Dr. Mete Ekşioğlu
Dr. Mete Ekşioğlu
E-Posta: mete@olaygazetesi.com.tr YAZARIN TÜM YAZILARI

Debbağ ve intikamı

Ahiliğin başlangıcıdan bugüne derinin işlenmesini yapan kişilere debbağ denilir. Ülkemizde nadiren eski usul çalışanlar olsa da bu meslek artık modern metodlar ile yapılır hale gelmiştir. Bu insanlar dabakhanelerde dayanılması çok zor olan pis kokular altında iş yaparlar. Deriler bozulmasın diye önce tuzlarlar. Kireçle işleme tabi tutarlar, kıllarından arındırırlar, uzun süre havuzlarda bekletirler ve derinin kıvama gelmesini sağlarlar. Debbağ deriyi taştan taşa çalarak işlem yapar. Böylelikle bu pis işin intikamını da taştan taşa vurarak almış olur. İntikamın meyvesini de insanlar ceket, ayakkabı, çanta, kemer olarak üzerlerinde taşırlar. Derler ki bir adam debbağ olursa bir daha ömrünün sonuna kadar kötü koku duymaz.

Hiç düşündünüz mü vücudumuzun nelerden ibaret olduğunu? Anne karnında tek hücre iken bu hücreler bölünerek çoğalıyor ve sonuçta 110 trilyon hücreli bir canlı haline geliyoruz. Bu yenilenen hücrelerin parçacıkları ise gün boyu aldığımız yiyeceklerden gelmekte. Bu yiyecekler vücudumuzun bir parçası olmadan önce sindiriliyor, emiliyor, olabildiğince toksinlerinden ayrıştırılıyor ve sonuçta hem enerjimizi hem de sürekli yenilenen birçok hücremizin yeniden oluşumunu sağlıyor. Bu hesapla düşünürseniz asitli bir içecek içtiğinizde, bir gofret veya bir cips yediğinizde göz bölgenizde nasıl bir hücre oluşturabilirsiniz. Veya bu soruyu bir balık, bir sebze yemeği veya bir doğal yoğurt yediğinizde nasıl bir hücre olşturursunuz şeklinde soralım. Cevap kabak gibi ortada. Eğer arabanıza verdiğiniz kıymeti, kırışık bir gömleğiniz için gösterdiğiniz hassasiyeti gıdalar konusunda da göstermezseniz vücudunuz oluşturacağı yeni hücreler ve bunların fonksiyonları ile sizi bir debbağ gibi taştan taşa çalacak ama intikamın meyvesi debbağınkinden farklı olacaktır.

Elimizin altıda insanlık tarihinin fasiküllerinden oluşmuş 5 milyon yıllık bir kütüphane var. Buradaki bilgiler diyor ki, eğer geleneksel usullere göre gıdalarını alırsan ve sana verilen kaslarının ne görev için verildiğini bilip bunları çalıştırırsan kilo almaz, aldığın kiloları da verirsin. Ama genellikle kolaycı metodlar peşinde koşuyor ve bu nedenle bir umut bir hüsran kısır dengesinde dönüp dönüp duruyoruz. Bu kolaycı metodları da çoğu zaman maalesef bu işi bildiğini söyleyenlerden öğreniyoruz. Gıda özelliği olmayan bir çok yiyecek maddesini yiyor, hareket etmiyoruz. Bu durum bizim 5 milyon yıllık hafıza yüklü hücrelerimizin alışık olmadığı bir ortam hazırlıyor. Damarlarımızı bozan bir takım maddeler ortaya çıkıyor. Bu maddeler de bizi yavaş yavaş çürütüyor. Bu çürüme şeker, yüksek tansiyon, romatizmal ve allerjik hastalıklar, kas iskelet sistemi hastalıkları, nörolojik ve psikolojik rahatsızlıklar olarak kendini gösteriyor.

İşin bir farklı boyutu da şu: Obezite ve buna bağlı olarak gelişen kronik hastalıklar ne hikmetse sağlık ve beslenme konularında sayısız bilgi kaynağının halkın önüne serildiği günümüzde gelişmektedir. Bu garipliğin nedenini mutlaka bulursunuz. Sadece 10 dakika düşünün.

DOKUZUNU AL ALTISINDAN KAÇ

13.04.2020 de Cathy Cassata tarafından yazılan bir makale bu pandemi günlerinde alışveriş yaparken raf ömrü uzun olan gıdalardan besleyiciliği en çok olanlarını tercih etmenizi öneriyor. Çünkü şeker dahil bazı katkı maddeli gıdalar bizlere hem kilo aldırır hem de sağlığımızı bozar. Gıdanın içerdiği lif oranı, sağlıklı protein ve yağ oranı, antioksidanların miktarı çok önemlidir. Bunu pandemide kurabiyeleri, paketli kekleri, cipsleri depolarken mutlaka düşünmeliyiz. Raf ömrü uzatılırken bizim ömrümüz kısalmasın.

ilk yorumu sen yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

DİĞER YAZARLAR

TÜMÜ

BUGÜN EN ÇOK OKUNANLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz..
X