fazladan kişiler varsa onların masrafları bize ait değil. Odalarına yerleşmeden önce şu formları doldurmaları gerekiyor,” dedi. Bu sözleri Rita’ya ilettikten sonra benden istediği bir şey olup olmadığını sordum. Ekip başkanıyla konuştu bir süre. Sonra:
“Gabor yemekten sonra iki sıralarında ekiple prova yapacak. Bunun için bir yer gösterilmesini istiyor,” dedi. Bunun gereğini yapacağımı söylememin ardından gençler Gabor’un bir sözüyle hareketlendiler, bir otel görevlisi eşliğinde kendilerine ayrılan odalara çıkmak için merdivenlere yöneldiler.
Öğle yemeğinden sonra ekibi prova için otelde ayrılan odalardan birine götürdüm. İçinde hiçbir şey olmayan, basık tavanlı büyük odada erkekler ve kızlar birbirlerinden uzakta bir yerde kümelendiler. Erkeklerin beyaz gömlek dışında üstlerindeki her şey siyahtı. Ellerinde uzunluğu kırk santimden az olmayan değnekler vardı. Fötr şapka takmışlardı, yelek ve diz hizasına kadar gelen çizmeler giymişlerdi. Biri hariç hepsi zayıf, sportmen bir görünüme sahipti. İki kişinin kilosunu üstünde taşıyan iri yarı genç ucunda yaprak şeklinde bir meşin olan uzun kordonlu bir kamçı tutuyordu. Kızlara gelince, onların kıyafetleri bir örnek olmaktan uzaktı. Kısa kollu, değişik renkli bluzlar, kat kat etekler giymişlerdi. Başlarında içi renkli bir sıvıyla dolu, üst kısmı dar bir silindir, alt kısmı küre şeklinde, kafaya iyi oturması için de tabanı içe oyuk bir şişe duruyordu. Ekibin iki de çalgıcısı vardı: Biri keman çalan toplu, kısa boylu ve kısa saçlı, sarışın bir kızdı, diğeriyse kendi ufak ama çaldığı enstrüman (kontrbas) büyük olan bir erkekti.
Gabor’un komutuyla prova başladı. Önce tek başına elinde kamçısıyla iri yarı genç odanın ortasına doğru yürüdü. Durduktan sonra kamçıyı giderek artan bir tempoyla başının üstünde çevirmeye başladı. Belli bir hıza ulaşan kamçının ucundaki meşinden “paat!” diye bir ses çıktı. Gabor’un “olmadı!” anlamına gelen baş sallaması üzerine oğlan aynı hareketleri bu defa daha hızlı, daha kuvvetli bir şekilde tekrarladı, ancak dördüncü tekrarda istenen şiddette bir “paat!” sesi çıkarabildi. Bunu önce müzik, ardından ellerinde değneklerle ortaya gelen on iki kişilik bir erkek grubu izledi. Grup değnekleri döndürmekten atıp tutmaya, bacak arasından geçirip yere bırakmaya ve şapkaları değiş tokuş etmeye varan bir dizi figür sergiledi. Onları değneklerin üstünden hoplamak, elleri çırpmak, çizmelerin tabanlarıyla yere sertçe vurup “rap rap!” sesleri çıkarmak takip etti. Bitirip kenara çekilince bu kez kızlar, başlarında yarıya kadar renkli sıvı dolu şişelerle, elleri bellerinde, tek sıra, şarkı söyleyerek ortaya yürüdüler. Onlar da erkeklerin değneklerle yaptıkları figürlere benzer şeyleri şişelerle yaptılar, şişeleri yere bıraktıktan sonra hep bir ağızdan kargaları kovalar gibi sesler çıkardılar. Bunu erkeklerin yeniden sahneye girip kızlarla el ele kol kola, temposu bazen yavaşlayan bazen hızlanan değişik figürler yapması izledi.
Birkaç kez tekrarlanan oyunu izlerken gözüm beş gün rehberliğini yapacağım gençlerin üstündeydi. Onları değişik özellikleriyle zihnime nakşetmeye çalıştım. Kızların hemen hepsi çocuksu, genç kızlığa yeni adım atmış bir görünümdeydi. Dördünün gözleri ela veya maviydi, biri dışında hiçbiri güzel, alımlı değildi. Tavşan dudaklı, ince uzun boylu bir oğlan çekingen, içe kapanık haliyle hemen dikkatimi çekti. Yanımda duran Rita ikinci ve üçüncü provalar esnasında sorularım üzerine oyuncular ve başka şeyler hakkında çeşitli bilgiler verdi:
“Kamçı sallayan çocuk Zoltan, dudağı yarık olan Çobo. Kızlar grubunun başını çeken ela gözlü kız Nikoletta ama arkadaşları ona Niki derler. Bunların içinde biraz İngilizce bilen Mariş var, şu kumral mavi gözlü kız. Bu önümüzdeki kızın adı Annamario ama ona da kısaca Ari diye hitap ederiz.”
Son cümlesi biraz önce aklımdan geçen “Biri dışında hiçbiri güzel, alımlı değil,” düşünceme o kızın adını söyleyerek bir katkı yapmış oldu. Annamario’nun da Rita gibi dolgun göğüsleri vardı.
“Ekibimizin koreografı Katalin, kısa adıyla Kata benim ablam, benden dokuz yaş büyük,” diye devam etti Rita. “Ben de öğrenciyim, lise üçe gidiyorum ama halk dansları oyuncusu değilim. Gabor iki kez evlenip boşandı, iki evliliğinden de birer çocuğu var, çocuklar onun yanında. Bu ekip birkaç defa ülke dışına çıktı. Budapeşte’ye çok yakın kırk bin bin nüfuslu Gyöngyös’ten geliyoruz. Gyöngyös elektrik santralleri, tahıl üretimi, üzüm ve şaraplarıyla ünlü bir yer,” diye açıklamalarını bitirdi Rita…
