Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Olay Haber
Olay E-Gazete
İlhan Ateş
İlhan Ateş

Macar Dansı -7

Köşe Yazısını Dinle

Kontrol görevi yapan ekipten elinde telsiz olanı yanıma yaklaşıp: 

“Bir an önce hareket etsek iyi olur, çok geciktik,” dedi.

Söyleyecek bir söz bulamadım, otellerin olduğu tarafa baktım. O anda bir kızın koşarak gelmekte olduğunu görmek bana yanıt verme olanağı sağladı, o rahatlıkla:

“İşte geliyor!” dedim. Yanımıza geldiğinde onun biraz önce otobüsten inen kız olmadığını anladım. Bu açılış yürüyüşü esnasında ekibin tabelasını taşıyan, arkadaşları arasında tek güzel kız, dolgun göğüslü Annamario veya kısa adıyla Ari idi. Rita’ya bir şeyler söyledi. Rita arka kapıdan otobüse bindi, az sonra elinde bir kutu ilaçla indi. İlaç kutusunu alan Ari süratle otele doğru yürümeye başladı.

​“Ne oldu, daha bekleyecek miyiz Rita?” diye sordum. Tedirginlikten sesimin kötü çıktığını, çatladığını fark ettim.

“Kız hastalanmış, Ari ona bakacak. Gidebiliriz artık,” dedi Rita umursamaz bir ses tonuyla.

Otobüs yarım saate yakın bir bekleyişten sonra hareket ettiğinde aklımdan geçenler Rita’nın sözlerinin çelişki taşıdığı, doğru konuşmadığı yönündeydi. Önce gelmeyen dört kişinin erkek olduğunu söylemişti, oysa onlardan biri Annamario idi. Hastalandığı söylenenle birlikte kız sayısı ikiye çıkmıştı. Anlaşılan kalanlar sevgiliydiler ve Uludağ’ın sessiz, ıssız ortamında gönüllerince bir gün yaşamayı planlıyorlardı. Ekip başkanının da bu işe çanak tuttuğu anlaşılıyordu.  

Otobüs hareket etti, rahatlamam gerekirdi ama gergindim. Muammer’le sohbet edecek veya camdan yeşilin her tonuyla dolu manzarayı seyredecek yerde gözlerim Rita ile Gabor’un üstündeydi, istesem de başka bir yere bakamazmışım gibi bir duygunun etkisi altındaydı. Rita sık sık sigara içiyor, zaman zaman arkasına dönüyor, heceleri aşırı uzatarak “Gaa-boor!” diyor, ona birşeyler anlatıyordu. Bu hitap şeklinin bir genç kızdan daha çok ellilik bir kadına yakıştığını düşünmeden edemedim. Gabor ise buzdolabı gibi soğuk, kısa yanıtlar veriyordu. Rita’nın yanında oturan Kata ile hiç konuşmuyor olması yine dikkatimi çekti. Aralarında bir abla kardeş sıcaklığını gösterecek bir belirti ilk iki günde olduğu gibi bugün de yoktu. Tip olarak da zaten tamamen birbirlerinden farklıydılar. “Ablası değilse neden onu ‘ablam’ diye tanıtmıştı bana?” sorusu kafama takıldı, buna bir yanıt bulmak için kendimi zorladım ama kafam sanki durmuştu, sadece Rita’nın o konuda bir hesabı olabileceği düşüncesi  dışında hiçbir şey aklıma gelmedi. 

Gerginliğim  fazla sürmedi çünkü minibüsten inip otobüse binen kontrol görevlisi  ekipten iki kişinin hoş sohbet tavırları sıkıntımı dağıtmaya yetti. Elinde telsiz taşıyan orta yaşlı ufak tefek adam kendisinin eski milli boksörlerden Arif Genç olduğunu söyleyince onu hemen hatırladım. Üniversitede okuduğum yıllarda onun hafif siklette iyi sonuçlar alan milli bir boksör olduğunu biliyordum. Çok güzel laz fıkraları anlatıyordu Arif. Bana o kadar sıcakkanlı biri olarak geldi ki dün Ömer’e bağıran adamın o olduğuna inanamadım. Müstehcen fıkralar anlatan iriyarı Faruk ise, göz ucuyla  Gabor’u işaret ederek:

​“Geçen yıl İzmir’de yapılan yarışmalarda en çok problem çıkaran ekiplerden biri Macaristan idi. Ekip başkanı yine bu adamdı, iyi tanırım onu, kılın tekidir !” dedi. İlginç geldi bu değerlendirme bana. Ben de göz ucuyla Rita’yı işaret ederek:

“O da var mıydı?” diye sordum. Kaşını kaldırarak hayır dedi. 

​“Madem çok problem çıkardılar, bu sene niye tekrar çağrıldılar ki? Yarışmalar sonunda komite bu yönde de bir değerlendirme yapmıyor mu?” 

​“Değerlendirmede o problemler önem arzetmiyor. İki bin yılında yapılacak olimpiyatın ev sahipliğini üstlenmek isteyen ülkeler arasında Türkiye de var. Bu gibi yarışmalarda alacağı iyi puanlarla Türkiye şansını artırma amacında. Komite için önemli nokta ekipleri memnun edip iyi puan alabilmek,” dedi Faruk bu işleri iyi bilen biri edasıyla.   ​

Muammer de havaya uyup fıkralar anlatınca bizim gruptan sık sık kahkahalar yükselmeye başladı. Macar ekibindeyse hâlâ uykulu bir hal vardı, pek sesleri çıkmıyordu. Rita’nın umursamazlığı, Gabor’un sevimsizliği bende oyunculara yakınlaşma isteği bırakmıyordu. Oysa gençlerle diyalog kurmayı, onlardan bazı Macarca kelime ve cümleler öğrenmeyi, bu arada bazıTürkçe kelime ve cümleleri de onlara öğretmeyi ilk zamanlar ne çok istemiştim. Diğer bazı  rehberlerle ekip başkanları ve oyuncular arasındaki şakalaşmaları, uyumu gördükçe onlara gıptayla bakıyordum.

Karacaali Gençlik Kampına vardığımızda vakit öğleye yaklaşıyordu. Otobüsten indiğimizde Rita bugün kendilerinin yalnız kalmak istediklerini, herhangi bir şeye ihtiyaç duyarlarsa beni bulacaklarını söylerken sesinin rengi “Kararımız kesin, seninle bir arada olmak istemiyoruz!” diyen türdendi. Önce biraz şaşırdım ama sonra bunun benim için de iyi olacağını düşünerek sevindim.

“Nasıl isterseniz, hareket akşam altıda, kalkış yeri yine burası,” dedim.

Otobüsten inen kız ve erkek oyuncular Gabor ve Rita’nın peşine takılarak köyün içine doğru yürümeye başladılar. Arkadan onlara baktığımda Macaristan ekibi bana diğer ekiplerden farklı bir havaya sahipmiş gibi göründü. Sanki soğuk savaş dönemindeki doğu bloku sporcularına benziyorlardı.  Ama az sonra böyle bir değerlendirmenin ne derece doğru olacağı kuşkusuna kapıldım. O zaman “Belki de böyle düşünmeme yol açan etken Gabor ve Rita’nın soğuk tavırları,  gençleri henüz yakından tanımıyorum ki,” diye karşıt bir düşünce içimde belirdi, ilkini dengeleyen bir ağırlığa ulaştı.

“Madem onlar bugün kendi başlarına olacaklar, o zaman ben de bizim polis arkadaşlara takılayım. Ne dersin?” diye sordu Muammer.

“Çok iyi olur, ben de diğer rehberlerin yanına giderim.” 

Muammer’in de ayrılmasıyla bir anda tek başıma kaldım, bir süre sağıma soluma baktım. Etrafta çok canlı bir görüntü vardı. Gençlerin bir kısmı mayolarını giymiş, denizin pek de temiz olmamasına aldırmadan yüzüyorlar veya suyun içinde toplarla oyun oynuyorlar, birbirlerine çeşitli şakalar yapıyorlardı. Kumanyalarını yiyenlerden bazıları ağaç altlarında sere serpe oturmuştu ama çoğunluk uzun masalarda toplanmıştı. Bir köşede kızlı erkekli bir grup coşkuyla voleybol oynarken, sadece erkeklerden oluşan bir başka grupsa daha ilerideki sahada karmaşa içinde bağrışa çağrışa futbol oynuyorlardı. Biraz onları seyrettim. Değişik ülkelerden gelmiş gençleri bir arada oynar durumda görmek hoşuma gitti. Birbirlerinin dillerinden anlamasalar da fark eden bir şey yoktu, topa elle veya ayakla vurmak yetiyordu. Bir ara top denize düştü, İsrailli oğlan topu almadan önce sekiz on kulaç attı, sonra daldı, ardından elinde top her tarafından sular damlaya damlaya gelip oyuna devam etti.


Avatar Seç KAPAT
BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR