Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Olay Haber
Olay E-Gazete
İlhan Ateş
İlhan Ateş

Macar Dansı – 8

Köşe Yazısını Dinle

Bir çay bahçesinde oturmuş sohbet edenler yanında, birbirlerine sarılanlar, öpüşenler, müzik eşliğinde dans edenler de eksik değildi. Biraz daha ilerlediğimde bir salondan gelen sesler duydum. Açık kapıdan içeri baktığımda yan yana aralıklarla duran dört masanın  ikisinde erkeklerin, ikisinde de kızların ping pong oynadıklarını gördüm. Erkeklerden birinin masasındaki oyun iddialı ve kaliteliydi, diğerleri orta seviyedeydiler, hatta bir masada oynayan kızlar iyiden iyiye acemiydiler. Fazla büyük olmayan diğer bir odada ise çekik gözlü Kazak kızlarının çalıştırıcıları nezaretinde sıkı bir şekilde prova yapmaları dikkatimi çekti. “Bunlar birinciliği kimseyle paylaşmak istemiyorlar anlaşılan, baksana herkesin aksine nasıl işi ciddiye alıyorlar,” diye düşündüm.

Birçok rehberi karşıdaki çay bahçesinde görünce oraya doğru yöneldim. Kendi aralarında yoğun bir sohbete dalmışlardı. O derece ki yanlarına yaklaşıncaya kadar beni fark etmediler. Önce neden geç kaldığımızın bir açıklamasını yapmak zorunda kaldım. Bunu anlatırken Romen ekibinin rehberliğini yapan oda arkadaşım Ömer’in bana acıyan bir şekilde baktığını fark ettim.

“Senin o Macarlarla işin iş, Allah kolaylık versin!” dedi.

Umursamaz görünmeyi tercih ederek:

“Sizin ekipler nasıl, memnun musunuz?” diye ortaya bir soru attım.

​“Benim diyaloğum çok iyi,” dedi Ömer. “Bir kere ekip başkanı olan adam folklor konusunda uzman, çok ilginç görüşleri var. Yalnız Romanya denince Türkiye’de hemen Romen hayat kadınlarının akla gelmesinden yakınıyor. O işi yapanların genelde çingeneler olduğunu söylüyor. Sonra  bir içkileri var, bir yudum aldım, ağzım yangın yerine döndü, nasıl içki o öyle ya!” diye ekledi.

Uzun boylu, gözlüklü,  yana taralı gür saçlarına henüz ak düşmemiş  Moldova rehberi İlker :

“Benimkiler çok fakir, yanlarında hiç para yok. Ekip başkanı herkesteki parayı toplamış, hepsi on dolar tutmuş. O parayı en gerekli yerde kullanacaklar. Gelirken yolda evden getirdikleri yiyeceklerle idare etmişler. Mustafa Bey’e söyleyeceğim, giderken hiç değilse onları evlerine götürecek kadar ekmek, peynir gibi şeyler versinler, dışarıda çay veya gazoz bile içemiyorlar,” dedi hüzünlü bir ses tonuyla.

Sovyetler Birliğinin dağılmasından, komünizmin çökmesinden sonra doğu bloku ülkelerinde ortaya çıkan görüntüler dünya kamuoyunun az ilgisini çekmemişti. Marketlerdeki boş raflar, kısıtlı tüketim malları, bir blucin edinmek için verilen uğraş batı toplumlarındaki insanlar için bir sır değildi. Serbest pazar ekonomisine geçilince raflar dolmaya, giyim kuşamlar çeşitlenmeye kısacası mala hücum dönemi başlamış, uzun yıllar sonra ilk kez özgür bir ortamda yaşamanın tadını alan insanlar bir süre bunun sarhoşluğunu yaşamış ama bu arada  fiyatlar da hızla artmıştı. Ufak bir kesim hızla zenginleşirken büyük bir kesim  devlet desteği kalktığı için yaşam standardı yönünden bir yerde eskisinden de daha kötü bir duruma düşmüştü. Bu, fuhuş sektörünün patlamasını tetiklemiş, ülke dışına çıkan,  bir kısmı da yüksek tahsilli birçok kadın bu yolla para kazanma arayışına girmiş, bir anda özellikle Karadeniz sahilleri Rus kadınların istilasına uğramış, birçok yuvalar bunlar yüzünden sarsıntı geçirmiş veya yıkılmıştı. Öte yandan ticarete yeni atılan Rusların başlattığı bavul ticareti İstanbul Laleli’de büyük bir canlılık yaratmış, bir bölümü kayıt dışı da olsa  buradan gelen para ülke ekonomisine olumlu katkıda bulunmuştu.

​“Benimkilerde para bol,” dedi Finlandiya rehberi Doğan. “Dün hepsi dolar bozdurdular. Otelin barına dizilip içkilerini de bir güzel içiyorlar. Evvelsi gece hızlarını alamamış, yanlarında bira şişeleri odalarına yakın merdivenlere uzanmış, hem içiyor hem de şarkı söylüyorlardı. Sonunda otel görevlileriyle yanlarına gidip ikaz ettim, o zaman odalarına çekildiler.”

Yaktığı sigarasından derin bir nefes çeken uzun, iri yarı Guatemala rehberi Mehmet önce gülümseyerek başını salladı sonra :

“Dikkat edin, gelenlerin çoğu eski doğu bloku ülkelerinden. Yemek içmek bol, otel dersen beş yıldızlı, onun için böyle yarışmaları dört gözle bekliyorlar. Nerde Almanya, Fransa, Hollanda veya başka zengin Avrupa ülkeleri? Yok işte, sadece bir Finlandiya var. Bu organizasyon için iki milyar lira ayrıldığı söyleniyor. Bence harcanan paraya yazık. Böyle boşa para harcayacak kadar zengin bir ülke miyiz biz? Ayrıca bu yarışma geçen yıl İzmir’de yapılmış, bu yıl da başka bir ülkede yapılsaydı ya!” dedi yumuşak bir ses tonuyla.   Lübnan ve Rusya rehberlerinin de adları Mehmet olunca “Mehmet Bey’i gördün mü?” sorusuna muhatap biri ister istemez “Hangi Mehmet?” diye sormak zorunda kalıyordu. Rusya’nın rehberi boyu bir ellilerde kısa biriydi. Lübnan rehberi orta boylu, bu üçüncü Mehmet ise cüsseli ve uzundu. Bu nedenle onları tarif ederken eli aşağıda tutmak Rusya rehberini, yukarda tutmak Guatemala rehberini anlatmaya yetiyordu. Üçüncüsüyse  “Lübnanlı Mehmet” olarak çağrılıyordu.

“Guatemala ekibinin dikkat çeken özellikleri var mı?” diye sordum.

“Valla, niye saklamalı, İspanyolcam öyle çeşitli konularda sorular sorup konuşacak düzeyde değil. Mesajları kısa bir şekilde iletme dışında yaptığım bir şey yok. Yalnız egzotik bir müzikleri var, oyunları bir halk efsanesini anlatıyor. Açılış merasiminde izlediniz, tempoları çok yavaş, yarışmada hiçbir şansları yok.”


Avatar Seç KAPAT
BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR